Engelli Çocuk Annesi Olmak

Yazan  Gülsüm İnal Karapınar | Halkla İlişkiler ve İletişim Uzmanı Pazartesi, 03 Eylül 2018 23:52
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Zordur anne olmak… Ama ondan çok daha zoru engelli çocuk annesi olmak… Mücadele ettikleri yüzlerce sorundan öte bir korkuları vardır o annelerin: “Ya evladımdan önce ölürsem!'” Ağızlarında değişmez duaları: “Allah’ım bana biçtiğin süre evladımla aynı olsun!”

Omuzlarında dağlarca yük taşıyabilen güçlü annelerdir onlar. Tükenmeyen enerjisiyle yuvasını ayakta tutmaya uğraşan; yüreğine nakşedilmiş annelik sabrını, sevgisini, dayanıklılığını son damlasına kadar kullanmaya çalışırken çoğu zaman yalnız bırakılan; sosyal yaşamı sıfırlanan; dışlanan; çareyi Yaradan’a sığınmakta bulan annelerdir onlar…

Bu öyle bir süreçtir ki dokuz ay boyunca nasıl bir çocuk olacağı, kime benzeyeceği, ona nasıl bir hayat sunulacağına dair kurulan hayaller bebeğin doğumu ile yok olur. Âdeta zaman durur. Gelecek denilen kavram tahayyül edilemez; geçen süreç ise hafızalardan kazınmak istenir. Rüyaları süsleyen ideal bebek ile mükemmel olmayan gerçek bebeğin arasındaki fark belirginleştikçe anne de kendi dünyasında yalnızlığa itilir.

Önce “şok evresi”nden geçer. Gerçek bütün soğukluğuyla çarpar yüzüne. Tamamen hazırlıksız olmasıdır yaşadığı ruhsal çöküntünün baş müsebbibi. Çaresizlik içinde kıvranır, durumu bir türlü kabul edemez. Ağlama krizleri içinde süresi meçhul gerçek bir trajedi yaşar. Yakın çevresi ile etkileşimini tamamen kesmiştir. En çok desteğe ihtiyaç duyulan, en kritik evredir bu. Eğer atlatmayı başaramazsa çok daha vahim sonuçlar doğurabilir.

Şok evresini atlatırsa ikinci evreye geçer: “inkâr” Çocuğundaki farklılığı kabul etmeyerek uzmandan uzmana dolaşır, çareler arar. Bekler ki biri çıkıp “Çocuğunda herhangi bir problem yok.” desin. Aslında asıl korku, engelin getireceği ek sorumluluklar, karşılaşacağı düşünülen zorluklar ve “Çocuğumuza ne olacak?” sorusunun oluşturduğu baskıdır.

Zamanla gerçeğin farkına varır ve “depresyon evresi”ne doğru sürüklenir. Bu aşırı yas bazen hayat boyu sürebilir. Çevresiyle ilişkilerini minimum düzeye indirir, sağlıklı bir çocuk özlemi duyar. Tüm çabalarına rağmen, çocuğunun durumunda herhangi bir değişiklik olmadığının farkına varır, yoğun bir üzüntü ve keder duygusu içinde kendisini umutsuz hisseder.

Süreç ilerledikçe karmaşık duygu durumları içerisine girer. Sevgi ve öfkeyi bir arada yaşar. Bu karmaşık duygular içerisinde ya kendini engelli çocuğuna tam adar ya da onu reddetme yolunu seçer. Gerçeği kabul etmeyerek çocuğundan yapabileceğinin fazlasını ister veya onun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelir.

Annenin yaşadığı duygular arasında üstesinden gelmesi en zor olanı suçluluk duygusudur. “Bu niye benim başıma geldi?”, “Ne hata yaptım ki bedelini ödüyorum?” şeklinde çocuğun özrüne kendisinin neden olduğunu ve geçmişte yaptığı bir hatadan dolayı cezalandırıldığını düşünür. Bu nedenle çocukla birlikte dışarıya çıkmak istemez ve çoğunlukla eve kapanmayı tercih eder. Toplumun çocuğa yönelik reddetme, acıma ve garipseme duygularıyla baş etmeye çalışır.

Bu şekilde birçok aşamadan geçer; sonunda farklı bir çocuğa sahip olduğunu ve neler yapabileceğini gerçekçi bir biçimde düşünmeye başlar. Yakınlarının da desteği ile çocuğuyla daha etkili, daha verimli bir ilişki oluşturmaya çalışır. Zamanla kendisi ve çocuğu hakkında birçok şey öğrenir. Böylece yalnız çocuğunun değil, kendisinin de zayıf tarafları olduğunu fark eder.

Durumu ne kadar çabuk kabul eder, ne kadar çabuk kendini toplarsa, hayatı o kadar çabuk düzene girer. Çünkü ancak kendisinin yardımı, sevgisi ve ilgisi ile ayakta durabilen bir çocuğa sahip olmak daha fazla sorumluluğu omuzlamak demektir.

Ailenin yaşamı çoğu zaman engelli çocuğun gereksinimleri etrafında döner. Bu gereksinimleri karşılamada anne daha fazla sorumluluk yüklenir; ilgisinin, vaktinin ve enerjisinin çoğunu engelli çocuğuna vermek durumunda kaldığı için zamanla eşinden ve diğer çocuklarından uzaklaşabilir. Bu nedenle zaman zaman engelli olmayan diğer kardeşlerde uyum ve davranış problemleri ortaya çıkabilir, evlilik ilişkisinde de bozulmalar yaşanabilir.

Hiç engelli bir çocuk annesinin yerine koydunuz mu kendinizi? Bir düşünün: Yirmi yaşına gelmiş, 1.80 m boyunda fakat zekâ yaşı yedi olan bir çocuğunuz var. Mütemadiyen çığlıklar atan, kafasını duvarlara vuran, yaklaşmaya çalışan herkesi ısıran, tuvalete gidip doğal ihtiyacını gideremeyen… Uykudan uyandığı andan itibaren yanından ayrılamıyorsunuz ve hiçbir yardımcınız yok. Onu bir saatliğine de olsa bırakıp kendinize zaman ayırmak şöyle dursun diğer çocuklarınızın ihtiyaçlarını ertelemek zorunda kalıyor, onlara sevgi göstermeye bile vakit bulamıyorsunuz. Çocuklarınız bu durumu görüyor, izliyor, hepsi yaşamak zorunda oldukları hayattan şikâyetleniyor içten içe, sessizce… Siz bunu biliyorsunuz, farkındasınız, acı içinde kıvranıyorsunuz fakat yapabilecek hiçbir şeyiniz yok. Buna bir de çocuğa yönelik maddi manevi ihtiyaçları tedarik etmek, evin düzenini, temizliğini, huzurunu var etmekle yükümlü olmak da ekleniyor.  Bunu üstlenen anne, ne denli bir iradeye sahiptir, bu yükü hangi raddeye kadar taşıyabilir? Ne kadar düşünürsek düşünelim gerçek, tahayyülün çok ama çok üzerindedir.

Ailelerde çoğu zaman engelli çocuğun temel bakımı anneye, finansal destek babaya düşmektedir. Toplum açısından en ideal çözüm olarak görünse de bu iş bölümü çoğu zaman babanın olayların tamamen dışında kalması ve bakım veren annenin tükenmesiyle sonuçlanmaktadır. Onun için özellikle babanın bu süreçte anneyi desteklemesi, onun duygu ve düşüncelerini dinlemesi ve iş yükünü paylaşması annenin zorluklarla baş etmesinde ciddi bir kolaylık sağlar. Araştırmalar gösteriyor ki eşinden destek gören kadınların ve engelli çocuklarının beden/ruh sağlıkları; destek görmeyen kadınlara oranla çok daha iyi durumda. İşte tam da bu sebeplerden dolayı engelli çocuğun bakımını üstlenen annelerin; arkadaşlarıyla buluşmak, bir hobiyle uğraşmak, sevdikleri sosyal faaliyetleri yapmak gibi kendilerini iyi hissedecek zaman dilimleri oluşturmasının ne derece önemli olduğu ortaya çıkıyor. Annenin bedensel/ruhsal yönden sağlıklı olması, pek çok güçlüğe sahip olan çocuklarına daha rahat destek olmasını sağlayacak, üzerindeki baskı azalınca sağlıklı çocuklarına zaman ayırabilmenin ve diğer görevlerini yerine getirebilmenin tarif edilemez iç huzurunu yaşayacaktır. Zira engelli olsun ya da olmasın her çocuğun hem ruhen hem bedenen sağlıklı, huzurlu, mutlu annelere ihtiyacı vardır.

Engelli ailelere destek konusunda toplum olarak bize düşen görevler de elbette vardır. Engelli birey denince çoğumuzun zihninde “acınacak birey” imajı canlanıyor. “Hepimiz engelli adayıyız.” derken bile aslında engelli olmanın “sıkıntılı, düşkünlük içeren bir hâl” olduğunu, vurgulamış oluyoruz bir bakıma. Fakat bizim asıl yapmamız gereken şey, engelliler için yasaların emrettiği görevleri yapmaktan; ayrımcılıktan, ötekileştirmekten ve

önyargılardan arınmış bir bakış açısı geliştirmekten da-ha da öte, gün ışığına çıkmamış muhteşem hikâyelerin kahramanları olan engelli annelerine destek olmaktır. Engelli olan çocuğuna bunca özveriyi gösteren anneler, takdiri en çok hak edenlerdir. Onlar, toplumun gönlündeki madalyasız kahramanlardır.

ENGELLİ ANNELERİNE TAVSİYELER

Bebeğiniz dünyaya geldiğinde arkadaşlarınızdan ve akrabalarınızdan ortak bir takım sosyal tepkiler gelmesi kaçınılmazdır. "Kaç kilo doğdu?", "Cinsiyeti ne?", “Kime benziyor?” gibi ardı arkası gelmeyen sorular… Bu sorular normal şartlarda gayet doğal karşılanırken doğan çocuk engelli ise insanlar; nasıl bir tepki verilmesi gerektiğini, ne söyleyeceklerini ya da soracaklarını bilemezler. Teselli mi etsinler, hiçbir şey olmamış gibi mi davransınlar, görmezden mi gelsinler?

Bazıları, bebeğiniz ve sizin için duyduğu üzüntüyü samimi bir şekilde dile getirebilirken bazıları ise herhangi bir art niyeti olmaksızın sadece doğru kelimeyi seçemediği için duygularını aktarmakta başarılı olamayabilir. Sizi rahatlatmayı amaçlarken aksine daha çok rahatsız edebilirler. “Bu da bir imtihan, sabret.” diyenler de olacaktır, "Daha kötü durumda olanlar da var, kıymetini bil.” diyenler de. Hatta daha ileri gidip "Allah kurtarsın!" diyenler de… Sizin neler hissettiğinizi asla tam olarak anlayamayacak olan bu kişilerin söylediklerini çok da yadırgamayın, muhtemelen onlar da ellerinden geldiğince yardımcı olmak için çabalıyorlar, sadece teselli etmek adına seçtikleri cümleler yanlış. Eğer bir arkadaşınız ya da akrabanızın çocuğunuzla ilgili sarf ettiği cümleler sizi üzüyorsa hassasiyetiniz geçene kadar onunla bir araya gelmemeye çalışın.

Eğer çocuğunuzun durumunu paylaşmak sizi rahatsız ediyorsa konuları daha farklı alanlara çekin fakat eğer rahatsız olmuyorsanız konuyu siz gündeme getirin ve çocuğunuzun problemleri hakkında açıkça konuşun. Şayet gelişim geriliği olan bir çocuğunuz varsa bazı insanlar ona gereğinden fazla yardımcı olmaya çalışabilir. Böyle biri olursa onu hemen durdurun ve bunun neden gereksiz olduğunu anlatın. Bunu yaparken de mümkün olduğunca nazik davranmaya çalışın. Eğer kabalık ederseniz o kişinin gerçekten ihtiyacı olan birine yardımcı olmasının önünü kesebilirsiniz.

Engeli dışarıdan fark edilir bir çocuğa sahip ailelerin ortak problemi, çevrelerinde gözlerini dikip öylece bakan insanların varlığıdır. Aslında birçoğu, çocuğunuza, çirkin bulduğu ya da acınacak hâlde olduğu için bakmaz, merakından bakar. Görmezden gelin. Şayet yapamıyorsanız o kişilerle konuşarak çocuğunuzun durumunu açıklayın. Eğer meraklarını dindirebilirlerse ilgileri de kaybolacaktır. Uzun uzun incelemek, genelde insanların farklı bir şey gördüklerinde verdikleri ilk tepkidir. Bu tip tepkilerin çocuğunuzu eve hapsetmesine asla izin vermeyin. Çocuğunuzla birlikte dışarı çıktıkça sosyal yaşantının bir parçası olarak kabul edileceksiniz, dolayısıyla bakışlar ve yorumlar da azalacaktır.

Bu kategoriden diğerleri: « Ait Olma İhtiyacı