Zihni Kemiren Hastalık: Obsesif Kompulsif Bozukluk

Yazan  Ayşe Handan Özkan Selim | Uzman Klinik Psikolog Salı, 02 Ekim 2018 21:49
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Birey istemediği hâlde zihne zorla giren, sıkıntı yaratan, yabancı, aşırı, tekrarlayıcı, kontrol edilmesi zor düşüncelere obsesyon (takıntı) adı verilir. Takıntılar, birçok alanda kendini gösterebilir:

Düzen ve simetri takıntıları: Bu kişiler, kendilerini ve çevrelerini korumak adına sıklıkla çevrelerine müdahale eder, endişeleri ile harmanlanmış hayaller üretebilirler. Örneğin, kendisine çok saçma gelmesine rağmen, her şey yerli yerinde olmazsa annelerinin kaza geçireceğine inanabilirler. Yüzlerinin bir tarafı yaralansa diğer taraf yaralanmadığı sürece kendilerini rahat hissedemeyebilirler.

Dinî takıntılar: Dinî konularda hassas kişilerde sık rastlanır. Bu kişiler yaşadıkları durumları inanç zayıflığının ve günahkârlığın bir belirtisi olarak görürler. Doğru-yanlış kavramları ile anormal biçimde ilgilenirler.

Bulaşma/Kirlenme takıntıları: En sık görülen takıntılardandır. Çevreleri tarafından aşırı titiz olarak tanımlanan bu kişiler, kirlendiklerinde duyacakları rahatsızlığı göze alamazlar. Kirlilikle ile ilgili kaygıları çok fazla zamanlarını alır. Diğer insanları aşırı pis bulabilirler, bu nedenle eve misafir çağırmak veya misafirliğe gitmek istemeyebilir, aile ilişkilerinde sıkıntı yaşayabilirler.

Zarar verme takıntıları: Elinde olmadan kendine zarar vereceğinden veya başkalarının kendisine zarar vereceğinden, utanılacak bir şey yapmaktan, yanlış, uygunsuz şeyler söylemekten korkabilirler.

Cinsel takıntılar: Sapkınlık derecesinde cinsel düşünce, görüntü veya dürtülere sahip olabilirler.

Kompulsiyon ise kontrol edilemez düşüncelerin oluşturduğu endişe hâli ile baş edebilmek için sergilenen belli başlı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

Sıklıkla el yıkama ve banyo yapma ihtiyacı hissetmek.

Tokalaşmaktan korkmak, hiç bir yere dokunmamak için azami gayret sarfetmek.

Kapıyı kilitlemiş olduğu hâlde defalarca kontrol etme ihtiyacı duymak.

Ocağı kapatıp kapatmadığını sürekli kontrol etmek.

Sürekli sayı sayma ihtiyacı ve belli sayıları tekrar etme isteği duymak.

Defalarca abdest almak, namazının kabul olmadığını düşünüp namazı sürekli tekrar etmek.

Değeri olmayan eşyaları haddinden fazla biriktirmek, toplamak.

Yemeği belirli bir sıraya göre yemek.

Rahatsız edici kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalmak.

Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları sürekli tekrarlamak.

İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı duymak.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ise, sürekli tekrar edilen ve belli başlı kalıp davranışları içeren bir rahatsızlıktır. Halk arasında takıntılı olma veya vesvese hâli olarak da isimlendirilir.

OKB tanısı almış takıntılı kişiler, içinde bulundukları eylemin saçma olduğunu bilmelerine rağmen belli davranış ve düşünce kalıplarının dışına çıkmakta sıkıntı yaşarlar. Kontrol edemedikleri düşünceler, korkular ve görüntüler sebebiyle huzursuzluk hissederler. Ancak onu yenmek için çaba sarf etmek yerine teslim olmayı tercih ederler. Teslimiyet noktasındaki temel zorlayıcı düşünce sorumluluktur. Eğer bu tekrarlayıcı hareketleri yapmazlarsa korktukları felaketin başlarına geleceğinden ve bundan tamamıyla kendilerinin sorumlu olacağından endişe duyarlar. Örneğin evden çıkmadan önce defalarca ütünün fişini çekip çekmediğini kontrol etmelerine rağmen tekrar tekrar eve dönüp kontrol etmek gibi. Bu rahatsız edici düşüncelere verilen tepkiler daha sonra bir kısır döngü yaratmakta ve hastalığın daha fazla yerleşmesine neden olmaktadır.

Her takıntılı düşünce ya da davranış OKB değildir. OKB’den söz edebilmek için bu düşünce ve davranışların; kişinin özel, sosyal, mesleki yaşamındaki işlevselliğini bozacak düzeyde ve şiddette olması gereklidir. Örneğin, bir ev hanımının tüm gününü temizlik ve düzene ayırması, çevresindekileri de düzeni bozmamaları için sürekli uyarması gibi.

OKB’nin ortaya çıkış sebepleri?

Biyolojik Nedenler: Beynimizde nöron adı verilen milyonlarca sinir hücresi vardır. Nöronlar elektrik sinyalleri yoluyla iletişim kurar. Bu sinyallerin nörondan nörona iletilmesi nörotransmitter adı verilen iletkenler sayesinde gerçekleşir. Araştırmalar, serotonin adı verilen nörotransmitterin seviyesinin düşmesi ile OKB gelişimi arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda serotonin dengesizliği; beynin sağduyu, planlama ve bedensel hareketlerle ilgili mesajları süzen bölgelerini etkileyerek OKB’ye yol açabilir. Ayrıca serotonin dengesizliğinin ebeveynden çocuğa geçtiğine dair kanıtlar da Obsesif Kompülsif Bozukluğun genetik olabileceğinin göstermektedir.

Çevresel Nedenler: Çevreden kaynaklanan stres verici olaylar, durumlar ve kişiler de OKB rahatsızlığının tetikleyicisi olabilmektedir.

Hayatın bir döneminde ağır bir hastalık geçirmek

Taciz veya istismara uğramak.

Yaşamsal döngüler veya değişiklikler...

İlişki problemleri yaşamak.

Travmalar, kazalar, ölümler...

Kendini sürekli kontrol etmek.

Ailede çok titiz ebeveynlerin olması, model oluşturabilmektedir.

Hastalığın seyri

OKB’nin genellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığı belirtilse de çok erken ya da çok geç yaşlarda da görülebilmektedir. Erkeklerde ortalama olarak 6-15 yaşlarında başlayan hastalık kadınlarda 20-29 yaşlarında ortaya çıkmaktadır. Hastalık genellikle yavaş yavaş şiddetini artırarak seyreder. Bazı kişilerde bu belirtiler toplumsal, mesleki işlevselliği bozacak boyuta ulaşabilir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk, başka psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte görülebilir. Bunlar anksiyete (sıkıntı) bozukluğu, panik bozukluk, madde bağımlılığı olabilir.

OKB tedavisi

OKB kendiliğinden geçen bir hastalık değildir, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. İlaç tedavisi ve bilişsel davranış terapisi olarak iki tedavi yöntemi vardır: Kişi yalnızca ilaç tedavisini, yalnızca terapiyi ya da her ikisini beraber seçebilir.

İlaç tedavisi: Antidepresanlar, selektif serotonin geri alım inhibitörleri OKB tedavisinde kullanılabilir. İlk aşamada belirtileri azaltmak için bir ilaçla tedaviye başlanır. İlacın etkisini göstermesi çok uzun zaman alabilir. Burada önemli olan nokta iyileşme hissedilse bile doktora danışmadan ilaçları bırakmamaktır. Çünkü ilaçları bırakmak belirtilerin tekrarlamasına neden olabilir.

Hastaların ilaç ve bilişsel davranış terapisine cevap vermedikleri şiddetli vakalarda Eloktrokonvulsif Terapi (EKT) veya beyin cerrahisi kullanılabilir. EKT’de hastanın başına elektrotlar takılır ve beyinde nörotransmitterlerin salınmasına sebep olan bir dizi elektrik şoku verilir.

Bilişsel davranış terapisi: Bilişsel davranış terapisinin hedefi, hastaların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve kaygılarının azalmasını sağlamaktır. Terapide hastalarda sıkça görülen abartılmış düşünceleri azaltmaya odaklanılır.

Başarılı bir tedavi için öncelikle kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır. Kişinin şikâyetleri ayrıntılı olarak dinlenir; birtakım testler kullanılarak hem tanı netleştirilir hem de rahatsızlığın boyutu ve şiddeti tespit edilir. Gerekli görülürse aile üyeleri de sürece dâhil edilir.

Tanı konduktan sonra terapi sürecine geçilir. OKB tedavisinde terapiye ve terapiste güven son derece önemlidir. Bu süreçte danışan, terapi odasında kendini güvende ve anlaşılır hissetmelidir.

En etkili tedavi yöntemlerinden biri de “Maruz Bırakma Terapisi”dir. Bu terapide hasta, korkulan bir nesneye ya da herhangi bir takıntıya kademeli olarak maruz bırakılarak kaygılarla sağlıklı bir şekilde mücadele etmesini öğrenir. Takıntılarla mücadele etmeyi öğrenmek kişiyi daha iyi bir yaşam kalitesine kavuşturabilir.

Bu kategoriden diğerleri: « Engelli Çocuk Annesi Olmak