KALBİN HASTALIKLARI

Yazan  Dr. Lamia Levent ABUL Salı, 28 Kasım 2017 10:00
Öğeyi Oyla
(4 oy)

Hakk’ın güzel örtüşü olmasaydı, âlemde bir amel kabule şayan olmazdı.

İbn Ataullah İskenderi

Ey salik! “Sen dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk et.” (Zümer, 39/2.) buyruğuna “Yalnızca sana ibadet eder, yalnızca senden yardım dileriz.” (Fatiha, 1/4.) duasıyla cevap verenlerden misin? Eğer ameline riya, gösteriş karışmış ise bu cevabı vermek zor olur ki çoğumuz bu kalbi hastalıklardan muzdaribiz. Hâlbuki Yüce Allah, ancak samimiyetle sadece kendisi için ve rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder. (Nesai, Cihad, 24.) 

Aciz, eksik ve zayıf kullar olarak; tüm mahlukatın ve kâinatın yaratıcısı, sonsuz güç ve kudret sahibi olan Yüce Yaratana layıkıvechile kulluk yapmak elbette haddimize değil. O kullarına şefkat nazarıyla bakar ve eksik ve noksanlıklarımızı güzel örtüşü ile örterek kabul eder. Yahya b. Muaz, “Biçare insan her ikisi de ayıplı olan bir beden ve kalpten mürekkep olduğu hâlde ayıpsız hüner ve irfan göstermek ister.” derken bu hakikati dile getirir. Biz insana düşen acziyetini itiraf ile niyetine halis ameller işlemeyi alıp gerisini Hak Teala’ya havale etmektir. Elbette Yüce Allah kendisine dayanıp güvenenleri mahcup etmez.

Şöyle bir kalbini yokla ey salik, bazen en halis dediğimiz amelde bile nefsimiz bizi yanıltabiliyor. Bazen farkında bile olmadan riyanın o sinsi ve gizli dehlizlerinde gezinebiliyoruz. Büyük mutasavvıf Muhasibi, Allah’a itaat ettiği ve O’ndan sevap beklediği hâlde, (bu itaatiyle) kullara yaranmayı isteyen kimsenin riyaya düştüğünü söylemektedir. Allah için yapılan bir amelin insanlar tarafından da bilinmesini istemeyi riyanın en hafifi olarak görür Muhasibi. Diğer taraftan ağır olan riya vardır ki, kulun Allah’a itaat ederken Allah’ı değil kulları murat etmesidir. Hak Teala böylesi şirke götüren bir riyadan korusun cümlemizi!

Muhasibi bu büyük kalbi hastalığı tahlil ederek sebeplerini göstermiştir meşhur kitabı er-Riaye’de. Kulun kalbinde riyayı yeşerten sebepleri, övülme isteği, yerilme ve kötülenme korkusu ve insanların elindekilere karşı hırsla dolu olmak şeklinde sıralamıştır. İnsan fıtraten yaptığı iyiliklerin insanlar tarafından bilinmesine meyyaldir. Zira insanlar onun Allah’a nasıl itaatkâr bir kul olduklarını bilsinler, etrafında pervane olsunlar, övsünler, izzet ve ikramda bulunsunlar ister. Kötülenmeyi ve yerilmeyi istemediği için de isteksizce de olsa itaatkârlık yapar. 

Allah ise her ne yapıyorsan sadece kendisine has kılarak yapılmasını ister ey salik. Unutma riya ve gösteriş karışan çok ameldense ihlasla yapılan az amel kabule daha şayandır. Allah kulunun sadece kendisine ibadet etmesini, sadece kendisine tazarru ve niyazda bulunmasını ister. Affetmeyeceği tek günah da uluhiyetine ortaklar koşulmasıdır: “…Kim Rabbine kavuşmayı ümit ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın.” (Kehf, 18/110.) 

Ey salik! Düşün ki, bizleri yaratan, yaşatan, rızıklandıran, öldüren ve diriltecek olan Hak Teala her türlü eksiklik ve kusurlardan beridir. O’nun için noksanlık düşünmek mümkün değildir zira tüm isim ve sıfatlarıyla en yetkin ve en mükemmel olandır. Hâlbuki biz insanoğlu zayıflık, eksiklik ve noksanlıklarla malulüz. O’nun kusursuzluğu ve kudreti karşısında biz aciz insanların elbette amellerinde, kulluğunda eksiklikler olacaktır. Ama Cenab-ı Hak kullarına olan sonsuz rahmet ve merhameti ile eksik ve noksanlıklarımızı örter de kabul eder. Bilir ki kulu, O’nu Rab olarak tanımış, aldatıcıların aldatmasına rağmen kulluk vazifelerini gücü yettiğince yerine getirmeye çalışmış ve O’na yönelmiştir. Niyet halis ise elbette Hak Teala ayıpları örtücü olarak kulunu mahcup etmeyecektir.

İbadetlerimizin, güzel amellerimizin kabulüne engel olan bir diğer kalbi hastalık ucup yani böbürlenmektir Ey salik! Yaptığın ameli ve ilmini çok ve büyük görmek, görüşünü iyi ve doğru kabul etmektir ucup. Hâlbuki ilmi de ameli de, sahip olduğumuz diğer bütün güzel hasletlerin ancak Cenab-ı Hakk’ın ikram ve ihsanı olarak görmek ve nefse pay biçmemektir kula düşen. Heyhat ki çoğumuz pençesine düştüğümüz bu hastalıkların farkında değiliz. Bunun en büyük sebebi de kibirdir. 

Yine büyük mutasavvıf Muhasibi’ye kulak verelim. Der ki, “Kibir büyüklenmektir. Kibir bazen kinden, bazen hasetten, bazen riyadan, bazen ucuptan olur. Ama başlangıcı hep insanın kendisini büyük görmesidir. Kendini böyle görünce büyüklenir; büyüklenince kimseyi beğenmez, yanına yaklaştırmaz, kendisinde bir yücelik görür, havalara girer, böbürlenir ve kendini beğenir. Kısaca kibir büyüklenmedir.” Kibrin en kötüsü ise ilim ve amelle yapılan kibirdir ki; ilmi tevazuunu artırmak yerine kibrini artırmış kimseler bu hastalığın pençesindeki en bedbahtlardır. 

Ey salik! Sadece kâfir ve asiler değil Müslüman ve abitler de Allah’tan gafil olurlar. Sakın şaşırma zira Allah’tan gafil olma; Allah’ın kendisine verdiği güzel şeyleri ve recayı düşünerek, biraz ibadet ve ilmiyle insanın kendisini aldatmasıdır. İnsanların çoğu bunlar yüzünden aldanırlar da hâlâ iyilerden olduğunu zannederler. Bazen de bilerek isyanda bulunurlar da affedilecekleri, kurtulacakları zehabına kapılırlar diyor Muhasibi. 

Manevi hastalıklarımız öyle çok ki ey salik ama bir yerlerden başlayıp tek tek tedavi etmek gerek. Kemalat yoluna talipsen ve halisane bir kul olmak için çabalarsan, eksiğini noksanını Settar olan Hak Teala örter de öyle kabul eder. Zira Yüce Mevla kâinattaki tüm çirkinlikleri ve kötülükleri setrettiği gibi kullarının da ayıp, hata ve günahlarını devamlı surette örterek onları bağışlamaktadır. Buna karşılık bizden istediği başkalarının kusurlarını örtmek ve kendi hatalarımızla meşgul olmamızdır. Sen nefsine, kendine dön! Sen sen ol, kendine yetecek kadar kusurun varken, başkasında hata arama!

Bu kategoriden diğerleri: « İNSANIN ALDANIŞI