Ne Selam Ver Ne Borçlu Çık!

Yazan  Dr. Elif ARSLAN Pazar, 31 Aralık 2017 22:51
Öğeyi Oyla
(3 oy)

“İyi günler!” dedi gülümseyerek.

“Acaba nereden tanıyorum bu kadını?” diye düşünürken, o bana yaklaşıyordu. Hâlâ yüzüme bakıp gülümsüyordu. Yaklaştıkça neredeyse tamamen emin oldum. Bana gülümseyerek bakan bu kadını tanımıyorum. O hâlde neden selam veriyor bana? Birine benzetti herhâlde. Yok yok, kime benzetecek beni. Yoksa kapkaççı falan mı? Gayri ihtiyari elim çantama gitti. Daha sıkı kavradım çantamı. “Ne isteyecek acaba benden?” diye kuşkuyla bakarken kadına, durup dinlesem mi, hiç duymamış gibi yapıp geçsem mi karar veremedim. Benim bu tereddütlü hâlimden cesaret almış olsa gerek, daha da yaklaştı. Tedirgin oldum giyimi ne köylü ne şehirli bu kadından. Acaba bir dilenci mi, “Hastaneye çocuğumu getirdim, bir aydır buralardayım. Memlekete geri dönecek paramız kalmadı.” deyip para mı isteyecek benden. Bir şey soracağım bahanesiyle elini çantama mı atacak? Hayır, para vermek bir şey değil ama kandırılmak insanın zoruna gidiyor. Israrla gözlerimin içine bakıyor, gülümsüyor. Kim bilir neler geçiyor kafasından? Allah Allah! Sabah sabah başka işim yok mu benim! Ben içimden “Lâ havle” çekerken bakışlarındaki o çeldirici ışık söndü sanki birden kadının. Anladı tabii, benden bir şey koparamayacağını. Bir taraftan da yürümeye devam ediyoruz birbirimize doğru. Yan yana geldiğimizde kaçamak bir bakışını daha yakaladım. Hayal kırıklığı ve üzüntü okudum bu son bakışlarında. Belki de sadece yol soracaktı. Ya da tanıdığı birine benzetmişti beni. Yoksa emin olmamalı mıydım tanımadığımdan? Cevap verse miydim? Amaaan her neyse… Bu zamanda kimseye güvenilmiyor. Tanımadığım birinin selamına karşılık vermedim diye içim içimi yiyecek değil. “Selam verdim borçlu çıktım.” derler ya, böylelerinin selamını alınca borçlu çıkıyorsun. Üstelik acelem var; kafamda planlarım, arkadaşlarıma anlatacaklarım, alışveriş listem, patronumun beklediği rapor, çocuğumun sipariş ettiği oyuncak, alt komşuyla görülecek hesabım ve daha çoook işim var benim. Haksız mıyım?

Düşmanları kardeş kılan dokunuş

Sorunuza cevap vermeden önce sizi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Beni tanımıyorsunuz. Nasıl göründüğümü de bilmiyorsunuz. Bu yüzden karşılık verir misiniz bilmiyorum ama size selam vermek istedim.

Anlattığınız hikâyeyi bir de karşı tarafın dilinden dinlemek ister misiniz? Daha doğrusu bakış açısından görmek… Dilim döndüğünce ben anlatacağım.

Uzun zamandan beri yolda karşılaştığı insanlara selam vermeyi, en azından gülümseyip bir baş selamıyla mutlu olmayı âdet edindi Songül Hanım. Mutlu etmeyi demiyorum çünkü çoğu zaman mutlu ettiğinden emin olamıyor. Ama yine de vazgeçmiyor. Selamı yaymanın kendi görevi olduğuna inanıyor zira. Her sabah asansöre bindiğinde gözlerini kendisinden kaçıran komşularına selam vermeye devam ediyor mesela. Aslında fark etmiyor değil muhataplarının duygu ve düşüncelerinin yüzlerine yansımalarını. Tam da bu yüzden ısrarla selam veriyor. “İnsanların birbirlerinin yüzlerine bakmalarına, birbirlerine gülümsemelerine mani olan bu duvarları kaldırabiliriz. Bu uçurumları kapatabiliriz ve kapatmalıyız. Güvensizlik değil güven esas olmalı. Tıpkı çocukluğumdaki gibi…” diyor. Tıpkı, Allah Resulü’nün tavsiye ettiği gibi sadece tanıdıklarımıza değil, tanımadıklarımıza da selam vermeliyiz. O sabah sizden önce belki de on kişiye selam verdi. En iyi karşılık veren, gözlerini kaçırarak ve tereddütle aldı selamını. Sizin selamını alacağınıza dair kuvvetli bir ümit oluşmuştu aslında içinde. Çünkü az önce eşiyle yürürken başındaki şapkasını saygıyla çıkarıp sizi selamlayan beyefendiye memnuniyetle mukabele etmiştiniz. “İşte!” dedi, “Selama selamla karşılık veren biri!” Mutluluktan gözleri parladı; “İyi günler!” dedi gülümseyerek…

Ön yargılarımızın, korkularımızın, düşünmeksizin kabul ettiğimiz “doğru”larımızın çok olduğunu biliyor Songül Hanım. Bu yüzden siz selamını almayıp ona kuşkuyla bakınca gözlerindeki ışık söndü ama vazgeçmedi. “…Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.” (Müslim, İman, 93.) hadisini bir müjde olarak kabul edip “olacak” diyor. Birbirlerine düşman Evs ve Hazrec kabilelerini kardeşler kılan ilk dokunuş bir “selam” tavsiyesi değil miydi? Birbirimizi fark etmeyi ve sevmeyi öğreneceğiz.  Bu tavrını naiflik olarak yorumlayanlara aldırmıyor bile. “Efendimizin, kişinin sadece tanıdıklarına selam vermesini kıyamet alameti olarak değerlendirdiğini bile bile nasıl sadece tanıdıklarıma selam vereyim ki…” diye düşünüyor. Hem selamını büyük bir memnuniyetle alıp daha iyisiyle mukabele eden insanlar da var. Onlarla iki üç saniyelik karşılaşmalarında aynı binanın tuğlalarını ördüklerini konuşuyorlar aslında uzun uzun muhabbetle ve umutla.

Bu kategoriden diğerleri: Göz Mideden Büyüktür »