Tövbe

Yazan  Prof. Dr. Ali Erbaş | Diyanet İşleri Başkanı Çarşamba, 05 Aralık 2018 12:19
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Yüce dinimiz İslam, saygın ve üstün vasıflarla donatılmakla birlikte, aynı zamanda çeşitli zaaflarla yüklü bir varlık olarak dünyaya gelen insanın, düşünce ve aksiyon planında zaaf ve sapmalara yenilmeden kulluk yolculuğuna devam edebilmesi için her daim yolunu ve ufkunu aydınlatmaktadır. Yaşadığı dünya hayatında Rabbinin rızasına ulaşmayı nihai hedef edinen insanın bu menzile ulaşabilmesi ve nihayetinde ilahî nusrete kavuşabilmesi için iradesini Allah’ın muradıyla buluşturması gerekir. Aksi hâlde insanın yeryüzü serüveninde savrulmalar yaşaması, istikamet ve eksen kaymasına maruz kalarak günahlar tarafından kuşatılması kaçınılmazdır. Zira günah kavramıyla şöhret bulan durum, yaratıcının belirlediği çizgilerin ihlal edilmesini ve sınırlı varlık insandan sadır olması imkân dâhilindeki menfi tutum, tavır ve eylemleri ifade etmektedir. Bu noktada, günaha düçar olan mümin için, yolunu ve yönünü yeniden tayin eden deniz feneri mesabesindeki en önemli kılavuz tövbedir. Bu yönüyle tövbe, günah işleyebilme potansiyeline sahip bir varlık olan insana, Yüce Allah’tan armağan edilmiş bir kurtuluş ve arınma muştusudur. Çünkü esasında her türlü günahtan sakınmamızı isteyen Rabbimiz, biz kullarının hatasız ve günahsız bir hayata güç yetirmeyeceğini bildiği için, günahta ısrar etmemeyi ve işlenen günaha vakit kaybetmeden tövbe etmeyi, günah işlememekten daha çok vurgulamaktadır. Vahyin ışığıyla yolumuzu aydınlatan Sevgili Peygamberimizin; “Eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan isterler, Allah da onları bağışlar.” (Müslim, Tevbe, 11, [2106]) buyurması, söz konusu hakikatin izahı ve doğru anlaşılması açısından önemli bir referanstır. Aynı şekilde, Efendimizin, kul tövbe ettiğinde Allah’ın, yitiğini çölde bulan kimsenin sevinmesinden daha çok sevineceğini müjdeleyen (bkz. Buhari, Deavât, 4.) hadis-i şerifi, Rabbimizin günahkâr kullarına merhametini ve onları tövbe ile arınmaya teşvik etmesini anlatan çarpıcı bir benzetmedir.

Sahip olduğu iyi ve güzel davranışlarının kişiyi sevindirmesi, kötü eylemlerinin de üzüp vicdan ikliminde huzursuzluk yaratması, İslam’la neşvünema bulmuş bünyedeki imanın en önemli tezahürlerindendir. Günahların kişideki söz konusu tesiri, esasen tövbenin Müslümanda fıtraten kendiliğinden gelişen bir netice olduğunu bizlere göstermektedir. Bu açıdan tövbe; kulun, kendisine şah damarından daha yakın olan Rabbine doğru emin adımlarla yürüyerek yol aldığı tabii bir limandır. Günah denizinde vurgun yiyen insan için bu sığınaktan daha sükûnetli ve güvenilir bir karargâh düşünülemez. Bu boyutuyla tövbe, günah gerçeği ile ilk yüzleşen insan ve aynı zamanda ilk peygamber olan Hz. Âdem’in eşyayı öğrenme sürecinin sonunda Allah’la yeniden iletişim kurmasına vesile olan değerli bir eylemdir. Dolayısıyla tövbe, günahlardan arınmanın, Rabbimizle ahdimizi ve akdimizi yenilemenin; örselenen zihin ve gönül dünyamızı yeniden ihya etmenin en güzel vesilesidir. Nitekim günde yetmiş defadan fazla Allah’tan bağışlama dileyip tövbe ettiğini bizzat ifade eden Peygamber Efendimizin (bkz. Buhari, Deavât, 3.); “Günahtan tövbe eden kimse, hiç günahı olmayan kimse gibidir.” (İbn Mâce, Zühd, 30.) hadis-i şerifi de bu hususu taçlandıran ve tövbenin müminler için vazgeçilmez bir ahlak ve her daim yeni başlangıçlara kapı aralayan bir müjde olduğunu ifade etmektedir.

Tövbe, Kur’an ve sünnet ilkeleri ile yaşanan bir hayatın neticesinde asil bir duruşun tezahürü olarak ortaya çıkan ve Cenab-ı Hakk’ın bizlerden ne istediğini bilme ve onu davranışlara dönüştürme gayreti olarak tebarüz eden istikametin nirengi noktasıdır. Bu açıdan tövbe, kişinin kulluk yolculuğunda savrulmalar yaşamaması için imanın içselleştirilerek tahkiki boyuta taşınması, kulluğun özle buluşması ve ahlakın ideal boyutta yaşanması noktasında hayati bir fonksiyon icra etmektedir. Buradan hareketle ifade edelim ki, önemsemeyerek küçük günahlarla meşguliyeti devam ettirmek ne denli hatalı bir yaklaşım ise Allah’ın rahmetinden ümidi keserek kulluk istikametinden ayrılıp bazı çıkmaz sokaklara girmek de o derece yanlış bir yönelimdir. Buna göre, elimizi uzatma mesafesinde olan ve son nefesimize kadar bize yarenlik eden halisane bir tövbe; var olmanın, ayakta durmanın, nefisle mücadelenin ve dosdoğru yola revan olmanın diğer bir adıdır.

Bu sebeple, sağlam bir imanla Rablerine bağlananlar, Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümidini kesmemelidir. Nitekim hayat kaynağımız Kur’an-ı Kerim’deki; “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’” (Zümer, 39/53.) şeklinde Hz. Peygambere yapılan hitap, bizlere istikamet ve umut üzere huzurlu bir yaşamın anahtarını sunmaktadır. Bu yönüyle dinamik, kararlı ve istikrarlı bir mümin portresini daima gözden geçirmemize imkân sağlayan, hesap gününde Allah’ın huzuruna günah yüküyle çıkmamak için bizleri bu dünyada iken tedbir almaya teşvik eden tövbe, Cenab-ı Hakk’ın rızasına dönük dosdoğru şekilde mesafe kat etmedeki en sadık yardımcımızdır.

Bizleri doğrudan Rabbimize yaklaştırıp imanımızı kuvvetlendiren, O’nun emir ve yasaklarına uyma konusunda nefsimizi/irademizi güçlendiren ve nihayetinde bizi sekinetle buluşturup pas tutan kalplerimizi cilalandıran tövbenin ideal boyutta yaşantımızda yer edinebilmesinin birtakım öncülleri bulunmaktadır. Buna göre tövbe süreci öncelikle, bilerek ya da bilmeyerek işlenen günahlardan dolayı kişinin bütün dünyasını etkileyen derin bir pişmanlıkla uç vermelidir. Söz konusu aşama, aklı ve tefekkürü söz, tutum ve davranışlara hâkim kılma şeklinde ifade edebileceğimiz muhasebe ameliyesini işlevsel kılması cihetiyle bahse konu tövbenin farkındalık boyutudur. Kişinin resmedilen süreci her yönüyle görmesine yardımcı olacak bir ikrarla, kendisi ve potansiyeliyle yüzleşerek tanışmasını ifade eden bu merhaleyi, işlenen günahı zihin ve gönül arşivinden silip sonrasında kati surette bu türden bir davranışa yönelmemeyi temin edecek azmetme, nefsin telkin ve tekliflerine bariyerler çekme kararlılığı takip etmelidir. Bu da; “Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin…” (Tahrîm, 66/8.) ayetiyle, atılan okun bir daha geri dönmemesi gibi eski davranışlara geri dönüşün imkânsızlığını deklare eden muhkem bir tutum ve tavrı ifade etmektedir.

Sözü edilen mukaddimeden sonra kişinin irade ve duygusunu tamir süreci olarak karşımıza çıkan ve tövbeyle asıl hedeflenen boyut olan inşa süreci göze çarpmaktadır. Bu da kişiye manevi tatmin duygusunu veren, onun Cenab-ı Hak’la kurduğu bağlantıyı tazeleyip sağlamlaştırmasına vesile olan ve dinî literatürde “salih amel” olarak bilinen eylemlerle yansıma bulmaktadır. Kişinin kendisi ve başkaları için yararlı davranışlarda bulunarak belirli bir manevi olgunluğa erişmesi ise Kur’an’da genellikle tövbe bağlamında zikredilen “durumunu düzeltme” olarak karşımıza çıkmaktadır. Buraya kadar bahsedilen kazanımları, geri dönüşü olmayan sağlam ve nihai bir kararla kalıcı hâle getirip kemal noktaya çıkarma gayretiyle de tövbe süreci tamamlanmış olmaktadır. Nitekim “Şüphe yok ki ben, tövbe edip iman eden ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.” (Tâhâ, 20/82.) ayeti, buraya kadar ortaya konan fotoğrafı özetler mahiyetteki bir teminattır.

Bu itibarla, tövbeyle günahlardan arınmış, iyilik ve doğruluk yolunda yaşadığımız bir hayatın ahiretimizi mamur etmesi temennisiyle, bizleri sırat-ı müstakim çizgisi üzerinde sabit kılmasını ve kulluk yolculuğumuzda her daim rahmet ve inayetini bizlerden esirgememesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu kategoriden diğerleri: « Peygamberimiz ve Gençlik