Bir Mucize Olsa

Yazan  Cânân Cehri Akyol | Diyanet İşleri Uzman Yardımcısı Salı, 04 Aralık 2018 21:51
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Gün geceye nasıl bağlanmışsa ya da gece gündüze, insanın hayalleri de “azim ve sebata” öylece bağlanmıştır. Peşi sıra takip ederler birbirlerini. Azim ve sebat göstererek amacına adanmış gönüllerde öyle bir ruh vardır ki tüm beşeriyeti gayrete getirir. Âdeta cümle âlemi yardımcı olmak adına seferber eder. Ve bir de bakarsınız hedefe giden yolun taşları el birliği ile döşenir. İşte “Mucize bu!” dediğimiz pek çok şey aslında, emek ve alın terinin, istikrarlı bir ilerleyişin hatırına Yaradan’ın ihsan ettiği nimetlerdir.

Kim istemez ki hayallerini kurduğu, düşlerinde gördüğü o şeyi elde etmenin kolay ve kısa bir yolu olsun. Bir mucize gerçekleşsin de hayal ettiği şeye bir anda kavuşsun. Âdemoğlunun bu aceleciliğini iyi bilen Yüce Yaradan, işin sırrını “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 53/39.) ayetiyle açıklar. Öyleyse ısrarla kapıyı çalanlar, içeri girecek bir yol bulur; pes etmeden yolu arşınlayanlar zirveyi görür.

Bir zamanlar minik bir karıncanın başından geçenler de bu hakikati anlatır bizlere. Hikâye bu ya minik karınca yıllardır eteklerinde yaşadığı dağın zirvesine çıkıp arkasındaki sırra vakıf olmak istermiş. Ama bir türlü dağa tırmanmaya başlayamazmış. Zira minicik bacaklarıyla arşınlayacağı yol, onu korkuturmuş. Bu yüzden kestirme bir yol arayıp durmuş yıllarca. Sonra bir mancınık yapıp kendini zirveye fırlatmak istemiş. Onun, küçücük bedeniyle yaptığı mancınık da bir işe yaramamış. Kendini ancak bir arpa boyu uzağa fırlatabilmiş. Dağı delip bir tünel yaparak karşıya geçmek iyi bir fikir gibi görünmüşse de taşları oymaya çalışırken az kalsın ezilecekmiş. “Bir mucize olsa! Büyük bir kuş pençesine alsa beni, uçurup zirveye ulaştırsa kolayca…” diye düşünerek günlerce bir taşın üzerinde beklemiş. Ama nafile… Ne gelen varmış ne de giden. Sonunda yolu ancak yürüyerek tüketebileceğini anlamış. Yağmur çamur, gece gündüz demeden yürümüş. Çok yorulmuş. Pes etmeyi düşünmüş; gücü tükenecek, olduğu yerden bir adım ileriye gidemeyecekmiş gibi hissetmiş kimi zaman. “Bu bacaklar küçük, olsun, azmim bu bacaklardan daha büyük ya!” demiş ve yolun uzunluğuna, barındırdığı tehlikelere aldırmadan sebatla ilerlemeye devam etmiş. Havanın soğumaya başladığı bir gün, mecali tükenmek üzereyken kuvvetli bir rüzgâr karıncanın minik bedenini önüne kattığı gibi uçurmaya başlamış. İlk önce korkmuş, sonra zirveye doğru uçtuğunu fark edince sevinmiş. Bir müddet sonra hava yumuşamış, rüzgâr dinmiş. Bir yaprak tanesine tutunan minik karınca da yavaş yavaş aşağı doğru süzülmüş. Arkasına bakıp bir hayli yol katettiğini görünce böyle bir yardımla onu desteklediği için Allah’a şükretmiş. Günler geçmiş, bir gün karınca çok hastalanmış. “Bir müddet yürüyemem herhâlde.” diye hayıflanırken bir dağ keçisiyle karşılaşmış. Bu minicik karıncanın bu kadar yükseğe tırmanmasına şaşıran keçi, onun gayretine hayran kalmış ve yardım etmek istemiş. Karınca tutunmuş keçinin sakalına, onun taşların üzerinden hızlı ve çevik bir şekilde zıplayışını seyrederek yolculuk etmiş. Sonra ayrılmış yolları dağ keçisiyle. Böyle bir yol arkadaşı nasip ettiği için bir kez daha şükretmiş Allah’a. Zirveye iyice yaklaşmış ama gün batımından önce kalan yolu bitirmesi imkânsızmış. Onu gören heybetli bir kartal “Bu minik ayaklarla buraya kadar gelmişsin. Haydi! Pes etme! Sen bu yolu aşarsın. Zirveyi görmene çok az kaldı.” sözleriyle karıncayı yüreklendirmiş. Gönlü ferahlayan minik karınca var gücüyle devam etmiş yola. Nihayet zifiri karanlık bir gecenin sonunda, gün doğumunu izlerken zirveye çıktığını fark etmiş.

Azim ve sebat… Yüce dağları, çetin yolları, zor yamaçları tek tek aşmayı sağlayan iki fazilet… Öyleyse durmak ve hedefe kısa yoldan varmayı istemek, inanmış bir gönlün kârı değildir. Kalplerin Mekke’sini fethetmeye ömrünü adamış, bu uğurda tüm dünyayı elinin tersiyle iterek Rabb’ine bağlanmış, geri çevrilmesi zor teklifler karşısında sağ eline güneşi, sol eline ayı koysalar yine de vazgeçmeyeceğini ifade etmiş bir Peygamber’in izinden yürümek için heybemizde ne olmalı? Kendi hikâyemizde mucize dediğimiz her ne varsa aslında onun Allah’ın rahmet deryasından bahtımıza ihsan ettiği bir katre olduğunu ve bu katrenin gösterdiğimiz gayretle düğümlendiğini unutmamak temennisiyle vesselam.

Bu kategoriden diğerleri: « Hangimiz daha fazla