Behçet Hastalığı

Yazan  Prof. Dr. Havva ŞAHİN KAVAKLI | Acil Tıp Uzmanı Çarşamba, 31 Ocak 2018 19:34
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Behçet hastalığı, Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı olan ünlü Türk doktor Prof. Hulusi Behçet tarafından 1937 yılında tanımlanmış ve literatürde onun ismiyle yerini almıştır. Öne çıkan bulguları ağızda ve cinsel bölgede ülser veya aft dediğimiz yaralar olmasıdır. Ayrıca gözde üveit dediğimiz iltihap durumu tabloya eşlik eder. Vücutta bunlarla birlikte pek çok bulgu ortaya çıkması nedeniyle sistemik bir hastalık olduğunu söyleyebiliriz.

Hastalık; tarihî İpek Yolu üzerinde olan ülkelerde, bunlar arasında da özellikle Türkiye’de daha sık görülmesi ile dikkat çekmektedir. Bu durum da genetik ve/veya çevresel faktörlerin etkin olabileceğini akla getirmektedir. Ayrıca coğrafi bölgelere göre Behçet hastalığında organ tutulumu ve klinik gidişatı açısından farklılıklar bulunmaktadır.

Erkek ve kadınlarda benzer oranlarda görülmekle birlikte göz ve damar tutulumu gibi önemli sistem tutulumları genç erkeklerde daha sıktır. Her yaşta gelişebilme ihtimali olsa da 20-40 yaşlar en sık ortaya çıktığı yaş grubudur. Bulaşıcı bir hastalık değildir.

Behçet hastalığının seyri

Behçet hastalığı uzun süreli, atak ve iyileşme dönemleri olan, bulguların kişiden kişiye değiştiği “Hastalık yoktur, hasta vardır.” tipolojisine son derece uyan bir seyir gösterir. Yaş ilerledikçe şiddetinin azalması hastalığın iyi tarafıdır. Behçet hastası olup da çocuk sahibi olmayı düşünen bireylerin, doktorlarına danışarak, takip ve tedavi altında bu süreci planlamaları gerekir.

Behçet hastalığının tedavisi sırasında farklı branşlarda doktorların iş birliği içinde çalışması bir zorunluluktur. Romatoloji, göz hastalıkları ve cildiye branşları başta olmak üzere birçok tıbbi bölümün düzenli olarak bu hastaları takip etmesi gerekmektedir.

Korkmayın, bilinçli olun!

Yapılan ilaç tedavilerinin yanı sıra ağız hijyeni ve diş bakımı ihmal edilmemelidir. Ağızda aft olduğu dönemde alınan yiyecek ve içecekler konusunda hassas davranılmalıdır. Hastalığı tetikleyen yorgunluk, stres gibi faktörlerden uzak durulmalıdır. Hastalığın uzun süreli ve sistemik olması, farklı branşların katkısını gerektirmesi nedeniyle tedavinin başarısı için hastanın, hastalığı ve tedavisi konusunda bilinçli olması büyük önem arz etmektedir. Hastalık sırasında görme kaybı; akciğer, kalp, santral sinir sistemi ve sindirim sistemi problemleri oluşma riski olabilir. Çözüm hastalıktan korkmak değil, bilinçli olup işinin ehli olan doktorların tavsiyelerine sıkı bir şekilde uymaktır. Düzenli bir yaşam ve dengeli beslenme bu hastalar için temel ilke olmalıdır.

Sonuç olarak; ağız ve cinsel bölgede yara olması ya da göz ile ilgili şikâyetler gibi şüpheli durumlarda doğru teşhis için romatoloji uzmanı gibi konuyla ilgili bir hekime başvurulmalıdır. Her ne kadar Behçet hastalığını ortadan kaldıran kesin bir tedavi olmasa da ortaya çıkan belirti ve bulguların zamanında tedavi altına alınması son derece önemlidir. Düzenli göz kontrolleri ile kalıcı bir görme kaybının önüne geçmek mümkündür. Diğer organ ve sistemlerle ilgili de kalıcı hasarların önüne geçmek ancak düzenli takip ve tedaviyle sağlanabilir.

Hastalığın Belirtileri

Ağız yaraları neredeyse tüm hastalarda görülebilse de hastalığın teşhisi için kesin bir kriter olarak sayılmaması gerekir. Vücudun diğer sistemlerinde başka bulguların olup olmadığına bakılmalıdır. Tamamen sağlıklı bireylerde de ağız yaraları görülebileceği unutulmamalıdır. Cinsel bölgede yer alan tekrarlayıcı yaralar Behçet hastalarında çok sıklıkla görülen tipik bulgular arasındadır. Bu yaralarda bulaşıcılık özelliği yoktur. Bu hastalıkta görülen deri bulguları çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Bacakların ön yüzü, kalçalar, kollar veya vücudun farklı bölgelerinde görülebilme ihtimali vardır.

Hastaların yaklaşık yarısında izlenebilen göz bulguları; gözde ağrı, bulanık görme, kızarıklık, görme kaybı gibi oldukça farklı bir yelpazede olabilir. Bazı hastalarda göz tutulumunun ağır seyredebilme özelliği nedeniyle tüm Behçet hastaları rutin göz kontrolünden geçmelidir.

Hastaların yarısında eklemleri ilgilendiren, şiddeti hastaya göre değişen bulgular görülmektedir. En sık diz ekleminde tutulum olsa da diğer eklemler, hatta az sıklıkta görülse de omurga eklemleri dahi tutulabilir. Atak dönemlerinde görülen bu bulguların kalıcı hasar olmadan iyileşmesi sevindiricidir.