DOĞUM MUCİZESİ

Yazan  Doç. Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ Salı, 28 Kasım 2017 16:11
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Aslolan müdahalesiz normal doğum iken, doğru zamanda ve gerçek sebeplerle yapıldığında bir hayat kurtarma ameliyatı olan sezaryen, tercih edilebilir modern doğum şekli hâlini almakta. Tıp çevrelerince cerrahiye ait tüm riskleri taşıdığı ifade edilen sezaryen, halk arasında ilginç bir biçimde, risksiz bir işlem olarak algılanır oldu.

Kur’an’ın son cüzünü okumaya, ara ara kendisini hissettiren ağrılarla başlamış, cüzü bitirip hatim duasını yaparken ağrılarının gittikçe sıklaştığını hissetmiş, durumunu ebeye haber vermişti. Onun gelmesini beklerken Esmâ-i Hüsna’yı zikre ve duaya devam etti; Rabbinden doğumunu kolay kılmasını diledi. Geleceği haberini aldığı andan bu yana sevgi, merak ve özlemle beklediği yavrusuna kavuşma vakti yaklaşmıştı. Bebeği de annesinin sıcacık kucağıyla buluşma zamanın geldiğini sancılarla haber vermiş, dünyaya gözlerini açmak için zorlu doğum yolculuğuna koyulmuştu. Sancısı arttıkça daha içten “Allah” diyor, ağrının şiddetiyle akan gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Ebesi bir yandan ne yapması gerektiğini söylerken bir yandan da şefkatli elleriyle akan yaşlarını siliyordu. İşte o an, yavrusu, vücudunu tamamen terk edip incecik sesiyle ağlamaya başlamıştı ki saatlerdir çektiği sancının bıçak gibi bir anda kesildiğini hissetti. Öylesine hafiflemiş, öylesine rahatlamıştı ki. Aman Allah’ım, bu ne muhteşem, ne emsalsiz bir duygu idi. Sanki bebeğiyle birlikte kendisi de yeniden doğmuştu. Doğum anını ona ve yavrusuna kolaylaştıran, bu büyük mucizeyi yaşamasını lütfeden Rabbine gönülden hamt ediyordu. 

Kerim Kitabımızda, “Derken Meryem ona hamile kaldı. İşte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi. Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine yöneltti. Aşağısından biri ona şöyle seslendi. ‘Tasalanma Rabbin senin altında bir su kaynağı yaratmıştır. Hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun.’ Sonra çocuğu kucağına alarak kavmine getirdi.” (Meryem, 19/22-27.) ayetleriyle Hz. İsa’nın (a.s.) mucizevi doğumu anlatılırken Hz. Meryem’in gözlerden uzak, sakin, tenha bir yerde bebeğini doğal bir şekilde dünyaya getirmiş olmasından bahsedilir. 

Gebelik ve doğum insanlık tarihinin en kadim, en doğal hadiselerindendir. Ama aynı zamanda eşref-i mahlukat olan insanın doğumu, Rabbimizin sonsuz ilim, kudret ve yaratma gücünü görmemize vesile olan bir mucizedir de. Hemen her kadın bu mucizeyi yaşayabilme arzusu taşır. Hamilelik ve doğum sürecinde anneyle bebek arasında çok özel ve güçlü bir bağ kurulmakta, bu ilişki, içinde bir mahremiyeti de barındırmaktadır. Doğallıktan hızla uzaklaşılan, yapaylığın hayatın her alanını kuşattığı modern zamanlarda gebelik ve doğumun da bundan nasibini aldığını, bu doğal sürecin dışarıdan müdahalelerin konusu haline geldiğini üzülerek görüyoruz. Bilim ve teknolojinin neredeyse takibi güç bir hızla ilerlediği günümüz dünyasında, düşünce ve algılarımızdaki hızlı değişimin bariz bir yansıması kendini, gebelik ve doğuma yüklediğimiz anlamda gösteriyor. Dünyanın neredeyse en doğal olayı olan gebeliğe “hastalık”, gebeye ise “hasta” muamelesini reva görür olduk. Gebelikte özel durumlar için geliştirilen prenatal testler neredeyse rutine; doğum ise ameliyathanede gerçekleşen cerrahi bir müdahaleye dönüşmekte. Aslolan müdahalesiz normal doğum iken, doğru zamanda ve gerçek sebeplerle yapıldığında bir hayat kurtarma ameliyatı olan sezaryen, tercih edilebilir modern doğum şekli hâlini almakta. Tıp çevrelerince cerrahiye ait tüm riskleri taşıdığı ifade edilen sezaryen, halk arasında ilginç bir biçimde, risksiz bir işlem olarak algılanır oldu.

Uzmanların da belirttiği gibi, sezaryenin, anne hayatını korumada büyük işlevler yerine getirdiği bir gerçektir. Ülkemizde doğuma bağlı anne ölümlerinin büyük oranda düşüş göstermesi bu işlevin sonucudur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), %10’un altındaki sezaryen oranlarının yetersiz sağlık hizmetlerine, %15’in üzerindekilerin ise sağlık hizmetlerinin gereksiz kullanımına işaret ettiğini söylemektedir. Ülkemiz %50’nin üzerindeki oranıyla, dünyada sezaryenle doğumda maalesef ilk sıralarda yerini almakta, bu durum sezaryenin âdeta bir tüketici ürününe dönüştüğü yargısını doğrulamaktadır. Bir zamanların, “doğum için en güvenilir yer hastanedir” söylemi; günümüzde yerini, “doğum için en güvenilir yöntem sezaryendir” anlayışına bırakmıştır. 

Sezaryen oranlarındaki bu artışın pek çok sebebi olabilir. Son yıllarda özel hastanelerin sayısının artmasıyla gelişen ticari kaygılar, doktor yetersizliği, ebelik hizmetlerinin gerilemesi, hekim ve ebeleri tedirgin eden malpraktis (hekimin tıbbi müdahaleyi gerektiği şekilde uygulamaması veya hiç yapmaması) davaları, şehir hayatı, çekirdek aile yapısı gibi birçok bileşenden söz edilebilir. İsteğe bağlı sezaryende tıbbi sebeplerden çok kişisel nedenlerin öne çıktığı, eğitim seviyesinin yükselmesiyle, isteğe bağlı sezaryen tercihlerinin arttığı görülmektedir. Öte yandan doğum korkusu/tokofobi, sosyal medyada doğum algısıyla ilgili kontrolsüz paylaşımlar, güvenli bir doğumu garantileme gibi sebepler de bu tercihte etkili olmaktadır.

Sebep ne olursa olsun, sonuçta sezaryen oranının yüksek olmasının neslimizi olumsuz etkileyeceğine dikkat çekilmektedir. Dünya genelinde yapılan bilimsel çalışmalar, isteğe bağlı sezaryen ameliyatının, problemsiz bir normal doğum ile karşılaştırıldığında, anne ve bebek sağlığını daha fazla tehdit eden bir uygulama olduğunu ortaya koymaktadır. Sezaryen sonrası anne ölüm riskinin normal doğuma göre üç-dört kat daha yüksek görüldüğü, akciğerlere pıhtı atma riskinin daha fazla olduğu, dış gebelik ve düşük oranının arttığı, ağrının daha çok ve iyileşmenin daha geç olduğu belirtilmektedir. Sezaryenin, doğum sonrası depresyon riskini arttırdığına dikkat çekilmekte, sezaryen ameliyatı geçiren annenin sonraki bebeklerini normal doğum ile dünyaya getirme şansının da azaldığı üzerinde durulmaktadır.

Sezaryenin çocuk üzerinde de pek çok olumsuz etkisinden söz edilmektedir. Sezaryenle doğumun, astıma yakalanma ve besin alerjisi riskini arttırdığı, bebeğin bağırsak florasını bozduğu belirtilmektedir. Sezaryen sonrasında solunum güçlüğü çekme riskinin, akciğer sorunlarının ve hastaneye yatışların daha fazla olduğu üzerinde durulmaktadır. Sezaryenin önemli bir dezavantajı da doğum sonrası anne-bebek etkileşiminin gecikmesine yol açmasıdır.

Sezaryenin söz konusu risklerine karşılık uzmanlar, müdahalesiz normal doğumun anne ve çocuk açısından pek çok faydası bulunduğuna dikkat çekmektedir. Normal doğum esnasında, doğum kanalında uğradığı basınç bebeğin akciğer gelişiminin tamamlanmasına katkı sağlamakta, yine bu sırada maruz kaldığı bir takım bakteriler bebeğin bağışıklık sisteminin gelişmesinde önemli rol oynamaktadır. Normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin hormon seviyelerindeki olumlu artış dolayısıyla anneleri ve çevreleriyle daha sağlıklı bir bağ kurdukları tespit edilmiştir.

Müdahalesiz normal doğum, anne açısından da oldukça yararlı sonuçlar doğurmaktadır. Öncelikle anestezi ve cerrahi müdahale riskleri söz konusu olmamakta, sonraki gebeliklerde giderek daha kolay bir şekilde normal doğum gerçekleştirilebilmektedir. Sezaryen doğuma nazaran annenin daha hızlı bir şekilde iyileştiği, normal yaşantısına daha çabuk döndüğü ifade edilmektedir. Normal doğumda, annenin özellikle rahim bölgesindeki hücrelerinin yenilendiği ve normal doğumun anneyi başta kanser olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucu bir etkisinin bulunduğu da belirtilmektedir. Doğum sürecinin tamamına tanık olduğu ve doğum sonrasında bebeği ile hemen fiziksel temas kurduğu için annelik hisleri çok daha çabuk devreye girmektedir. 

Taşıdığı onca riske rağmen, tıbbi gereklilik olmadığı hâlde, sezaryenin tercih edilmesinde ağrısız doğum isteğinin de etkili olduğuna dikkat çekiliyor. Kur’an-ı Kerim’de, “İnsana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmete katlanarak taşıdı ve zorluk çekerek doğurdu.” (Ahkâf, 46/15.) buyurularak gebelik ve doğumun sıkıntılı ve sancılı bir süreç olduğuna işaret edilmektedir. Bununla birlikte, “doğumun kolaylaştırılacağı” (Abese, 80/30.) ve “her zorlukla birlikte bir kolaylık olduğu” (İnşirah, 94/5-6.) hatırlatması da yapılmaktadır. Müminin çektiği her sıkıntının onun için uhrevi bir mükâfata dönüşeceğini de Sevgili Peygamberimiz beyan etmektedir. (Buhârî, Merdâ, 1.) Doğum sancısı eşsiz bir deneyim olduğu kadar, ilahi bir lütuftur da. Zira doğum sancısının ve kasılmalarının, hem annenin hem bebeğin vücudunda, “sevgi kokteyli” olarak nitelenen oksitosin hormonunun salgılanmasına, bunun da bebeğin sağlıklı gelişiminde son derece önem arz eden anne sütü üretimi için gerekli olan “prolaktin” hormonunun artmasına sebep olduğu dile getiriliyor.

Doğum, bir kadının yaşayabileceği en güzel ve anlamlı tecrübedir. Geliniz, yersiz korkular ve gereksiz müdahalelerle bu mucizevi tecrübeden, bu bilgelik öğretisinden kendimizi mahrum bırakmayalım. Ağrımızı bebeğimizin bize, bizim ona kavuşmamızın habercisi olarak karşılayalım. Korkularımızın, doğumun tatlı telaşını ve heyecanını yaşamamıza engel olmasına izin vermeyelim. Sezaryeni ise bir talep ve tercih konusu olmaktan çıkarıp olağan dışı bir durumda başvurulacak hayat kurtarma operasyonu olarak yedeğimizde bulunduralım.

Sonuç olarak cesaret ve güven verici bir hekim-gebe ilişkisi tesis etmek, bir anne figürü olarak ebelik sistemini geliştirmek, hastanelerde gebenin, kendisini evindeymiş gibi hissedeceği şekilde ve mahremiyet isteğini karşılayacak biçimde stresten uzak sakin ortamları hazırlamak… Velhasıl, kadınların normal doğum mucizesini yaşayabilmesi ve isteğe bağlı sezaryenin bedelini gelecek nesillerin ödememesi için ilgili her birey ve kurumun “Bana düşen ne?” sorumluluğuyla meseleye yaklaşması büyük önem taşıyor.

Kaynaklar

Michel Odent, Sezaryen, çev. Zerrin Koltukçuoğlu, Kuraldışı Yayıncılık, İstanbul 2013.

TÜSEB, Doğum Şekli Tercihinin Multidisipliner İrdelenmesi Çalıştay Kitapçığı, Ankara 2017.