BÜYÜLÜ CAM BÜYÜSÜZ GERÇEK

Yazan  Sema BAYAR Çarşamba, 29 Kasım 2017 09:23
Öğeyi Oyla
(30 oy)

Alan Turing, Enigma şifreleme sistemini çözmek için icat ettiği makinenin II. Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirmekle kalmayıp birkaç on yıl içerisinde büyük bir gelişme kaydederek XXI. yüzyılın vazgeçilmez iletişim kaynağı olacağını bilebilir miydi? Büyülü fener ve televizyonun ardından bütün ilgiyi üzerine çeken bu yeni icat, önce savunma sanayinde ardından da uzay araştırmalarında kullanılmaya başlandı. Çok geçmeden kamusal alanlardan kişisel kullanımlara kadar hayata dâhil olan yeni bir ekran ortaya çıktı, bilgisayar. Teknoloji, çağlar arasındaki farkı giderek derinleştirirken yeni yüzyılla eskisi arasında doldurulamaz bir uçurum meydana getirdi. Hayatın her alanına tesir eden milenyum çağı başlamış oldu.

Geleneksel kitle iletişim araçları yerlerini sanal iletişim kanallarına terk etti. Kitaplar, gazeteler, dergiler maalesef sadece sınırlı sayıdaki muhatapları tarafından takip edildi. Sinema ve televizyon bu açıdan birer adım önde olsalar da birinciliği çoktan sosyal medyaya kaptırdılar. XX. yüzyılda bir kitabın yazıldıktan sonra muhatabına ulaşması için aşması gereken yollar çok daha uzundu. Bugün ise birkaç satırlık sözler bile saniyeler içinde yüzlerce insana ulaşıyor, onlarca beğeni ve yorum alıyor. Kolay ulaşılanın çabuk tüketildiği, her tatminin daha büyük bir tatminsizliğe sürüklediği bu çağda modern insan; içinde bulunduğu kuşatmanın farkında mı? Ahlak ilkeleri huzuru öncelerken şimdi mutluluk, haz ve keyif peşinde bitimsiz bir koşu başladı. Temel beslenme kaynağı övgü olan bir nesil yetişti.

Bilgisayarlar, bugün sadece birer paylaşım ve dijital iletişim aracından ibaret olmadığını gösterdi bizlere. Kişilerin ruhsal durumlarından sosyal hayatta bastırdıkları mizaç özelliklerine kadar pek çok mahrem alanı da açık etti. Bu ifşa karşılıklı etkilenmeyi beraberinde getirdi. Giderek sosyal medya elinde şekillenen karakterler gün yüzüne çıktı. Dışarıdan bakıldığında özgüvenli görüntüsüyle dikkat çeken, özünde ise başkalarının takdir ve beğenisine bağımlı kişilikler var artık. Kendini başkalarının beğenisi üzerinden tanımlayan insan, öteki üzerinde yaratacağı duyguya muhtaç hâle geldi. “Biz”den “Ben”e evrilen dil akışları, değişen, dönüşen ve maalesef yozlaşan kimlikleri de beraberinde getirdi. Sanal dünyanın retoriği narsistik eğilimleri kışkırttı. Kendilerinin özel olduklarını göstermek için sosyal medyanın bütün imkânlarını seferber eden insanlar... Sevdi mi en çok seven, acısını en derinden hisseden, duygularını uçlarda yaşayan… Yeterli ilgiyi göremediğinde de “Özel olduğumu anlayamıyorsunuz çünkü yeterince özel değilsiniz.”e sığınan. Ekrana değil kendine bakan…

İzlenen yöntem ve yaşam tarzları birbirinden farklı olsa da ortaya çıkan sonuçlar aynı: “Gösteri Toplumu!” İfşanın sınırlarını zorlayan, “Ben”e odaklanan, kendini ekrandan seyreden insanlar; sadece olanı değil olmak istediğini yansıtır hâle geldi. Her yaptığı bilinsin, her eylemi görülsün isterken riya ve kibrin kapıları da aralandı. Elbette ki mevcut durum, eleştirilerin de hedefi oldu. Ancak “Gösteri Toplumu” en büyük numarasını kendini eleştirenlere yaptı. Onlara da sahnede bir yer açtı. Zira sanal ortamda herkes için bir rol muhakkak bulunurdu. Eleştirenlerin eleştirdiği ile sınandığı bir dünya sanal âlem. Usuller değişse de amaç görünmek olunca din de bu gösteri toplumunun işleyişinden nasibini aldı. “Baby Shower” karşısında bebek mevlitlerini buldu. Arkadaşlarla “Çay Keyfisi”nin karşısında ramazan sofraları yerini aldı. Şeytan taşlarken çekilen “selfie”ler, kutsal topraklarda açılan eller, fotoğraflanan hasta ziyaretleri… Ne ibadet ne de muhabbet gizli kalacaktı. İnsan nerede durmalıydı? Yakınını az önce kaybettiğini öğrenen birey, büyük acısını paylaşmak için soluğu klavye başında aldığında yapmak istediği tam olarak neydi? Sanal dünya; insanları acılardan, hüzünlerden, kederlerden bile beğeni devşirir hâle getirdi. İbadetleri bekleyen en büyük tehlike riya için mümbit bir mevsim gelmişti. Kolay kolay gideceğe de benzemiyordu.

Görüldü ki “Ben”e odaklanan insan; salih amellerini de gözler önüne sermekten çekinmiyor. Riya ile yaptığı hayırlarını baltalarken gözü sadece kendi yansımasında takılı kalıyor. Nefsi ile mücadelenin açılan bu yeni cephesinde günden güne kan kaybediyor. Gözünü eline tutuşturulan aynadan alamazsa duyarlıkları ve incelikleri tümden yitirecek. Bu aynanın sırrı, sofistike işlemlerle karmaşık ve albenili hâle getirilmiş yazılımlardan müteşekkil. Bu ayna, insanın zaaflarından besleniyor. Her seferinde yeni sızıntılar keşfediyor. Kanalları doldurarak yepyeni dürtülere hitap ediyor. Oysa insanı bu hipnozdan kurtaracak olan yegâne alanlar, bir ruhsal arınma zamanları olan ibadetlerdi. Zaaflardan beslenen ahtapot, kendi kontrolü dışında kalacak hiçbir korunaklı alana müsamaha göstermiyor. Çünkü büyülü aynanın bildiği bir şey var; onsuz nefes alıp verilen bütün alanlar kendisi için tehlike arz etmektedir. O yüzden inancın empatiyi güçlendiren, nefsi bencilliğinden arındıran, kalbi sükûnete ve suhulete kavuşturan davranış yansımaları görüldüğü yerde ifsat edilecek. Nasıl mı? Teşhir edilerek; teşhir edilmeyen hiçbir ibadet, hiçbir iyilik aslında yapılmamıştır hissi uyandırılarak. Böylelikle korunaklı alan bırakmayarak ve gerçekte bütün iyilikleri daha doğum anında riyayla boğarak.