Kaşığa Gücü Yeten Gelsin

Yazan  Fatma Bayram | Başvaiz/Üsküdar Müftülüğü Çarşamba, 31 Ocak 2018 19:43
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Kutlamalar insan ilişkilerini pekiştirmek ve canlı tutmak için vazgeçilmez vasıtalardır. Hatta derler ki sağlıklı ailelerin ayırt edici özelliklerinden biri de kendine has gelenek ve kutlamalarının olmasıdır.

Haftanın bir günü herkesin katıldığı kahvaltı veya yemek sofrası; mübarek gün ve gecelerde düzenlenen küçük ziyaret ve tebrikleşmeler; bayram kutlamalarına dair her yörenin ve ailenin kendine özgü usulleri; cenaze, düğün, doğum ve sünnet merasimleriyle ilgili toplaşmalar... Bunların hepsi aileyi bir araya getiren, insanları birbirine yaklaştıran, yeni nesillerin akrabalarını tanımasına yardım eden fırsatlardır. Ben bunlar içinde düğünlere dair birkaç küçük noktayı hatırlatmak istiyorum. Yok, çoğunuzun zannettiği gibi israf ve gösteri boyutuna değinecek değilim. Onlar cümlemizin malumu. Hiçbir masraftan kaçınılmayan bu şaşaalı düğünlerde benim ilgimi çeken ve hayretimi mucip olan şey davetiyelere konan iki küçük ikazdır: “Davetiye iki kişiliktir.” ve bundan da kötüsü “Çocuk getirilmemesi rica olunur.”

Böyle bir davetiye aldığımızda –eğer küçükseler- önce çocuklarımızı kime bırakacağımızı düşünürüz. Sonra en güzel kıyafetlerimizi giyer, hediyemizi alır ve tatlı telaşımızdan bir mutluluk sezen ama bunun dışında bırakıldığı için şaşkın ve kırgın çocuklarımızı geride bırakıp a’dan z’ye her şeyin en ince ayrıntısına kadar planlandığı düğüne gitmek için yola koyuluruz. Üstelik sadece çocuklarımız değil, çoğu zaman evlerimizin bereketi büyüklerimiz de nasipsiz kalır bu davetlerden.

Organizasyon şirketleri tutulmuş, masalar taze çiçeklerle ve envaiçeşit dekor malzemeleriyle süslenmiştir. Her ayrıntı düşünülmüş; bu iş için günler, geceler harcanmıştır. Gelin görün ki mutluluk organizasyon şirketine havale etmekle elde edilecek bir şey değildir. Her şey tıkır tıkır işlemekte, gösteri ilerlemekte ama havada kekremsi bir tat dolaşmaktadır. Kusur ve eksiklerine rağmen kocaman bir cömertlikle, yaşlılardan çocuklara kadar herkese kucak açan kalender misafirperverliğin ve işlerin ortakça yürütülmesinden doğan samimiyetin ortalarda görünmediği bu balo salonunda görünürde her şey tamdır. Tek eksik herkesin zoraki varmış gibi yaptığı katıksız mutluluktur. Ama ortamdaki yapaylık ancak içtenliğin olduğu yerlerde bulunmaya kararlı olan neşeyi oradan sürüp uzaklaştırmıştır. Günler hatta aylar öncesinden hazırlanan kıyafetlerin rahatsızlığı ve sayısız detayla meşguliyetin verdiği bitkinlik -ki bunların hiçbiri davetlilerin rahat etmesi ile ilgili değildir- nedeniyle davet sahiplerinin misafirleri ile özgürce ilgilenemeyişinden, çoğu zaman davetlilerin düğün sahiplerini göremeden davetten ayrılışından bahsetmiyorum bile…

Yeri geldikçe bu konular üzerine düşünür, konuşurken bugün komşularımdan biri çocukluğundaki düğün davetlerinden bahsetti. O zamanlar yaşadıkları Anadolu kasabasında davetler cami minaresinden yapılır ve şöyle denirmiş: “Bugün filan yerde filan efendinin (düğün, sünnet vs.) daveti var, kaşığa gücü yeten gelsin!” İşte bu davetler, çoğunlukla hazırlıkların el birliği ile yapıldığı, herkesin evinde kim varsa çekinmeden götürebildiği, yapmacıklıktan uzak, neşeli, mutlu davetlerdir. Bu davetlere hiçbir ayrım yapılmadan bütün insanlar gider; garibanların, yaşlıların, fakir fukaranın gönlü ve duası alınır; toplum tüm fertleriyle ortak bir amaç için bir araya gelir; aidiyet duyguları pekişir; çeşitli kesimler arasında kin ve haset duyguları törpülenir; mahalle, köy canlanır ve neşvünema bulur.

Efendimiz de düğünlere çağrılacak kişiler arasında ayırım yapmayı şiddetle tenkit etmiş ve zenginlerin çağırılıp fakirlerin unutulduğu düğün yemeklerini en kötü yemek olarak nitelemiştir. Kendisi düğünlerinde davet vermiş ve kaynakların bildirdiğine göre o günkü imkânları çerçevesinde farklı ikramlarda bulunmuştur. Buna değinmişken insanların kendilerini olduklarından daha varlıklı, daha eğitimli, daha şehirli, daha soylu vs. gösterme çabalarının nasıl bir trajediye dönüştüğünden ve iş merasimlere geldiğinde ödemesi yıllar sürecek borçların altına girmekten de bahsetmek gerek. Biraz da bu heves değil midir çocuğu, yaşlıyı, fakiri bu davetlerin uzağına iten.

Konumlarımız, en azından hayata başladığımız nokta söz konusu olduğunda Allah vergisidir. Bizi belli kapasite ve imkânlar içinde yaratan ve sonraki çabalarımızın da karşılığını yine kendi takdir ettiği ölçülerle veren Allah’tır. Dolayısıyla konumlarımızla ba-
rışık olmak, Allah’tan razı olmaktır. Elbette durumlarımızı düzeltmeye ve her manada yükselmeye çalışacağız. Ama sonuçta ulaştığımız yere de razı olacağız. Bunu başaran insanlar Efendimizin yeri geldiğinde et yemeği, yeri geldiğinde de hurma ve su ile verdiği düğün yemeklerini bilen ve o günkü hâli neye imkân veriyorsa onunla yetinen, bundan gocunmayan, öyle değilmiş de böyleymiş gibi yapmayan insanlardır. Onların davetlerinde kişi sayısı sınırlanmaz, ortalıkta çocuklar koşturur ve başka bir yan ürün sunulmadığından herkes oraya sadece davet sahibini kutlamak için gelir. Kaşığa gücü yetenin çağrıldığı böyle bir davete hiç rastlamamış olmak da büyük bir kayıptır.