Çocukları da Vururlar!

Yazan  Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU | DİB Başkanlık Müşaviri Cumartesi, 05 May 2018 16:03
Öğeyi Oyla
(45 oy)

Oğlumla son zamanlarda beraber yaptığımız en güzel şeylerden biri “Ayla” filmini izlemek oldu. Şiddetin, vahşetin, her türlü kötülüğün serapa yaşandığı sözüm ona şu modern, çağdaş zamanlarda; insaniyet nedir, şefkat ve merhamet nasıl bir şeydir sorularının cevabını merak edenlere çocuklarıyla birlikte bu filmi izlemelerini tavsiye ediyorum.

Şefkatin, sevginin, merhametin sınır, mekân, din, dil, ırk ve cinsiyeti aşan fıtri ve evrensel duygular olduğunu bir kez daha anlatan gerçek bir hikâye. Koreli minik yetim kızı savaşın dehşetinden kurtarıp ana baba şefkatiyle bağrına basan Mehmetçiğin insanlık dersidir Ayla!

Filmin iki sahnesi en katı yürekleri bile yerinden oynatmaya yeter: Ayla'nın Süleyman Baba’dan koparıldığı an; yıllar süren kavurucu hasretin ardından Süleyman Baba’nın manevi kızına kavuştuğu an.

Savaşın ortasında trajik bir olayla başlayan, kimi zaman hüzün kimi zaman sevinçle gelişen ve mutlu sonla nihayet bulan bir sevgi hikâyesi…

Kore'de Mehmetçik, sadece kahramanlığın destanını yazmadı, aynı zamanda sevgi ve şefkatin de destanını yazdı, minik maskot Ayla'yla birlikte…

Minik Ayla, seneler sonra 71 yaşını devirmiş Eunja Kim olarak ortaya çıkıp güzel yürekli Süleyman Babası’na kavuştuğunda, astsubayımız artık hayatının son demlerindedir. Cenâb-ı Mevlâ, dünya gözüyle Ayla'sını bir kez daha görmeyi nasip eder Süleyman kuluna.

“Kore neresi, Türkiye neresi…” demeyin; “Dünya küçük.” diye boşuna dememişler. Yeter ki bir şeye “ol!” desin Yüce Mevla…

Hikâyemiz yerel ama mesajı ibretlik ve evrensel!

Gelelim bugüne… Yürekleri dağlayan bebek ve çocuk katliamları var abluka altındaki Doğu Guta'da. Zalim Esed rejimi bombaların her türlüsünü yağdırıyor masumların üzerine: Varil, vakum, misket, kimyasal… Elinde nükleer olsa, gözünü kırpmadan onu da kullanacak. Bu ne kin, bu ne öfke, bu ne gaddarlık!

Kötülüğün bir ur gibi bütün bünyeyi kapladığı Suriye, topyekûn bir yok oluşa doğru sürükleniyor. Şimdilik serumla ayakta duruyor, savaş dinmez, katliam devam ederse kaçınılmaz akıbet yakın…

Bir ülke can çekişiyor!

Mehmetçiğimiz, Kalkan ve Afrin harekâtlarını yaptı tek bir çocuğun, tek bir masumun burnu kanamadı. Pirincin içinde taş arar gibi terörist ayıkladık kırdan, bayırdan, tünellerden. Aksi olsaydı, ma-
sumlar zarar görseydi, vaveyladan yıkılırdı ortalık! Boş durmazdı fırsatçılar…

Suriye savaşının açtığı daha başka yaralar da var. UNICEF, Suriye'de savaş başladığından bu tarafa 2,3 milyon çocuğun ülkesini zorunlu olarak terk ettiğini söylüyor.

Dünya genelinde eşitsizliğin önü alınmazsa, 2030 yılında 167 milyon çocuk aşırı fakirliğin pençesinde yaşam mücadelesi veriyor olacak diyor UNICEF'in 2016 Raporu. 2016-2030 yılları arasında 69 milyon çocuğun 5 yaşına varmadan ölmüş olacağını, 60 milyon ilkokul çocuğunun da okuldan mahrum kalacağını söylüyor aynı rapor.

Bu rakamlara söz konusu yıllar arasında terör ve savaşlar yüzünden ölmesi muhtemel çocuklar dâhil değil.

Açlıktan her 15 saniyede bir çocuk ölüyor dünyada…

Yeni sömürgeciler namıdiğer küresel finans oligarşisi, hiçbir ahlaki kaygı taşımaksızın, kendi iktidarlarını güçlendirmek ve sürdürmek adına “açlık” olgusunu kullanıyorlar. Açlık korkusunu yaymak, onlar için amaçları bakımından savaş korkusunu yaymaktan çok daha etkili ve yararlı bir yöntem (E. Ünal, Toprak Biterken, İst., 2017, 26-7).

İsviçreli akademisyen Jean Ziegler'in çarpıcı bir tespiti de naklediliyor aynı eserde: “Açlıktan ölmüş olan her çocuk katledilmiştir!”

Tespit doğru, ancak eksik…

Savaşların bombalarıyla ölen, organ mafyalarının ameliyat masalarında can veren, uyuşturucu çetelerinin kucağında, dilenci şebekelerinin elinde hayatını kaybeden, terör örgütlerinin kurşunlarıyla katledilen, fiziksel şiddetin kurbanı olarak ölen, kaçak göçmen botlarının alabora olmasıyla denizin azgın sularında boğulan, düğünlerde maganda kurşunlarına hedef olan her çocuk katledilmiştir!

Daha sayayım mı? “Yeter!” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, yürek kaldırmıyor.

Çocuk katilleri farklı maskeleriyle her yerde… Maskeli katiller ruhta aynı, surette farklı. Yürekler titremeyince, ellerin kötülüğe uzanma cesareti artıyor… Her fırsatta “Dünyanın efendileri biziz!” diye haykıran küstah kötülerin istediği tam da bu!

Sahip oldukları bütün değerlerini yok ettikleri insanları metalaştırıp amaçları için kullanmak, kendilerine kul köle kılmak birincil hedeftir bu kötüler için. Keza ölen, öldürülen, katledilen her çocuk, dünyanın sınırlı kaynaklarını paylaşacak bir boğazın eksilmesi anlamına geliyor onlar için.

Gelgelelim, inkâr götürmez bir gerçek var önümüzde. Sözde modern, çağdaş, sözde medeni insanın anlamsız ihtiraslarından en fazla zarar görenler ne yazık ki çocuklardır. Dünyanın pek çok yerinde nice masum yavrular küçücük yaşlarında neredeyse koca bir ömre sığmayacak dramları yaşamışlar, acıları tatmışlardır. Korku ve dehşeti gözyaşlarına katık eden bu zavallıların hayatları tıpkı hızlı sarılmış bir film misalidir. Daha yaşamadan yaşlanmışlardır. Tazecik bedenlerinin içinde yaşlanmış bedenleri, gür siyah saçlarının altında beyazlamış saçları vardır onların. Heyecan ve korkudan yıpranmış yorgun kalpleri vardır onların. Ömrü yokuşlu, yorgunlardır onlar.

“Allah insana evlat acısı göstermesin!” deriz ya, gelin biraz empati yapalım. Milyonlarca ana baba her gün savaş, açlık, yoksulluk, terör vb. olaylara evladını kurban veriyor. Bu tarifsiz acıya yürek mi dayanır?

Savaşlarda çocuklar niye öldürülür, hiç düşündünüz mü? Mantıklı, makul bir cevabı olmayan, cevabı en zor sorulardan biri bu olsa gerek.

“Öteki”ni alt etmenin, izlerini silmenin en etkili yolu, onun gelecek nesillerini, filizlerini büyümeden, serpilmeden ortadan kaldırmak, yok etmektir. Hani erkek aslan mağlup ettiği aslanın yavrularını teker teker boğar ya, işte onun gibi bir şey.

“'Egemen benim!” demenin en vahşi yöntemi! Teşbihte hata olmaz.

Hatırlarsanız, 1995’te Bosna- Srebrenica katliamının kurbanı 4 yaşındaki kız çocuğu annesine şu soruyu sormuştu: “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?”

Ömrünü şeytanın uşaklığına adayan gözü dönmüş insan müsveddesi hainler, çocukları da aynı mermiyle vururlar yavrum. Onlar için bebek, çocuk, yetişkin, erkek, kadın fark etmez. Koruyamadık seni ve binlerce kardeşini. Sen ve kardeşlerin ölümle pençeleşirken, mangalda kül bırakmayan sözde insan hakları savunucuları sıcak şöminelerinin karşısında keyiften dört köşe vaziyette purolarının dumanlarıyla daireler çiziyorlardı; bizler ise senin için sadece ağlayabildik, ardından dua edebildik yavrum. Müslüman dünya olarak acizdik, affet bizi çocuğum.

“Onlar insan değil. Onlar silahlara taparlar. Onların kız ve erkek kardeşleri yok, sadece silahları var.” diyen Somalili genç kız, edebiyatçılara taş çıkaracak zarafette özetler bu vahşi bebek ve çocuk katillerinin ruh hâlini.

Acı bilanço şu ki;

Bugünün Suriye’si, Arakan’ı gibi bir zamanlar Bosna'da da 17 bin çocuk öldürüldü, 35 bin çocuk yaralandı, 1800 çocuk ömür boyu sakat kaldı. Bu fatura, savaşın olduğu yeryüzü toprağının her yerinde üç aşağı beş yukarı aynı.

İçinizi fazlaca kararttığımın farkındayım, ama şunu da aktarmama izin verin lütfen.

Geçen yılın sonlarına doğru Mısır'ın el-Ariş kentindeki er-Ravda camiine yapılan terör saldırısında 27 çocuk dünyaya elveda dedi. Hem de Allah’ın evinde…

Suriyeli 9 yaşındaki Hasan'ın hayali kıskandıracak cinstendir: "Büyük bir kuş hayal ediyorum, benden daha büyük. Ona binebileyim ve uzaklara uçabileyim. Uçabilmeyi hayal ediyorum, hızlıca gökyüzüne uçabilmeyi.”

Keşke küçük, günahsız melekler, kötülüğün kol gezdiği yerlerden, mümkün olduğunca uzaklara uçabilselerdi, kurtarabilselerdi canlarını…

“Sizin insanları kurban etme kutsalınız bizim için bir utanç!” diyen Avusturyalı edebiyatçı Stefan Zweig bugün yaşıyor olsaydı, Bosna'da, Arakan'da, Suriye'de, Afganistan'da ve dünyanın daha pek çok yerinde bebek ve çocuk katliamlarına şahit olsaydı, eminim nutku tutulurdu.

Daha pek çok şey söylemek mümkün ama biz toparlayalım.

Ölçüsüz, kontrolsüz, dizginsiz şeytani ruhların şiddet ve şehvet azgınlığını, düşkünlüğünü dindiremez hiçbir insani dram.

Hiçbir insani dram titretemez onların kaskatı yüreklerini…

“İnsanlık serumla ayakta duruyor, bedenleri ve zihinleri virüs kapladı.” diyen Fransız sosyolog ve düşünür Jean Baudrillard'a hak vermemek mümkün değil.

Her şeyi kendi keyiflerine göre yeni baştan kurgulamak için var güçleriyle seferber olan kötüler, insana ait “paha biçilmez” değerde ne varsa onu yok etmenin peşinde.

"Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir hak, hiçbir öfke, hiçbir yetki haklı çıkarmaz çocukları öldürmeyi.” dese de İranlı merhum düşünür Ali Şeriati, dinleyen kim?

Dünya egemenliği tutkusuyla yanıp tutuşan kötü ruhlar için yalnızca kendi cehennemleri vardır; çocuk cesetleri üzerine yükselir pek çoğunun şaşaalı saadeti.

"Ahlaki çöküş kapasitemiz bir sınır tanımıyor. İşlemek istediğimiz bütün suçları işlemeden rahata ermeyeceğiz" diyen İtalyan yazar Guido Ceronetti çok haklı…

Allah çocuklarımızı, bütün dünya çocuklarını şeytanın yoldaşlarının hışmından, tuzaklarından, fenalıklarından muhafaza buyursun.