Ramazan Deyince...

Yazan  Süreyya MERİÇ Cumartesi, 05 May 2018 16:03
Öğeyi Oyla
(5 oy)

Ramazan deyince neden aklımıza önce çocukluğumuz gelir? İlk oruçlarımız, babamızın elinden tutup gittiğimiz ilk teravih namazımız… Sahura çağıran davulcu manileri, iftar vaktini haber veren top sesleri…  Hele ki saçlarımızı okşayan bayram sabahları… Kardeşlerimizle tıklattığımız komşu kapılar, kristal şekerlikler, mendil arası lokumlar ve biraz şanslıysak ya leblebi tozuna ya da yeni bir miskete dönüşecek bozukluklar…

Düşünüyorum da çocukluğumuzu güzel kılan, eski ramazanlar mı; yoksa eski ramazanları böyle tatlı birer hülyaya dönüştüren, bir zamanlar çocuk olmak mı? Belki her ikisi de. Fakat yâd etmeden geçemiyor, dilimizden düşürmüyoruz çocukluğumuzda geçirdiğimiz ramazanları.  Sıcak pide bir başka kokuyordu sanki o vakitler, bayram şekerlerinin tadı bir başka oluyordu. Hem daha kendi gelmeden adı geliyordu. Hazırlıklar başlıyor, imsakiyeler başköşeye yerleşiyordu. Evin dedesi camiden dönerken misafir taşında bereketini arıyordu; bir yolcuya, bir garibe rastlarım belki diye. Nineler, kimi kimsesi kalmamışları sofralara buyur edip gönlünü hoş ediyordu.

Bizlere o güzel ramazanları, telaşlı sahur sofralarını, sabırla harmanlanmış iftar vakitlerini emanet eden nesle bir borcumuz var şimdi. O da evlatlarımıza güzel anılar bırakmak, onların minik yüreklerinde ramazan muhabbetini mayalamak. Belki artık cami köşelerinde misafir taşlarımız yok. Belki bu çağın kötülükleri,  gönlü ne kadar geniş de olsa tanımadığı birini misafir etmeye razı etmiyor ev sahiplerini. Nineler, kilitli kapılar ardında kim yapayalnız iftar sofrasına oturuyor, bilmiyor artık.  Fakat yeni kapılar açmak, salih amellere yeni yollar bulmak her zaman mümkün. Her ramazanı tatlandırmak, merhametle yoğurmak bu ellerin hüneri.

Şöyle bir kulak kabartın, pek çok kişi kapı komşusunu dahi tanımamaktan şikâyetçi. E hadi, biz çalalım o kapıyı, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi bir tas çorba sunalım iftar sofralarına. Peki ya çok uzaklarda bile olsa bugünün sunduğu teknolojik imkânlarla yoksunluğuna tanık olduğumuz insanlar. Dünyanın bir ucunda ramazanı buruk karşılayan kardeşlerimiz… Dedik ya salih amellere yeni yollar bulmak mümkün, bazen telefonun ucundadır dara düşen din kardeşimiz, birkaç tuş mesafededir. Bir kısa film izlemiştim geçenlerde. Evin kızı iftar sofrasını fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşırken annesi yavrusuna gerçek paylaşmayı öğretiyordu. Sadece birkaç saniyede, elindeki telefonun tuşlarıyla yeryüzünün bambaşka bir yerinde bir sofra kuruluyordu.

Biz bugünün büyükleri, geçmişte kalbine iyilik tohumu saçılmış çocuklarız. Hamurumuz sevgiyle karılmış. Ramazan muhabbeti çocukluğumuzdan miras kalmış bize. Şimdi ne yapmalı, nasıl tazelenmeli, çocuklarımıza bu mirası nasıl teslim etmeli, derseniz eğer… Memleketin en doğusundan Ağrı’dan iki genç öğretmenin hikâyesi bakın bize neler anlatıyor. Okullarını bitirip öğretmen çıkan bu iki genç, Ağrı’ya atanmış. İlk defa gelmişler Ağrı’ya. Vatan toprağı her evladını bağrına basar. Ağrı da bu yeni evli öğretmenleri öylece bağrına basmış. Fakat her bayram anne babalarının ellerini öpmeye giden öğretmenlerin, öğrencileri mahzun kalmış. Çocuklar istemiş ki öğretmenlerinin ellerini öpsünler, onlarla bayramlaşsınlar. Bir yanda yollarını gözleyen anne babaları, bir yanda emanet bildikleri öğrencileri. Bir çare gelmiş genç öğretmenlerin aklına. O bayram öğretmenlerinin kapısına gelen çocukları bir sürpriz karşılamış. Kapı, renk renk şekerlerle, kenarı oyalı mendillerle bezeliymiş. Bir de gelenlerin sevgi dolu dileklerini yazması için minik not kâğıtlarıyla. Kapının üzerinde ayrıca “Bayramınız kutlu olsun çocuklar, biz anne babamızın elini öpmeye gittik, yakında geleceğiz.” yazılıymış. Hem anne babasının hem de öğrencilerinin gönlünü hoş etmenin yolunu bulmuş öğretmenler. Bununla kalmamış tabii. Gurbetteki pek çok öğretmene de örnek olmuş bu davranışları. Artık kimse şekerden kapıları yadırgamamış Ağrı’da.

Yüce Kitabımızın gösterdiği yolda iyiliğe giden kapılar açmak, hayatı küçük dokunuşlarla daha anlamlı kılmak mümkün. Bayram sevincini bizimle paylaşmaya gelen çocukların yüzüne bir tebessüm kondurmak bu kadar kolay. Kur’an-ı Kerim’de “Birr” kavramı tam da buna çağırıyor bizi. Erdeme, ihsana, hayra… Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde bal arısına benzetiyor mümini, he zaman güzel şeyler üreteceğini söylüyor. Güzel olana konup konduğu yeri de asla kırmayacağını  (İbn Hanbel, II, 199.).

İnsan yeter ki istesin ne yapar eder bir ramazan anısı bırakır çocukların yüreğine. Cömertçe verebileceğinin en iyisini en güzel şekilde verir. Giderken de güzellikler bırakır ardında, vardığı yeri de güzelleştirir mümin tavrıyla. Siz yarının büyüklerine ne miras bırakacaksınız? Haydi, kolları sıvamak zamanıdır.