Müslüman’ın en güzel ziyneti: Huşu

Yazan  Dr. Bahattin AKBAŞ | Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Cuma, 02 Kasım 2018 15:54
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Allah’ın en güzel şekilde var ettiği insana yakışan hâl, her daim Yaradan’ın huzurunda olduğu bilinci içinde hareket etmek, tevazu göstermek ve O’na boyun eğmektir. Müminler derin saygı üzere Rabb’lerine bağlı olmakla mükelleftirler. Biz bu hâli “huşu” kavramı ile ifade edebiliriz. Huşu, müminlerin belirgin özelliklerinden biridir. Huşu duyarak Rabb’lerine yönelen müminler kurtuluşa erenlerdir. (Mü'minûn, 23/1-2.)

Huşu içinde olmak; içten gelerek Rabb’e kulluk etmeyi, gereksiz hareketleri terk etmeyi, tevazu ve sükûnet içinde bulunmayı gerektirir. Müslüman; Allah’ın azameti, celali karşısında aczini, hiçliğini idrak ederek gönülden ona bağlanır; ümit ve saygı içinde ona kulluk eder. Mümin erkek ve mümin kadınların kalpleri Allah’a muhabbetle bağlıdır. Onlar Allah’ı, Allah da onları sever. Allah’a tazim ve sevgiyle bağlı olan kalpler, sair organlar ve duygular bu sayede huzur ve dinginlik bulur.

Allah’ın kulları kibir ve gururdan uzak dururlar. Huşu duyarak ibadet ve taat ederler. Yüce Kur’an; mümin/Müslüman erkek ve kadınların özelliklerinden şöyle söz eder: “Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 33/35.)

Huşu hâli en belirgin şekilde ibadetlerde ve hassaten namazda ortaya çıkar. “Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.” (Mü'minûn, 23/2.) “Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.” (Bakara, 2/45.) Huşu duyan müminlere namaz ağır gelmez. Rabb’imiz “Beni anmak için namaz kıl” (Tâhâ, 20/14.) buyurur. Rabbi zikirdir namaz. Müslümanlar namazlarında gaflete düşmeden kalp huzuru ve belli bir disiplin içinde Allah’a yönelirler. Huşu gafletin zıddıdır. Namazda huşu özel önem arz eder. Bir karşılık beklemeden tam bir içtenlik ve bağlılıkla namazı eda etmek huşudandır. Gözümüzün nuru, müminin miracı olan namaz; şekil ve içerik itibarı ile Allah’a kulluğun içtenlikle yaşanması, erkanına uygun olarak eda edilmesidir. Namazda huşu; kalbi, benliği dış etkenlerden soyutlamak, özünü Allah’a yöneltmek, ihsan bilinci ile ibadetini yerine getirmektir. Hâl dili ile gönlümüzü Allah’a arz etmek, O'na sığınmaktır. Masivadan/dış ilgilerden, dünyalıklardan kalbi azat edip Allah’a yönelen mümin kalp huzuru duyar. Böylece mutmain olur.

Huşu kemaldir. İnsanın temel arayışı da kemale ermek, kâmil olmaktır. İbadetlerin kemal-i edeple yerine getirilişi, amelin özüne ve ruhuna uygun ifasıdır huşu. Huşuyla kılınan namazın kıvamı, tadı başkadır. Buna bağlı olarak ecir ve mükâfatı da fazla olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de; “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebût, 29/45.) buyrulmaktadır. Namazı dosdoğru ve huşu ile kılmak matluptur. Bir sahabi, Hz. Peygamber’e gelir ve “Ey Allah’ın Elçisi bana öğüt ver lakin kısa ve öz olsun.” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.); “Namaz kıldığın zaman son namazınmış gibi kıl. Özür dilemeni gerektirecek bir sözü söyleme ve insanların ellerindeki dünyalıklara umut bağlama!” demiştir. (İbn Mâce, Zühd, 15.)

Namazı beden ve kalp ahengi içinde, huşu ile kılmak; nefsi kötülüklerden, çirkinliklerden ve fahşadan (akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş) alıkoyma hususunda önem taşır. Rabb’in huzurunda ona tazim ve hürmetle kıyama durmak, rükûya varmak, secdeye gitmek ve Rabb’le buluşmak şuuru ile namazı kılmak, iftitah tekbiri alırken kendini ilahi huzurda bilmek, namaz haricinde de Rabb’i her daim hatırlamak gerekir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de; “Onlar namazlarına devam eden kimselerdir.” (Meâric, 70/23.), “Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” (Mü’minûn, 23/3.), “O müminler ki, Rabb’lerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenlerdir.” (Mü’minûn, 23/60.) buyururken ibadette devamlılığa, fayda vermeyen şeylerle meşgul olmamaya, haşyetullaha ve Allah rızasını öncelemeye dikkat çekmiştir.

Huşu hem kalp hem de beden eylemidir. Benlik söylem ve iddiasını bırakarak Allah’a boyun eğmek ve böylece huşu duyan bir genç ve yetişkin hâline bürünmek erdemdir. Huşu, güzel semereleri ile Müslüman'ın hayatına yansır. Rahman ve rahim olan Allah’a derinden saygı duyarak inanmak, O’na bağlanmak imanın gereğidir. (Âli İmrân, 3/199.) “İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” (Hadîd, 57/16.)

Huşu; Müslümanların süsü, ziynetidir. Hayatlarının her safhasında takınmaları gereken bir edep hâli ve tavrıdır. Huşu; müminler için bereket, sıkıntılardan kurtuluş olduğu gibi ilahi azaba karşı da bir engel mesabesindedir.