‘II. ULUSLARARASI KIRAAT SEMPOZYUMU’ İSTANBUL’DA YAPILDI

Perşembe, 30 Kasım 2017 10:37
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş: Kıraat ilmi, Cebrail (a.s.) vasıtasıyla indirilen vahyin, Hz. Peygamberin( s.a.s.) fem-i muhsininden sadır olduğu gibi telaffuz edilerek kıyamete kadar taşıma çabasının adıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen, ‘II. Uluslararası Kıraat Sempozyumu’ İstanbul’da gerçekleştirildi.

Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanlığı tarafından, Ali Emiri Efendi Kültür Merkezinde düzenlenen ve İslâm ülkelerinin temsilcilerini bir araya getiren, ‘Uluslararası Kıraat Sempozyumu’ Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın katıldığı açılış programıyla başladı.

‘Mushaf’, ‘Tecvid’ ve ‘Kıraat’ ana başlıkları altında 9 oturum hâlinde düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanı Hafız Osman Şahin, Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulunun düzenlediği, ‘Uluslararası II. Kıraat Sempozyumu’ programına katılımlarından dolayı katılımcılara teşekkür etti. Başkan Şahin, Ehl-i Kur’an’ı bir araya getirmek, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunmak, ülkemizde ve İslam âleminde imla-tecvit ve kıraat farklılıklarını değerlendirmek amacıyla bu sempozyumu gerçekleştirdiklerini belirtti. Yurt içinden ve yurt dışından seçkin ilim adamlarının katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda, Mushaf, tecvit ve kıraat alanındaki usul-yöntem, uygulamadaki sorunlar ve farklılıkların tartışılacağını dile getirdi. Kur’an imlasındaki farklılıklar Mushaf imlası, siyaset ilişkisi ve İslam dünyasında Mushaf basımındaki imla birliğini sağlama gibi konuların müzakere edileceğini söyleyen Başkan Şahin, sempozyumun hayırlara vesile olmasını diledi.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş da açılışta bir konuşma yaparak sempozyumun amacının, bilimsel ve teknik anlamda kıraat ilmine sağlayacağı katkının yanı sıra; halkın inancına, kültür ve medeniyetine kaynaklık eden Kur’an-ı Kerim etrafında ortak duygu ve bilgi birlikteliği oluşturmak, onun evrensel değerleriyle olan ilişkiyi daha güçlü kılmak olduğunu belirtti. Lafız ve mana boyutuyla Kur’an’ın, çağlar üstü özelliğiyle tüm zaman ve mekânlarda insanlığa rehberlik ederek, ebedi saadetin en önemli kaynağı olduğunu kaydeden Başkan Erbaş, “Kıraat ilmi, bizim geleneğimizde her zaman çok ayrı ve özel bir yere sahip olmuştur.” dedi.

Kur’an’ın, Hz. Peygamberin, ‘güzel ahlak’ olarak ifade ettiği bütün müspet vasıfları, tüm boyutlarıyla yeryüzüne hâkim kılmayı amaçladığını ifade eden Başkan Erbaş konuşmasına şöyle devam etti: “Esasen Kur’an’ın, Yüce Mevla tarafından tescil edilen mucizevi yönüyle doğrudan ilintili olan kıraat ilmi, Cebrail (a.s.) vasıtasıyla indirilen vahyin, Hz. Peygamberin (s.a.s.) fem-i muhsininden sadır olduğu gibi telaffuz edilerek kıyamete kadar taşıma çabasının adıdır. Bu çabanın bir sonucu olarak kıraat ulemamız, Sahabe-i Kiramın, Peygamberimizden öğrendiği tilavet şekillerini sonraki nesillere bir taraftan şifahen aktarmışlar, diğer taraftan da âdeta her bir Kur’an harfinin edasının, yani icrasının nasıl olması gerektiğini, en ince ayrıntısına kadar kayda geçirmişlerdir. Bu şekilde, Kur’an’ın okunuşu ve nüzûl dönemindeki telaffuz biçimleri, sonraki nesillere tüm boyutlarıyla muhafaza edilerek taşınmıştır. Kur’an lafızlarının nasıl okunacağını, farklı okuyuşların hangi temele dayandığını inceleyen ilm-i kıraat, nüzûl döneminde, Dâru’l-Erkâm’da başlayıp Ashab-ı Suffe ile âdeta kurumsallaşarak, sahabe efendilerimiz vasıtasıyla nüzul sonrası döneme taşınmıştır. Tabiin dönemi ve sonraki sürece baktığımızda ise kıraat alanında uzmanlaşanların, tek kaynaktan gelen okuyuşları nakletme yerine, muhtelif kanallardan ulaşan kıraatler içinden seçkide bulunma yönünde bir çalışma yürüttüklerini müşahede etmekteyiz. Nitekim dönemin ileri gelen ilim merkezlerinden Medine’de, Nâfi’; Mekke’de, İbn Kesîr; Basra’da, Ebû Amr; Şam’da, İbn Âmir ve Kûfe’de Âsım kıraati, insanların teveccühüne ve üst düzey bir kabule mazhar olmuştur. Bahse konu süreçten sonra, ‘Dâru’l-Kur’an’ adı verilen medreselerde yürütülen Kur’an hizmeti, Anadolu Selçukluları döneminde, kıraat ilminin okutulduğu, ‘Dâru’l-huffâz’larda sistematik şekilde devam ettirilmiştir. İlm-i kıraat, hafız olanlara kıraat ilminin okutulup Kur’an tilavetinin inceliklerinin kavratıldığı; kısaca kurrâ yetiştiren enstitüler hüviyetindeki ‘Dâru’l-kurrâ’lar ile Osmanlılar döneminde zirveye ulaşmıştır.”

Kıraat ilmi, teorik ve pratik yönüyle erken dönemlerden günümüze kadar değerinden hiçbir şey kaybetmemiştir

Kıraat ilminin, bizim geleneğimizde, ecdadımızın zihninde her zaman çok ayrı ve özel bir yere sahip olduğunu belirten Başkan Erbaş, Osmanlı döneminde Kur’an ilimleri içerisinde, hakkında en fazla kitap ve risale kaleme alınan konunun kıraat ve tecvid olmasının, bunu açıkça göstermekte olduğunu söyledi ve şöyle dedi: “Bu çerçevede, Anadolu’daki kıraat eğitim-öğretimi açısından dönüm noktası kabul edilen İbnü’l-Cezerî’yi rahmetle anıyoruz. ‘Mısır tariki’ ve ‘İstanbul tariki’ olarak anılan iki ekolün gelişiminde başrol oynayan Eyüp Dâru’l-Kurrâ Müderrisi Ahmed el-Mesyerî ile Ali el-Mensurî’yi şükranla yâd ediyoruz. Kıraat kaynaklarının muhtevasını, öğrenimi daha pratik hâle getirecek şekilde sistematize eden, dolayısıyla da kıraat tedrisatında belli bir kolaylık sağlayan Abdülfettâh Pâluvî’yi ve Muhammed Emin Efendi’yi minnetle yâd ediyoruz. Teorik ve pratik yönüyle erken dönemlerden günümüze kadar değerinden hiçbir şey kaybetmeyen kıraat ilmi; öncelikle, Kur’an’ın nüzûl dönemindeki okunuş biçimini tespit etme ve onu aslî şekliyle nakletme amacıyla neşet etmiştir. Söz konusu gaye merkezli çalışmalar, zaman içerisinde vakıf-ibtida ve Mushaf imlâsı gibi muhtelif alt disiplinler çerçevesinde bir açılım sergileyerek, kıraat farklarıyla sınırlı bir muhtevadan uzaklaşmıştır. Kıraat farkları ve anılan alt disiplinler etrafında yürütülen çalışmalar, keyfiyet itibariyle farklılık arz etmiş ve on dört asırlık süre zarfında muhtelif şekiller almıştır. Bu bağlamda, kıraatlere yaklaşım noktasında zaman içerisinde farklı tasavvur ve telakkiler vücut bulmuş ve kıraat konusu, çeşitli izahlara konu olmuştur. Diğer taraftan, Kur’an’ın estetik yönünün tebarüz ettiği ilm-i kıraatin üzerinde önemle durduğu tecvit ilmidir. Söz konusu disiplin, ‘tertîl’ tanımı içerisinde zikredilerek, kayda değer bir önem arz etmektedir.”

Kıraat ilmi, Diyanet İşleri Başkanlığının uhdesinde yer alan aşere-takrib kurslarıyla, aslına uygun bir şekilde sürdürülmektedir

Bu kadim geleneğin günümüzde Başkanlığımızın uhdesinde yer alan aşere-takrib kurslarıyla, aslına uygun bir şekilde sürdürülmekte olduğunu belirten Başkan Erbaş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kur’an kursları ve tashih-i hurûf kurslarıyla da desteklenen söz konusu çalışmalara ilaveten, kıraat alanının temel metinlerinin derinlemesine incelenmesini esas alan ve kaynaklara vukufiyeti daha üst düzeye taşıyacak kıraat araştırmalarının yapıldığı araştırma merkezlerine ihtiyacımızın olduğu, gün geçtikçe kendini daha da hissettirmektedir. Kıraat tedrisatı, Mushaf imlâsı ve tecvit uygulamalarında görülen birtakım farklılıkların, ilmî ölçütlere dayalı olarak izahı ve sahih olanın ortaya çıkarılması da böylece daha mümkün hâle gelecektir. Öte yandan, kıraatle ilgili yazma eserlerin envanterini çıkarma, gerekli görülenlerle ilgili neşir hazırlıkları gerçekleştirme, alanla ilgili akademik çalışmalar yapma ve yapılan çalışmaları destekleme yönündeki hedeflerin de böyle bir yapılanmanın gerekliliğine işaret ettiği ortadadır.”

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ: Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı, millî birliğimiz için bir çimentodur.

Açılış programına katılan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ açılışta yaptığı konuşmada önemli açıklamalarda bulundu.

Sempozyumun açılışına katılarak bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’nin ve Türk milletinin anayasal kuruluşlarından bir tanesidir. Diyanet’i yıpratmak isteyen çok çevreler var. Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı olmasın, memleket cami cami bölünür. Diyanet, bir çatı kuruluş esasında. Bütün farklılıkların üstünde, hiçbir grubun, hiçbir ekibin emrinde olmayan, sadece Kur’an ve sünnet eksenli İslam’a ve Müslümanlara hizmet eden bir teşkilat. Hiçbir kimseye yakın değil, hiç kimseden uzak değil, herkesin yanında, herkesle beraberdir.” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanlığının varlığının, millî birliğimiz için bir çimento olduğunu kaydetti ve Türkiye’de oluşturulmak istenen mezhepçiliğe de değinerek şunları söyledi: “Diyanet İşleri Başkanlığımızın varlığı, millî birlik ve beraberliğimizin en önemli çimentolarından biridir. Diyanet’i yıpratmak, emin olun Türkiye’ye çok büyük zarar verir. Diyanet’in bugün geldiği noktada, Türkiye ve İslam âlemi için çok büyük örneklik taşıdığına inanıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının, bu birleştirici, bütünleştirici, her türlü siyasi görüş ve düşüncenin üzerinde ve dışında kalarak rolünü yerine getirmesini son derece önemsediğimi, buradan bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum.”

Diyanet’i, ehlisünnetin veya hadisin karşısında göstermek isteyenlerin farklı bir ajandaları var

Diyanet İşleri Başkanlığını, hadis düşmanlığı yapanlara veya hadis üzerinden farklı algılar oluşturmak isteyenlere, sünnete karşı olanlara destek veriyor gibi göstermenin büyük bir iftira ve yalan olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı Bozdağ, bunların insanlara da Allah’a da yalan söylemekte olduklarını belirterek şöyle dedi: “Bunun Allah indinde de insanlar nezdinde de elbette bir karşılığı vardır. Diyanet’i, ehlisünnetin veya hadisin karşısında göstermek isteyenlerin farklı bir ajandaları olduğuna ben tereddütsüz inanıyorum. Bunun son derece önemli olduğunu buradan ifade etmek isterim. Burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum: Son günlerde, bir soruşturma nedeniyle Diyanet’e iftiralar var. Deniyor ki  ayet okudu, hadis okudu diye, birisini Diyanet açığa aldı. Bunu diyenler yalanın alasını söylüyorlar. AK Partinin iktidar olduğu dönemde, Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey’in Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, bu ülkede Müslümanların yaşadığı sorunların nasıl çözüldüğü, özgürlük alanlarının nasıl genişlediği ve dinî konularda nasıl bir rahatlama olduğu gün gibi ortadadır. Dini bilen bir insan, Allah’ın emirlerini bilen bir insan; hakaret, küfür, iftira, yalan, tehdit, şiddet, bunların içerisine giremez. Ama maalesef bakıyorsunuz çok feci bir şekilde bunların yapıldığını görüyor ve bundan da fevkalade üzüldüğümüzü ben buradan ifade etmek istiyorum. Hatta çok değer verdiğiniz bazı insanlar bile, ben bakıyorum, ya insan perde arkasında ne var bu işin? Bir şey var sosyal medyada geziyor, doğru mu? Hiç doğruluğunu teyit etmeden hemen altına yazıp yazıp gönderiyorlar. O zaman, ‘Fasığın biri size bir haber getirince, bunun arkasını araştırın, yoksa pişman olursunuz.’ diyen ayeti, bunlar hiç okumadı mı acaba? İslam’a dair bir şey söylüyorsak, önce nefsimize söylememiz lazım, sonra da başkalarına bunu söylememiz lazım. Buradan bir kez daha söylüyorum, kesinlikle hiç kimseye Türkiye’de, Kur’an’dan bir ayet okudu, Peygamber Efendimizden bir hadis nakletti diye soruşturma açılması söz konusu değil, böyle bir soruşturmayı da kimse açamaz, biz iktidarda olduğumuz sürece.”

İslamofobi dedikleri şey İslam düşmanlığının ta kendisidir

Bugün dünyada, İslam düşmanlığı, Kur’an düşmanlığı ve peygamber düşmanlığının İslamofobi adı altında büyük bir revaç bulmakta olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı Bozdağ, “Aslında İslamofobi dedikleri şey, İslam düşmanlığının ta kendisidir. Ve bu İslamofobiyi besleyen şey; cehalettir, terördür, dini doğru anlamamak, doğru anlatmamak konusunda yaptığımız yanlışlıklardır ve İslam bilginlerinin, İslam âlimlerinin vazifelerini layığı veçhiyle yapamamalarıdır. DEAŞ, El-Kaide, FETÖ, Boko-Haram, Eş-Şebab, Nusra diye bir terör örgütü var, önüne gelenleri öldürüyorlar. Öldürürken cihat yaptıklarını zannediyorlar. ‘Allahü Ekber’ diyorlar. Öldürdükleri Kelime-i Şehadet getiriyor. Bu fotoğraf kimi memnun eden bir fotoğraftır? İnsanları İslam’dan, Müslüman’dan, Kur’an’dan ve Peygamberden soğutmak için bütün şeytanlar bir araya gelmiş olsa, ancak böylesi terör örgütleri gibi örgütler ihdas ederler. Çünkü bunlar şeytanın dahi başaramadıklarını başarıyorlar. Müslüman olmayanları, İslam hakkında kötü duygu ve düşünce sahibi yaptıkları gibi Müslümanları da Kur’an’dan, Peygamberden soğutuyorlar ve gevşetiyorlar.” dedi.

Cihat kavramının, mücahit kavramının yüce anlamı, din görünümlü terör örgütleri tarafından yok edildi

İslam’a dair bütün kavramların lekelendiğini, cihat kavramı ve mücahit kavramının yüce anlamının artık kaybolup gittiğini belirten Başbakan Yardımcısı Bozdağ şunları söyledi:  “Cihat dediğinizde, mücahit dediğinizde; elinden kan damlayan, masumları katleden bir canavar, bir terörist insanların gözünün önüne gelir hâle geldi. Onun için bu terör örgütleriyle, İslam’ı istismar eden bilumum terör örgütleriyle en önce İslam âlimleri kalemleriyle, sözleriyle, Kur’an’ı ve sünneti doğru anlatmalarıyla mücadele etmeli, hep beraber mücadele etmeliyiz. Siyasetçiler, devletleri yönetenler, hep beraber bu terör örgütlerinin karşısında birlikte durmalı, bunların İslam’la alakasının olmadığını hep beraber göstermemiz lazım. Türkiye bu noktada üzerine düşeni yapmaktadır, yapacaktır. Bütün dini istismar eden, Allah’ı, Resulünü, Kitabını ve dinî değerleri kullanan terör örgütlerine karşı en ağır mücadeleyi, en samimi, en etkin mücadeleyi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vermektedir; bundan sonra da tereddütsüz vermeye devam edecektir.”

DEAŞ terör örgütü, bazı uluslararası güçlerin İslam dünyasında yapmayı planladıkları yeni siyasi programların, projelerin öncü gücüdür

Başbakan Yardımcısı Bozdağ konuşmasına şöyle devam etti: “DEAŞ terör örgütü, bazı uluslararası güçlerin İslam dünyasında yapmayı planladıkları yeni siyasi programların, projelerin öncü gücüdür. Araziyi, onların dediği hâle getiriyorlar ve vahşetin en alasını yapıyorlar. Sonra insanları yerinden, yurdundan ediyorlar. Suriye’nin Kuzeyinde Arapları, Türkmenleri, yerlerinden kaldırıp onların yerine Kürtleri getirmek suretiyle, orada başka bir hesabın içinde, başka bir projeyi hayata geçiriyorlar. İslam dünyasında bu terör örgütlerinin de miadının dolmak üzere olduğunu görenler, yeni bir fitne ateşini yakmak için uğraşıyorlar. Mezhepçilik fitne ateşini hazırlıyorlar. Biz Türkiye olarak, bu mezhepçilik fitnesini körükleyenleri görüyor, hem kendi halkımızı hem de Müslüman halkları, bu fitne karşısında uyanık olmaya davet ediyoruz. Aman ha bu fitneye karşı uyanık olun diyoruz. Ve Müslümanları birbirinin falan mezhepten, filan mezhepten diye karşısına dikmek isteyenler, ciddi yatırımlar yapıyorlar. Mezhepçilik fitnesine karşı hepimizin ama hepimizin çok uyanık olması gerekiyor. Bizim mezheplerimiz, meşreplerimiz, farklı yorumlarımız, farklılıklarımız zenginliğimizdir. Bizim gücümüzdür. Eğer farklılıklarımızı; kin, nefret, düşmanlık ve kavga için vesile görmeye başlarsak, işte bizim felaketimiz başladı demektir. Bizim bu mezhepçilik ateşini yakmak isteyenlere karşı uyanık olmamız gerekir.”

Sempozyumun açılış programına, İslam dünyasından temsilciler, çeşitli üniversitelerden akademisyenler ve alanında uzman hocalar ile din görevlileri katıldı. İstanbul Haseki Abdurrahman Gürses Eğitim Merkezinde düzenlenen sempozyum üç gün sürdü.

Açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçildi

Oturumlar hâlinde gerçekleşen sempozyumda, 1’inci oturumun başkanlığını Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. M. Emin Maşalı yaptı. ‘Mushaf İmlası ve Zabt Meselesi, Mushaf Basımlarında İmla Birliği Sağlamanın İmkânı’ konulu oturumda Prof. Dr. Ğânim Kaddûrî Hamed (Irak) bir sunum gerçekleştirdi. Diyanet İşleri Eski Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç da müzakerede bulundu. Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ünal’ın başkanlığını üstlendiği 2’inci oturumda, Dr. Beşir b. Hasen el-Himyerî (Suudi Arabistan), ‘Eski Mushaflarda Zabt Meselesi’ konusunda sunum yaptı; bu konunun müzakeresini de Prof. Dr. M. Emin Maşalı gerçekleştirdi. Oturumda ayrıca, ‘Mushaf Basımı ve Siyaset’ konusunda, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Necmettin Gökkır bir sunum gerçekleştirdi; konunun müzakeresini de Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Ömer Kara yaptı. ‘Mushaf Hattı-Hattat ve Bilgisayar Hattı Mukayesesi’ konusunda gerçekleşen 3’üncü oturuma, 29 Mayıs Üniversitesi Uluslararası İslam ve Din Bilimi Fakültesinden Prof. Dr. Muhittin Serin başkanlık etti. ‘Sanat-Medeniyet İlişkisi Bağlamında Bilgisayar Fontlarıyla Hazırlanan Mushafların Ortaya Çıkardığı Sorunlar’ konulu oturumun sunumunu, Dicle İlahiyat Fakültesinden İsmail Kanbaz yaparken; müzakeresini de Hattat Hüseyin Kutlu yaptı. ‘Mushaf Yazımında Hat ile Font Mukayesesi’ konusunda ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Doç. Dr. Muhammet Abay bir sunum gerçekleştirdi. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Doç. Dr. Fatih Özkafa da müzakere etti. Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanı Hafız Osman Şahin’in başkanlığında, ‘Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulunun Çalışma Sistemi, Sorunları ve Çözüm Önerileri’ konusunda, Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanlığı Eğitim Uzmanı Abdulhekim Ağırbaş bir sunum yaptı ve Rıfat Börekçi Eğitim Merkezi Müdürü Mustafa Bodur da müzakeresini gerçekleştirdi. KTÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu başkanlığında yapılan 4’üncü oturumda, Sâlim Eş-Şenkîti’nin (Suudi Arabistan) sunumu ve Fehd Harûf'un (Suriye) müzakeresiyle, ‘En-Neşr ve Tayyibe Merkezli Kıraat Tedrisatı’ konusu görüşüldü. İhâb Fikrî (Suudi Arabistan) de ‘Günümüz Kıraat Tedrisatında (Tayyibe Merkezli) Tahrirat Çalışmalarının Yeri’ hakkında bir sunum gerçekleştirirken; Pendik Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezinden Mehmet Kılıç da konuyu müzakere etti. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Mehmet Dağ’ın başkanlığında gerçekleşen 5’inci oturumda ise ‘Kıraat Vecihlerinin Tatbikinde Görülen Farklılıklar’ değerlendirildi ve Eymen Ruşdî Suveyd (Suriye) bir sunum yaptı. Sunumun müzâkeresini de Haseki Abdurrahman Gürses Eğitim Merkezinden Halim Garip yaptı. ‘Türkiye’de Okutulan Kıraatlerde İsnad Halkası’ konusunda, Fuad Hattab (Mısır) bir sunum gerçekleştirdi. Bu sunumun müzakeresini de Pendik Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezinden Talip Akbal yaptı. 6’ıncı oturumun başkanlığını, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Yaşar Kurt yaptı. Bu oturumda, ‘Tecvid İlminde Sabit ve Müteğayyir Olgusu ve Tecvid Kitaplarından Yararlanma Yöntemi’ konulu sunumu, Doç. Dr. Âdil Ebû Şa’r (Ürdün); Şeyh Edebali Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden Doç. Dr. Yusuf Alemdar da müzakeresini yaptı. Bu oturumda ayrıca, ‘Tecvid İlmi Terminolojisi: Klasik Tanımların İzinde Fonetik Bulguların Desteğiyle’ konusunda, Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Nazife Nihal İnce bir sunum gerçekleştirirken; müzakeresini de Osmangazi İlahiyat Fakültesinden Doç. Dr. Fatma Asiye Şenat yaptı. ‘Tecvid Uygulamalarında Görülen Farklılıklar ve Bu Farklılıkların Değerlendirilmesi’ konusunun sunumu ise Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden Fatma Yasemin Mısırlı gerçekleştirdi. 7’inci oturumun başkanlığını, 29 Mayıs Üniversitesi Uluslararası İslam ve Din Bilimleri Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Fatih Çollak yaptı. Oturumda, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Abdullah Emin Çimen, ‘Türkçe Tecvid Kitapları, Tahlil ve Tenkit’ konusunda bir sunum icra etti. Müzakeresini de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kılıç gerçekleştirdi. Ayrıca bu oturumda, ‘Tecvid İlminin Tarihsel Gelişimi’ konusunda, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. İbrahim Tetik bir sunum yaptı. Konunun müzakeresini ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Naci Demirci gerçekleştirdi. 8’inci oturum, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Nihat Temel’in başkanlığında gerçekleşti. ‘Tarihsel Süreçte Vakf-İbtidâ Kavramları’ konusunda, Dr. Mehdî Dehîm (Cezayir) sunum yaparken; İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Enes Yarız da müzakeresini yaptı. ‘Mushaf Basımına Yansıyan Uygulama Farklılıkları Çerçevesinde Secâvendî’nin Vakf Sisteminin Değerlendirilmesi (Vakf-ı Lâ Örneği)’ konusundaki sunumu, Bursa Eğitim Merkezinden Muhammed Coşkun gerçekleştirdi. Konunun müzakeresini de Pendik Kur'an Kursu Öğreticisi Mücella Hacımısıroğlu yaptı. 

Uluslararası II. Kıraat Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

Sempozyum, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Selim Argun’un okuduğu sonuç bildirgesiyle sona erdi.

• 03-05 Kasım 2017 tarihlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Abdurrahman Gürses Eğitim Merkezi’nde, Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu tarafından Uluslararası II. Kıraat Sempozyumu gerçekleştirilmiştir. Sempozyumda dokuz oturumda on yedi tebliğ sunulmuş ve müzakere edilmiştir. Bu oturumlarda Mushaf İmlası, Kıraat ve Tecvid olmak üzere üç ana konu ele alınmıştır.  

• Son bir asırda İslam dünyasında Resm-i Osmânî’nin esas alınması konusunda bir kanaat öne çıkmıştır. Ülkemizdeki Mushaf basımlarında da Resm-i Osmânî’ye elif-bâ cüzlerinden başlamak suretiyle kademeli olarak geçilmesi gereklilik arz etmektedir. İlerleyen süreçte bütün İslam ülkelerinin katılımıyla oluşturulacak çalışmalar neticesinde, İslam dünyasında Mushaf basımında tam bir birliğin sağlanması ümmetin birliği açısından büyük önem arz etmektedir.

• Mushaf ve kıraat ilmini ilgilendiren konularda hem daha kesin sonuçlara ulaşma, hem de kadim mirasımızı ihya etmek adına, kütüphanelerimizde bulunan eski Mushaf nüshalarının tespit edilip dijital ortama aktarılması çalışmaları yapılıp araştırmacıların istifadesine sunulması, kadim Mushafların basılması ve bunlarla ilgili araştırma merkezlerinin kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. 

• Mushaf yazımında İslam medeniyetinin simgesi hâline gelen hüsn-i hat geleneğinin devam ettirilmesi, özendirilmesi ve korunması,  bunun yanı sıra bilgisayar teknolojisiyle, fontlarla oluşturulacak olan Mushafların mutlaka hattatlar kontrolünde yapılması gerekmektedir. Gerek hattatlar tarafından yazılan, gerekse bilgisayar fontlarıyla oluşturulan Mushafların sanatsal kontrolü için bir bilirkişi heyetinin oluşturulması gerekmektedir. 

• Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulunun mührü olmadan, Kur’an-ı Kerim’in basılmaması için ilgili kanunda gerekli düzenlenmelerin yapılması zorunludur. 

• Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu, mealli Mushafların metnini inceleyip mealini incelememektedir. Meali incelemediğine dair de not düşmektedir. Bu Mushaflara onay verilmesinden dolayı toplumda, meallerin de incelendiğine dair yaygın kanaat vardır. Bu sebeple Diyanet İşleri Başkanlığı, meallerle ilgili de bir inceleme komisyonu oluşturmalıdır. 

• Mushafları İnceleme Kuruluna, 2010 yılı 6002 sayılı yasa ile “Kıraat” kaydının konulmasıyla kurumun görev alanı genişlemiştir. Bu sebeple Kurulun daha etkin ve verimli çalışabilmesi için yapısının güçlendirilmesi ve üye-uzman sayısının artırılmasına önemle ihtiyaç vardır. 

• Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu, ülkemizdeki ve İslam dünyasındaki üniversitelerin kıraat ve tefsir anabilim dallarıyla işbirliği içerisinde, kıraat alanıyla ilgili çalışmalarını sürdürmelidir. 

• Ülkemizdeki kıraat tedrisatının tayyibe merkezli olduğu bilinmektedir. Yakın dönemde öne çıkan tayyibe merkezli tahrirat çalışmaları da dikkate alınarak, kıraat tedrisatımızın tashihe muhtaç yönlerinin belirlenmesi, konuyla ilgili çalışmaların yapılması yanı sıra metin (şatibiye ve tayyibe) ezberini esas alan kıraat tedrisatının teşvik edilmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca ülkemizde yürütülen kıraat eğitimi müfredatının kıraat tarihi, Mushaf imlası, vakıf-ibtida, kıraat-mana ilişkisi gibi kıraatı ilgilendiren nazari ve pratik tüm alanları kapsayacak şekilde geliştirilmesi gerekmektedir.

• İstanbul ve Mısır tarikinin icazetnameleri yeniden incelenerek gerekli tashihleri yapılmalıdır. 

• Kıraat ve tecvid alanındaki uygulamalarda şifahi bilgi yanında kitabi bilgi de esas alınmıştır. Günümüzdeki uygulamalarda da aynı usulün sürdürülmesi elzemdir. Bu durum bir takım uygulama farklılıklarını ortadan kaldıracaktır. 

• Diyanet İşleri Başkanlığı, kıraat anabilim dallarıyla koordineli bir şekilde tecvit çalıştayları yaparak değişik seviyelerde müstakil tecvid kitapları yazdırması, bu alandaki farklılıkları ortadan kaldırması bakımından önem arz etmektedir.

• Tecvidin temel hedefi, Kur’an’ı doğru ve güzel okumaktır. Kur’an eğitim öğretiminde hem tashih-i hurufa hem hüsn-ü tilavete ağırlık verilmeli, bununla birlikte mana boyutu ihmal edilmemelidir. 

• Vakıf ve ibtida konusunda ülkemizde Secavendî ekolü takip edilmesine rağmen Mushaf baskıları arasında bazı farklılıklar gözükmektedir. Bu farklılıkların giderilmesi ve vakıf işaretlerinde birlik sağlanması hususunda çalışmaların yapılması önem arz etmektedir. 

İkincisini gerçekleştirmiş olduğumuz Uluslararası Kıraat Sempozyumu, sunulan tebliğler ve yapılan müzakereler ile son derece önemli katkılar sunmuştur.

Benzer çalışmaların yakın gelecekte sürdürülmesinin faydalı olacağı mütalaa edilmektedir.