Uluslararası ‘Vahyin Kutsadığı Şehir: Kudüs’ toplantısı İstanbul’da gerçekleşti

Cumartesi, 03 Mart 2018 22:20
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Mescid-i Aksa ve Kudüs'ün önemine dikkati çekmek amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen, ‘Vahyin Kutsadığı Şehir: Kudüs’ başlıklı uluslararası toplantı İstanbul’da yapıldı. Kâğıthane’de bulunan Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Konferans Salonunda, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın katılımıyla düzenlenen toplantının açılış programında konuşan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kudüs'ün, herkesin ortak davası, Ümmet-i Muhammed'in Mekke ve Medine'den sonra değer verdiği üçüncü şehir, miracın şahidi ve vahyin kutsadığı, Allah'ın mübarek kıldığı bir şehir olduğunu söyledi. Kudüs davasını, sadece Filistinlilerin davası olarak görmenin, Kudüs davasına yapılacak en büyük haksızlık olduğunu ifade eden Bozdağ, Filistin davası çözülmeden, dünyanın da Orta Doğu'nun da huzur, barış ve sükuna kavuşmasının mümkün olmadığını belirterek, "Onun için barışın anahtarı Kudüs'tedir, barışın kapısı Kudüs'ten açılacaktır. Filistin davasının çözülmesi, pek çok sorunun çözülmesinin öncüsü olacaktır.” dedi. Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği programın açılışında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “En samimi sözler Kudüs için söylenmiş, şiirler yazılmış, ağıtlar yakılmıştır. Ancak bugün artık slogan atmak ve ağıt yakmakla yetinmemiz mümkün değildir. Çözüme dair, somut, kalıcı ve gerçekçi adımlar atmak zorundayız. Bu toplantının en büyük hedefi de budur.” dedi. İnsanlığın ortak değerlerini temsil eden Kudüs için tüm insanlığı harekete geçirecek bir eylem ve söylem planı hazırlanmalıdır diyen Başkan Erbaş, “Kudüs’ü savunmak bir insanlık borcudur. Zira Kudüs, Müslümanların ve insanlığın önünde bir vicdan, hukuk ve ahlak sınavıdır.” ifadelerini kullandı. Kudüs’ün esaretini meşrulaştıracak her söylemin; vicdana, tarih ve kültüre, varoluşa karşı işlenmiş bir insanlık suçu olduğunun altını çizen Başkan Erbaş, “Kudüs, ilelebet Filistin’in başkentidir ve öyle kalacaktır.” şeklinde konuştu. İslam ülkelerinin kendi aralarındaki yapay çekişme ve gerginlikleri terk etmek ve sorunlarını hiçbir emperyalist gücü devreye sokmadan bizzat kendilerinin konuşmak zorunda olduğuna dikkati çeken Başkan Erbaş, “Müslümanların bir araya gelip, içtenlik ve samimiyetle konuştuklarında, çözemeyecekleri hiçbir mesele yoktur. Küresel oluşumların etkili olduğu bir dönemde İslam dünyası; eğitim, aile, gençlik, çevre, gıda, ekonomi, teknoloji gibi konularda ve bütün alanlarda işbirliği ve ortak çalışmalar yapmalıdır.” diye konuştu. Başkan Erbaş, Müslümanların sorununun birbirleriyle gerekli olan dayanışmadan uzak olmalarına işaret ederek, “Ümmetin birlik ve beraberliğine dair çalışmalar yapılmalıdır. Bütün dünya çok iyi biliyor ki İslam coğrafyası, imkânlarını ve potansiyelini birleştirdiğinde fiziki zenginlikler, enerji potansiyeli, genç ve dinamik nüfusu, stratejik konumu gibi açılardan, dünyanın en büyük gücünü oluşturacaktır.” dedi. Ümmetin birliğinin önündeki engellerden biri olan ırk ve mezhep kavgalarının, bu coğrafyaya başkaları tarafından bırakılmış ölümcül bir virüs olduğunu kaydeden Başkan Erbaş şöyle konuştu: “Referansını dinden aldığını iddia ederek toplumda bozgunculuk yapan DAEŞ, Boko-Haram, FETÖ, Eş-Şebab gibi taşeron yapılar, sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği üstün ahlak ilkelerinden uzaklaşmanın, yanlış bir din ve peygamber tasavvurunun neticesidir. Bütün bunların farkında olarak etnik kavgalara, dinin mukaddes kavramlarını istismar eden terör örgütlerine destek veren tavır, tutum ve anlayışlarla mücadele etmek zorundayız.”

Başkan Erbaş, Kudüs’ün asırlar boyu Müslümanları bir araya getiren önemli bir zemin olduğunu hatırlattığı konuşmasında şunları söyledi:

Kudüs, Müslümanların hayatında vazgeçilmesi asla mümkün olmayan mübarek bir şehirdir

Bugünün konusu olan Kudüs, insanlığın en köklü mirasına ve tarihî serüvenine tanıklık eden evrensel bir değerdir. Kudüs, Hz. Âdem’den itibaren vahyin ortak adı olan İslam’ı tebliğ vazifesiyle görevlendirilen nice peygamberin hatırasını barındıran mukaddes bir beldedir. Kudüs; dinlerin, dillerin, kültürlerin, medeniyetlerin merkezi olmuş yeryüzünün en kadim şehirlerinden biridir. Kudüs, tarihten günümüze temsil ettiği sembol ve değerlerle insanlığın ortak vicdanı olmuş kutlu bir beldedir. Kudüs, çevresinin mübarek kılındığını bizzat Kur’an’ın beyan ettiği Mescid-i Aksa’yı bağrında taşıyan şehirdir. İsra ve Miraç mucizesinin yaşandığı bu şehir, yeryüzünden Âlemlerin Rabbine açılan bir yolun ve göklerden dünyaya inen engin bir rahmetin şahididir. Bu itibarla Kudüs, imana muvafık bir duruşun, vahye sabitlenmiş istikametin ve muhabbete bağlı bir yönelişin sembolü olarak, Müslümanların hayatında vazgeçilmesi asla mümkün olmayan mübarek bir şehirdir.

Kudüs, Müslümanlar tarafından idare edilirken barışın şehriydi

Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. Meryem ve Hz. İsa’nın tevhit ve hukuk mücadelesini yaptığı; Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar tarafından kutsal addedilen Kudüs’te, Müslümanların hâkimiyetinde asırlar boyunca üç dinin mabetleri bir arada bulunmuş ve her dinin müntesipleri, özgürce ve hoşgörü içinde birlikte yaşamışlardır. Nitekim bugün azgın bir azınlığın elinde, insanlığı mahcup eden görüntülere sahne olan Kudüs, Hz. Ömer (r.a.) tarafından, Bizanslıların elinden alınıp İslam devletinin topraklarına dâhil edildiğinde, şehirdeki herkese mutlak din hürriyeti ve güven içinde yaşayacaklarına dair yazılı emân verilerek, dârü’s-selâm yani barışın şehri yapılmıştır. Müslümanlar tarafından idare edilirken emniyetin, sulh ve merhametin en güzel örneklerini, farklı din, dil, ırk ve mezheplerin bir arada uyum içerisinde yaşamasının en nadide tablolarını insanlığa takdim eden Kudüs, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, İslam coğrafyasının işgal edilmesiyle bu ideal vasfını kaybetmeye başlamıştır.

Filistin’de planlı bir işgal yürütülmüştür

Sömürgeleştirilen Filistin topraklarında, tarihî mekânlar tarumar edilerek şehrin kadim değerlerle bağları kopartılmaya çalışılmış, yerli halkın tüm imkânlarına el konulmuş, çeşitli baskı ve uygulamalarla halk, şehri terk etmeye zorlanmıştır. Bu bilinçli istila politikalarıyla dünyanın değişik ülkelerinden -zaman zaman zorlama ve şantajlarla- Yahudiler, Filistin topraklarına taşınmaya başlamıştır. Küçük alanlarda başlayan toprak istilası, her geçen gün Yahudi nüfusun arttığı planlı bir işgale dönüşmüştür. Böylece Filistin topraklarının işgaliyle başlayan süreçte Müslümanlar; baskı, zulüm, işkence ve hatta katliama maruz kalmış, her türlü hak ve özgürlükten mahrum bırakılmış, tüm imkânları talan edilerek gasp edilmiştir. Neticede, İslam coğrafyasının merkezinde bir avuç azınlık olarak inşa edilen işgalci bir topluluk, başta ABD olmak üzere birtakım güç merkezlerinin de desteğiyle uluslararası hukuku, ahlakı, diğer inançların kutsallarını hiçe sayan, pervasız ve şımarık tavırlarıyla Orta Doğu’da barış ve huzurun önünde en büyük engel hâline gelmiştir.

Kudüs’ü işgal edenler, İslam toplumlarının dağınıklığından cesaret bulmaktadır

Kudüs meselemizi; dünü, bugünü ve yarını açısından ele aldığımızda, İslam coğrafyasının genel durumu ve temel sorunlarını da konuşmak durumundayız. Çünkü Kudüs’ü işgal edenler, İslam toplumlarını dağınık ve zayıf gördüklerinden dolayı kendilerinde bu cesareti bulmaktadırlar. Bugün İslam toplumlarına baktığımızda, yaşanan sorunların farklı, girift, birbirini tetikleyen, çok etkenli ve değişken sebepleri olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda, özellikle son iki asırlık süreçte dünyada ve coğrafyamızda yaşananlar iyi analiz edilmelidir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, ümmet coğrafyasının siyasal, kültürel, ekonomik, askeri açıdan müdahalelere ve istilalara maruz kaldığını hepimiz biliyoruz. Ancak bütün bunların ötesinde özellikle son asır boyunca, İslam coğrafyasının inanç dünyasına, medeniyet değerlerine, ümmetin ortak zeminine, vahdet bilincine ve özgüvenine yönelik ciddi müdahalelerin varlığına şahit oluyoruz.

İşgal ve sömürüden daha kötü olan, sömürülmeye müsait hâle gelmektir

Irk ve mezhep eksenli kavgaların, dinî kavram ve sloganları kullanarak İslam’ın en mukaddes değer ve kavramlarını istismar eden terör örgütlerinin, vekâlet savaşları ve taşeron fitne topluluklarının; küresel müdahalelerle, ırkçı emperyalizmin işgalci ve sömürgeci politikalarıyla olan ilişkisi inkâr edilemez. Ancak bu durum, sorunlarımızı tamamen haricî unsurlara indirgeyerek, sorumluluklarımızı ve hatalarımızı görmezden gelmeye mazeret olamaz. Kabul edelim ki bizim ümmet olarak, bu noktada maalesef çok ciddi hatalarımız, zaaf ve ihmallerimiz bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki işgal ve sömürüden daha kötü olan, sömürülmeye müsait hâle gelmektir.

Asıl sebepleri fark edemediğimizde, sorunlara çözüm üretme imkânını da kaybediyoruz

Müslümanlar olarak hep beraber ciddi ve köklü bir muhasebe ve özeleştiri yapmak zorundayız. Coğrafyamızın nasıl küresel aktörlerin güç gösterisi alanı hâline geldiğini, bu terör örgütlerinin hangi boşluktan yararlanıp ortaya çıktığını, şiddeti ve tefrikayı besleyen unsurları ve ümmeti zayıflatan faktörleri, kapsamlı olarak düşünmek zorundayız. Ne yazık ki asıl sebepleri fark edemediğimizde, doğru ve sahih bilgi zeminini kaybettiğimizde, bilgiyi üretmeyi ve geliştirmeyi ihmal ettiğimizde; sağlıklı düşünmeyi, sorunları tespit etmeyi ve çözüm üretme imkânını da kaybediyoruz.

Kudüs, ümmetin vahdeti için ilahî bir vesiledir

Belki de Kudüs, ümmetin bir asırdır çiğnenen onurunu, viran olan yurdunu, dağılan vahdetini kurtarmak için ilahî bir vesile ve rahmettir. Nitekim Kudüs, asırlar boyu Müslümanları madden ve manen bir araya getiren önemli bir zemin olmuştur. Haçlı işgaliyle gelen 90 yıllık esaret sürecinin ardından bütün Müslümanlar, Kudüs için toplanmış ve onu işgalden kurtarmıştır. Bugün, İslam dünyasının en büyük kuruluşu olan İslam İşbirliği Teşkilatı da Kudüs’ü işgalden kurtarmak için kurulmuştur. Nitekim geçtiğimiz haftalarda İslam İşbirliği Teşkilatı, Kudüs gündemiyle İstanbul’da toplanmıştır.

Güçlü ve müreffeh bir İslam dünyası, insanlığın vicdanı ve umudu olacaktır

Güçlü ve müreffeh bir İslam dünyası, aynı zamanda bütün insanlığın huzur ve güvenini de temin edecek; hak, hukuk, adalet, emniyet arayan insanlığın vicdanı ve umudu olacaktır. Filistin ve Kudüs’ü işgal edenlerin ve dünyayı savaş ve kargaşaya sürükleyenlerin ise hukuk, insaf, vicdan, demokrasi, insan hakları gibi değerlerin hiçbirini umursamadığı ve dikkate almadığı artık kesinleşmiştir. Bu noktada yegâne çözüm, ümmetin bir araya gelerek zulme ve işgale engel olmasıdır. Bugün yapmamız gereken; bilgiyle, hikmet ve tefekkürle yeniden öze dönmek, ortak zeminimizi sağlamlaştırmak, yüreklerimizi birbirimize açmaktır. Bilgiye, ferasete, şuura ve ahlaka dayalı projeler ve ortak çalışmalarla, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi geliştirip güçlendirmektir.

Filistinli mazlum Müslümanların her zaman yanındayız

Bu vesileyle, her türlü işgal ve zulme rağmen yıllardır Mescid-i Aksa’nın muhafızlığını yapan Filistinli mazlum Müslümanların yanında olduğumuzu ve onlara her türlü desteği sunmaya devam edeceğimizi ifade ediyorum. Ayrıca Müslümanların yoğun bir şekilde Kudüs ve Mescid-i Aksa ziyaretlerinde bulunmalarını, Kudüs’te daha fazla görünür olmalarını tavsiye ediyorum.

Toplantının açılış programında, Başbakan Yardımcısı Bozdağ ve Başkan Erbaş’ın yanı sıra, Filistin Evkaf ve Din İşleri Bakanı Yusuf İd’is Şeyh ve Azerbaycan Kafkas Müslümanları Dinî İdare Başkanı Allahşükür Paşazade de söz aldı. 25 ülkenin katılımıyla iki gün süren toplantıya, Pakistan, Endonezya, Irak, Ürdün, Azerbaycan, Kazakistan, İngiltere, Fransa, Kenya, Somali, Uganda başta olmak üzere Avrupa, Asya ve Afrika’dan temsilciler katıldı.

Sonuç Bildirgesi

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen, 25 ülkeden 100'ü aşkın Müslüman ilim adamı ve araştırmacının katıldığı, “Vahyin Kutsadığı Şehir: Kudüs” başlıklı uluslararası toplantının sonuç bildirgesi açıklandı.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın, kamuoyuyla paylaştığı sonuç bildirgesi şu maddelerden oluşuyor:

• Kudüs, Müslümanların aralarında fark gözetmeksizin iman ettikleri peygamberler şehri; Allah’ın yeryüzünde tevhide adadığı ikinci mabedi Mescid-i Aksa’nın bulunduğu mübarek beldedir.

• Mescid-i Aksa, Hz. Peygamber’in yeryüzünde ziyaret edilmesini teşvik ettiği, hayır ve hasenat yapılmasını tavsiye ettiği üç mescitten biridir.

• İsra’nın son, Mirac’ın ilk durağı olan Kudüs, tarih boyunca birçok sahabî, tabiûn ve ulemânın yaşadığı ve ziyaret ettiği etrafı bereketli bir beldedir.

• Kudüs, İslam medeniyetinin tarihsel bilgi ve değerler hafızasıdır. Zira şehre bugünkü kimliğini kazandıranlar, tartışmasız Müslümanlar olmuştur.

• Tarihinde birçok milletin hâki-miyetinde yaşayan Kudüs, en adaletli ve hoşgörülü yıllarını Müslümanların döneminde geçirmiştir. Şehir, Müslümanların adil ve hoşgörülü yönetimlerinde ezan, çan ve hazanın birbirine saygı içerisinde varlığını devam ettirdiği, dünyanın nadir kentlerinden biri olmuştur. Ancak Kudüs bugün, bu uyum ve saygıya hasrettir. Vahiyle kutsanan şehir Kudüs’e barış; peygamberlerin dünyaya miras olarak bıraktıkları küresel adalet ve birlikte barış içerisinde yaşama anlayışının tekrar hâkim olmasıyla gelecektir.

• Müslümanlar kendi hâkimiyetlerinde, Kudüs'te diğer dinlerin mensuplarına özgürce yaşama imkânı tanımışlar; onların ibadetlerine ve ziyaretlerine hiçbir zaman engel olmamışlardır. Bu sebeple Kudüs ayrışmanın değil, birleşmenin; kendinden olmayanı dışlamanın değil, kucaklamanın sembol şehri olmuştur.

• Kudüs, insanlığın kaynaştığı kutsal bir beldedir. Bütün insanlığı bir noktada toplayan şehir, kutsala saygıyı, ötekine hoşgörüyü ve anlayışı paylaşabildiği ölçüde güzel olmuştur. Kudüs, ancak bu değerleri içselleştirebildiği dönemlerde barışın şehri olarak adlandırılmıştır. Bugün bu güzelliğini kaybeden Kudüs, adına tezat barışla değil, İsrail’in haksız ve adaletsiz eylemleriyle anılır hâle gelmiştir.

• Kudüs, tarihi boyunca en sancılı dönemleri ve en acı felaketleri, şehre sahip olma hırsıyla diğer inanç gruplarının ötelendiği, dışlandığı ve engellendiği zamanlarda yaşamıştır. Oysa Kudüs’ün bir adı “doğruluk” (sıdk/tsedek), diğer adı “barış” (selâm/şalem), öbür adı ise “kutsiyet”tir (makdis/kodeş). Ancak bu kutlu şehir günümüzde, İsrail’in şiddet ve nefret politikalarıyla bu özelliğini kaybetmiş durumdadır.

• İsrail, maalesef uluslararası hukuka ve BM’nin kararlarına rağmen, bir oldu-bittiyle Kudüs’ün işgalini meşrulaştırmak istemektedir. Hukuk ve adalet dışı aldığı pek çok kararla, şehrin diğer dinler için kutsiyetini inkâr eden İsrail, bu inkârın bir tezahürü olarak güvenlik bahanesiyle Müslümanların şehre giriş-çıkışlarını ve yerleşmelerini engellemekte; Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra başta olmak üzere, Müslümanların kendi mabetlerinde rahat ibadet etmelerine izin vermemektedir. Bu, uluslararası insan hakları anlaşmalarına, kişi hak ve hürriyetine kesinlikle aykırıdır.

• Kudüs’ün statüsünü değiştirme girişimleri, şehrin Müslüman kimliğini de yok etmeye sebep olmaktadır. UNESCO kararlarına rağmen, Harem-i Şerif’in altında yapılan sözde arkeolojik kazılar, bilimsel gayelerden çok ideolojik ve art niyetli çalışmalar olup Müslümanların şehirdeki dinî ve kültürel mirasına zarar vermekte, geleceğini tehdit etmektedir.

• İsrail, Kudüs’te Müslümanlara ait pek çok yeri de sistematik işgalle yıkmakta, Müslümanların asırlardır hakkı olan oturumlarını iptal etmektedir. Bu durum, en basit ifadesiyle bir insan hakkı ihlalidir ve asla kabul edilemez. Kudüs ve çevresinde Müslüman varlığını yok etmeye yönelik, Yahudi yerleşim birimlerinin inşasının bir an evvel durdurulması gerekmektedir.

• Uluslararası kamuoyunun iradesi, BM’nin de değişik kararlarında vurgulandığı üzere, Kudüs’te hem Müslümanların hem de Hıristiyanların hassasiyetleri mutlaka gözetilmelidir.

• Yahudi din adamları, özellikle de politikacılar popülizmden vazgeçerek Kudüs’ün, Müslüman kimliğine yönelik inkâr merkezli kışkırtıcı açıklama ve eylemlere bir an evvel son vermelidir.

• Antisemitizm ve ötekileştirmeden yakınan Yahudilerden, İsrail’in Kudüs’e ve Müslümanlara yönelik haksız ve saygısız tutumları karşısında sessizliğini bozarak, Müslümanların şehirle olan dinî, tarihî ve sosyo-kültürel bağlarını yüksek sesle dile getirmeleri beklenmektedir.

• İslam dünyası Kudüs meselesinin, sadece Filistinliler’in ya da Arapların değil, bütün Müslümanların ortak meselesi ve Kudüs’ün, Filistin devletinin ebedi başkenti olduğu gerçeğini her vesileyle dile getirmelidir.

• Filistin davasının yeni nesillere doğru bir şekilde aktarılması için Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa ile ilgili dinî ve tarihî bilgilerin, eğitim ve öğretim müfredatlarına dâhil edilmesi gerekmektedir.

• İslam dünyasında siyasi ve ekonomik menfaatlerini, küresel güçlerin emelleriyle birleştirerek Kudüs’ün, Müslümanlara ait bir şehir olduğunu gölgeleme çabalarının varlığı bir vâkıâdır. Bu kesimler, gaflet ya da hıyanetten sıyrılarak kayıtsız ve şartsız, şehrin asırlardır Müslümanlara ait bir kent olduğunu yüksek sesle ve cesaretle dile getirmelidir.

• Tüm dünya Müslümanları, Filistin davası farkındalığını artırarak Kudüs ziyaretlerini çoğaltmalı, Mescid-i Aksa ziyaretini de hac ve umre ibadetlerinin bir parçası hâline getirmelidir.

• Müslümanların Kudüs’teki tarihî eserlerini araştıran kurum ve kuruluşlarının, keza Kudüs davasını savunmak üzere hizmet yürüten medya kuruluşlarının desteklenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerde Kudüs enstitüleri, araştırma merkezleri, Kudüs kürsüleri kurulmalı, farklı dillerde nitelikli akademik ve bilimsel yayınlar yapılmalı, arşiv belgelerine dayanarak temelsiz iddialar çürütülmelidir.

• Müslüman ülkelerin dinî kurumları ve sivil toplum kuruluşları, toplumdaki Kudüs bilincini güçlendirecek farklı etkinlikler yapmaya devam etmelidir. Bu amaçla Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı tanıtan film, belgesel ve benzeri görsel çalışmalar yapılmalıdır. Keza Mescid-i Aksa alanındaki tüm mimari eserleri, farklı dillerde tanıtan dijital, sesli rehber hazırlanmasına öncülük edilmelidir. Ayrıca din hizmetlerinde bulunan görevliler tarafından Kudüs ziyareti teşvik edilmeli, böylece Kudüs’le olan dinî, tarihî ve kültürel bağlarımız, toplumun her kesimine yansıtılmalıdır.

• Miraç gecesi münasebetiyle geniş kapsamlı etkinlikler düzenlenmeli ve her yıl en az bir uluslararası Kudüs sempozyumu gerçekleştirilmelidir.

• İslam İşbirliği Teşkilatının, Kudüs konusunda almış olduğu ortak karar ile ABD tarafından teşebbüs edilen Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılma tasarısının, BM Genel Kurulu'nda 9’a karşı 128 oyla reddedilmesi, Kudüs’le ilgili geleceğe yönelik umutları artırmıştır. Şer amaçlı bu teşebbüs, Allah’ın izniyle hayra dönüşmekte ve İslam ümmetinin vahdetine vesile olmaktadır. Bu noktadan sonra İslam ümmetine düşen, etnik ve mezhebe dayalı kısır çekişmelerden uzaklaşarak Müslümanların meselelerini, hissi söylemlerden arındırıp, dış güçlerin müdahalelerine açık hâle gelmeden, birlik ve beraberlik ruhu içinde ele almaktır.