‘34. İl Müftüleri İstişare Toplantısı’ Haymana’da yapıldı

Pazartesi, 02 Nisan 2018 17:29
Öğeyi Oyla
(0 oy)

‘34. İl Müftüleri İstişare Toplantısı’, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın katıldığı açılış programıyla Ankara-Haymana’da başladı.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ

81 İl Müftüsünün, Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey yöneticilerinin katıldığı istişare toplantısında bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Cumhurbaşkanımızın imanını, ihlasını, amelini, Kur’an'a ve sünnete sadakatini, Allah ve Resulüne olan sevgisini ve bağlılığını, gerektiğinde bunlar için canını feda etmekten çekinmeyecek bir imana sahip olduğunu kimse tartışamaz. Kimsenin bunu tartışmaya hakkı yoktur." dedi.

Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasa'da yer alan, Cumhuriyetin hemen sonrasında kurulmuş olan, Osmanlı Devleti'nde de farklı bir şekilde varlığını sürdüren kadim teşkilatlardan biri olduğunu söyledi.

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinde pek çok tartışmanın yapıldığını, bu tartışmaları yapanların bir kısmının, Diyanet’e gerçekten karşı olduğunu, memleketin dört bir yanından sağlıklı bir biçimde din hizmetinin verilmesinin rahatsızlığını yaşadığını belirten Bozdağ, Diyanet’ten ‘alan daralttığı’ için rahatsız olanların da bulunduğunu ifade etti.

Diyanet İşleri Başkanlığının; birliğin, dirliğin çimentosu kuruluşlardan bir tanesi olduğunu vurgulayan Bozdağ, "Sadece bugün değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti var olduğu sürece, Diyanet İşleri Teşkilatı muhafaza edilmeli ve yaşatılmalıdır. Herkesin de bu teşkilata sahip çıkması, daha başarılı olması için yol gösterilmesi gerekiyorsa elbette yolunu da göstermesi, tavsiyelerde bulunması son derece önemlidir." diye konuştu.

Bozdağ, Diyanet İşleri Teşkilatına, imamlara, vaizlere ve diğerlerine karşı bir mücadele içerisinde olunduğu zaman en büyük zararın, bu teşkilat ile toplumun birlik ve beraberliğine verilmiş olacağını kaydetti.

Diyanet İşleri Başkanlığının, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, toplumu din konusunda doğru bir biçimde aydınlatma, ibadet yerlerini yönetmeyle görevli bir teşkilat olduğunu anımsatan Bozdağ, Başkanlığın, özel kanunla ve Anayasa'da verilen görevleri yerine getirmekle vazifeli olduğunu ifade etti.

Başkanlığın bugüne kadar bu görevleri bir şekilde yerine getirdiğini, çok iyi işler yaptığı gibi, eksik bıraktığı, belki yanlış yaptığı işlerin de olduğunu belirten Bozdağ, "Bunlar üzerinden kendimize bir öz eleştiri yapıp 'Gelecekte daha iyiyi, daha doğruyu, daha faydalıyı nasıl yaparız' üzerinde kafa yormamızda büyük fayda var. Bu toplantılar, bu anlamda Diyanet İşleri Başkanlığının sunduğu hizmetlerin, her yönüyle ele alınması ve daha iyi yapılması konusunda bize büyük destekler sağlayacaktır." dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ise konuşmasında, dinî alanda yaşanan bilgi karmaşası, yanlış dinî algı ve tasavvurların, bireysel ve sosyal sorunlara neden olduğunu kaydetti.

Dinin, bilgisizliğe ya da sağlam temellere dayanmayan yaklaşımlara terkedilmesinin üzücü sonuçlarının yaşandığına dikkat çeken Başkan Erbaş, “Doğru şekilde karşılanmayan her ihtiyacın istismara açık olduğunu, bugün daha yakından görüyoruz.” dedi.

Ümmetin vahdetinin önündeki en büyük engel ve kavganın altında yatan en temel etkenin; hem Kur’an, sünnet ve medeniyet alanında yaşanan, hem de İslam coğrafyasında oynanan oyunlar ve senaryolar konusundaki bilgisizlik olduğunu vurgulayan Başkan Erbaş, “İslam, insanlığın umudu ve geleceğidir. Hayatın, milletimizin ve dünyanın sorunlarını ancak İslam’ın bilgi, hikmet, feraset yüklü bakışıyla çözebiliriz.” şeklinde konuştu.

“İslam’ın zaman ve mekâna göre değişmeyen, başta tevhid olmak üzere inanç esaslarına dair sabiteleri; varoluşa, insana, hayata, çevreye dair evrensel ilkeleri, ahlaki değerleri vardır.” diyen Başkan Erbaş şöyle konuştu:

“Dinin değişmez sabiteleri dışında kalan ve içtihadın mümkün olduğu alana dâhil olan bazı fıkıh hükümlerini, değişen şartlara göre gözden geçirmek dinde reform yapmak anlamına gelmez. Aksine bu davranış, İslam’ın evrensel hakikatlerini, onların özüne dokunmadan her çağa ve topluma aktarmak ve hayata ilahî bildirimler doğrultusunda rehberlik etmek demektir. Dolayısıyla çağın ve ümmetin meselelerine, İslam’ın perspektifiyle ortak akıl oluşturularak makul ve uygulanabilir çözümler üretilmelidir. Çünkü sosyal gerçeklikleri ve yaşanan hayatı göz ardı eden her din ve düşünce, hayatın dışında kalmaya mahkûmdur. Her hâlükârda İslam’ın sabiteleri ve dinamik dünyası, bilgi ve metodolojiye dayalı bir uzmanlık alanı olup ilmî ve bilimsel bir disiplin içinde konuşulmalıdır. Din İşleri Yüksek Kurulumuz ile İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerimiz, bu konuda yetkin kurumlardır. Sahih dinî bilginin üretildiği ve güncellendiği ilim merkezleridir."

Müslümanların, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve Hz. Muhammed’in izinde, hikmete dayalı köklü bir ilim geleneğiyle insanlığın ufkunu aydınlattığını ifade eden Başkan Erbaş, konuşmasında şu başlıklara değindi:

“Kadının haklarını, onurunu ihlal eden yaklaşımların İslam ile ilişkisi olamaz”

Yüce dinimiz İslam’a göre insan mükerrem bir varlıktır. Dolayısıyla kadın ve erkek arasında, yaratılış gayesi, varoluş değeri ve kulluk sorumluluğu açısından hiçbir fark yoktur. Kadının haklarını, onurunu ve iffetini ihlal eden bütün tavır, davranış, tutum, düşünce ve yaklaşımların, İslamla ve insani değerlerle ilişkisi olamaz. Kadına dönük şiddet merkezli eylem ve söylemin, rahmet ve esenlik dini olan İslam’dan referans bulması asla mümkün değildir. Şiddete meşruiyet sağlayan, merhameti öteleyen ve kadını rencide eden hiçbir gelenek, örf ve anlayış İslami olamaz. Başta çocuk istismarı olmak üzere her türlü cinsel taciz ve istismar, insanlık dışı bir tutumdur. Bu yüz kızartıcı, utanmayı utandıran bu çirkin davranış, akılla vicdanla bağdaştırılamaz.

“Çocuk yaşta evliliği uygun görmek hakka, hakikate ve vicdana karşı en büyük suçtur”

Aile sorumluluğunu taşıyacak çağa gelmeden, çocuk yaşta evliliği uygun görmek, hakka, hakikate ve vicdana karşı en büyük suçtur. Bugün kadına şiddet ve çocuk istismarının sebepleri üzerine derhal, bilimsel, kapsamlı ve ciddi çalışmalar yapılması ötelenemez bir sorumluluk hâline gelmiştir. Buradan açıkça ifade ediyorum; Başkanlığımızın, bütün birimleriyle, müftüleriyle, merkez ve taşra teşkilatıyla, bütün din görevlileriyle, Kur’an kursu öğreticileriyle, birinci ve en büyük vazifesi, kadına şiddet ve istismarın her türlüsüyle mücadele etmektir. Kadın onuru ve kız çocuklarının hakları ve eğitimi için çalışmaktır. Yine zaman zaman gördüğümüz aile cinayetleri, cinnet vakaları toplumsal sorumluluğumuzu, kardeşlik duyarlılığımızı, mümin olarak vazifemizi yeniden muhasebe etmemiz gerektiğini göstermektedir. Bizim cenneti göstererek rehberlik edemediklerimiz, bunalımların girdabında cinnete mahkûm olmaktadır.

“Bugün önemli sorunlarımızdan birisi din istismarıdır”

Bugün önemli sorunlarımızdan birisi din istismarıdır. Yüce dinimiz İslam, değişik isim, görüntü, tutum, davranış ve söylemlerle maalesef istismar edilmektedir. Dinin temel kaynaklarına ve akla aykırı, gerçeklere dayanmayan söylemler, hikâyeler, rüyalar üzerinden din anlatarak, vatandaşlarımızın saf duygularının istismar edildiğine, dinî duygularının sömürüldüğüne şahit oluyoruz. Dinin ticari kaygılar için kullanılması ve menfaate alet edilmesi istismardır. Toplumun genelini ilgilendirmeyen tarihte kalmış, belki özel alanda ilim adamlarının konusu olan meseleleri, herkesin önünde tartışmayı anlamsız ve faydasız buluyorum.

“İslam söz konusu olunca herkes popülist söylemlerden kaçınmalıdır”

Millî birlik ve beraberliğimizi zedeleyen, barış ve huzuru bozan, ayrıştırıcı ve tefrikaya sebep olan anlayışlar İslami olamaz. Dolayısıyla İslam’ın hakikatleri söz konusu olunca herkes, aceleci ve popülist söylem ve yaklaşımlardan kaçınmak zorundadır. Yanlış bilgilerle, din konusunda toplumumuzu ayrıştırma ve aldatmaya yönelik faaliyetlere, dinin asli yapısını perdeleyen söylemlere karşı, Diyanet İşleri Başkanlığı gerekeni yapacak ve hakikati ortaya koymaya devam edecektir.

“Din istismarı konusu bir güvenlik meselesine de dönüşmektedir”

Din istismarı konusu bir güvenlik meselesine de dönüşmektedir.  Referansını dinden aldığını iddia ederek toplumda bozgunculuk yapan FETÖ, DAEŞ, Boko - Haram gibi terör örgütlerinin, Müslümanlara, birlik beraberliğimize ve geleceğimize verdiği zarar ortadadır.

“Hakikati söylemek kadar hakikati doğru bir yöntemle söylemek de önemlidir”

İslam elbette bütün müminlerin ortak inancıdır ve değeridir. Hiçbir kurumun ve kişinin tekelinde değildir. Ancak herkes İslam hakkında konuşurken, hak ve hakikate karşı sorumluluğun gereği olarak dikkatli olmak durumundadır. İslam’ın ilkelerini ve ufkunu yanlış ya da eksik anlamaya yol açabilecek, hatalı söz ve eylemlerden kaçınmalıdır. Hayatî bir ilke olarak hakikati söylemek kadar, hakikati doğru bir yöntemle, açık ve anlaşılır bir üslupla, zamana, mekâna ve muhataba uygun olarak konuşmak da aynı şekilde önemlidir ve ihmal edilmemelidir.

“Bilgiyi aktarırken; bağlamından koparmadan, habercilik lkelerine sadık kalmak ciddi bir sorumluluktur”

Gerekli araştırmayı yapmadan, sadece duyum ve algılar üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı gibi halkımızın göz bebeği bir kurum hakkında, gerçeğe dayanmayan haber ve yayın yapmanın en azından milletimize karşı haksızlık, haber ve meslek ahlakına kayıtsızlık, millet varlığımıza ve geleceğimize vefasızlık hatta İslam’ın kendisine saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Bilgiyi aktarırken; bağlamından koparmadan, hedef göstermeden, çarpıtmadan, habercilik ilkelerine sadık kalmak, ihmal edilmemesi gereken ciddi bir sorumluluktur.  Dolayısıyla medyanın her alanında,  İslam’ın ilkeleri ve toplumun değerleri ile ilgili konularda haber ve yazı yazanlar, doğru bilgiye ulaşma azmiyle gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak, sorumluluk bilinci ile hareket etmelidir.

“İnsanlığın yaşadığı sorunları, sadece İslam’ın ilkeleriyle çözebiliriz”

Son ilahî mesaj Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve Hz. Muhammed (s.a.s.)’in izinde, Müslümanlar hikmete dayalı köklü bir ilim geleneği ve büyük medeniyetler kurmuşlar ve insanlığın ufkunu aydınlatmışlardır. Ancak modern zamanlar dediğimiz ve Müslümanların dünya coğrafyasından çekilmek zorunda kaldıkları son iki asır boyunca insanlık; savaşlar, yoksulluk, terör eylemleri, ümitsizlik gibi devasa sorunların kuşatması altında, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor.

İslam dünyası olarak da sıkıntılı süreçlerden geçiyoruz. İslam coğrafyasının şehirlerinden Gazze’den, Şam’dan, Sana’dan, Kabil’den, Trablus’tan, Mogadişu’dan, Myanmar’dan, acılar, hüzünler, feryatlar yükseliyor. Dünya insanının yarısı açlık ve sefaletle boğuşuyor. 100 milyondan fazla insan ülkesini zorunlu olarak terk etmiş ve mülteci olarak ayakta kalmaya çalışıyor. İnsanlığın merhamet fotoğrafının hangi karesine baksak, hüzün ve matem var. Açık ve önemli bir hakikat olarak ifade etmeliyim ki  bugün coğrafyamızın, ümmetin ve insanlığın yaşadığı ve karşı karşıya olduğu sorunları, sosyal, kültürel, manevi hatta siyasi krizleri, sadece İslam’ın ilkeleriyle çözebiliriz. Bunun için öncelikle Müslümanlar kendi içlerinde vahdeti gerçekleştirmelidir.

“Müslümanların en temel sorunu parçalanmışlıktır”

Bugün Müslümanların en temel sorunu parçalanmışlıktır. Bir vücudun azaları gibi birbirine duyarlı, bir binanın tuğlaları gibi birbirine bağlı ve bir tarağın dişleri gibi yan yana olması gereken Müslümanlar, maalesef imamesi kopan tespih taneleri gibi dağılmışlardır. Coğrafi parçalanmışlık, zihinsel dağınıklığı beraberinde getirmiştir. Dağınıklığın neticesinde gücünü ve ihtişamını kaybeden İslam coğrafyası, siyasi, kültürel, iktisadi açıdan, emperyalist müdahalelere ve meydan okumalara ciddi şekilde karşı koyamamış, kendini savunamamıştır.

“Ümmetin vahdet bilincine yönelik ciddi müdahaleler var”

20. Yüzyılın başından itibaren ümmet coğrafyasının siyasal, kültürel, ekonomik, askeri açıdan müdahalelere ve istilalara maruz kaldığını hepimiz biliyoruz. Ancak bütün bunların ötesinde özellikle son asır boyunca İslam coğrafyasının inanç dünyasına, medeniyet değerlerine, ümmetin ortak zeminine, vahdet bilincine ve özgüvenine yönelik ciddi müdahalelerin varlığına şahit oluyoruz. Irk ve mezhep eksenli kavgaların, yapay sınırlar ve ideolojik yaklaşımlar üzerinden yapılan tartışmaların, ümmetin varlığını tehdit eder boyuta geldiğini görüyoruz.

Dinî kavram ve sloganları kullanarak, İslam’ın en mukaddes değerlerini ve kavramlarını istismar eden terör örgütlerinin, vekâlet savaşları ve taşeron fitne topluluklarının, İslam diyarlarını harabeye çevirdiklerini müşahede ediyoruz.

“Vahdete dair çalışmalar yapmak zor değil, yeter ki önyargısız konuşalım”

Elbette yaşanan acıların, küresel müdahalelerle, uluslararası faktörlerin sömürgeci politikalarıyla ilgili boyutunun varlığı inkâr edilemez. Yaşanan her travmanın küresel emperyalizmle elbette ilişkisi var. Ancak bu durum, sorunlarımızı tamamen haricî unsurlara indirgeyerek, sorumluluklarımızı ve hatalarımızı görmezden gelmeye mazeret olamaz. Kabul edelim ki bizim ümmet olarak maalesef çok ciddi hatalarımız, zaaflarımız ve ihmallerimiz var. Bunun için öncelikle vahdete dair çalışmalar yapılmalıdır. Bu zor değildir. Yeter ki ön yargısız konuşalım, birbirimize güvenelim, gücümüze inanalım, sorunların gerçek sebeplerine odaklanalım. Ötekileştiren, suçlayan değil, yapıcı ve ikna edici bir dil kullanalım.  İslam toplumları olarak bizler, kendi aramızda beraberlik ve dayanışmayı güçlendirdiğimizde, imkânlarımızı birleştirerek ortak çalışmalarımızı geliştirdiğimizde, coğrafyamızdaki birçok sorun kolayca çözülecektir. Güçlü ve müreffeh bir İslam dünyası aynı zamanda bütün insanlığın huzur ve güvenini de temin edecek, hak, hukuk, adalet, emniyet arayan insanlığın vicdanı ve umudu olacaktır.

“Irk ve mezhep kavgaları bu coğrafyaya başkalarının bıraktığı ölümcül bir virüstür”

İslam, hiçbir mezhep ya da meşrep ile özdeşleştirilemez. İslam hakikatin kendisidir ve bütün alt yorumların üstündedir. Bugün herhangi bir mezhep, grup, meşrep ya da yaklaşım temelinde değil; İslam’ın ilkeleri bağlamında düşünmeye mecburuz. Ümmetin vahdetini bozmak için kullanılan fay hatlarından biri de mezhep ve meşrep farklılıklarıdır. Irk ve mezhep kavgaları, bu coğrafyaya başkaları tarafından bırakılmış ölümcül bir virüstür.

“İslam medeniyetinde bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür”

İslam fıtrat dinidir. Müslümanlar vasat yani dengeli,  vahyi temel alan, aklı önemseyen, yapıcı, kucaklayıcı, müjdeleyici bir yaklaşımı kuşanan, bütün dünyaya umut, huzur, güven veren bir ümmettir. Dolayısıyla kaba, sert, dışlayıcı, suçlayıcı, sanatı, estetiği, nezaketi, zarafeti öteleyen bir yaklaşımın, hiç kimseye faydası olmayacağı gibi ümmetin vahdetine de büyük bir engel olacaktır. İslam medeniyetinde bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür. Bu bütünlüğe uymayan tavır ve davranışlar, insanlık aklında ve kalbinde yer bulamaz.

Başbakan Binali Yıldırım, “34. İl Müftüleri İstişare Toplantısı”na katıldı

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın da hazır bulunduğu programda Başbakan Yıldırım, Diyanet İşleri Başkanlığının, İslam’ı, mukaddesatı temsil eden köklü bir kurum olarak, memleketin bekası için son derece önemli görevler ifa ettiğini söyledi.

Başbakan Yıldırım, Diyanet’in dinî bilgiyi, sahih bir temel üzerinde tuttuğunu ifade ederek, “Bu güzide müessese toplumsal hayatımızın da mihenk taşıdır. Türkiye’de herkesin, her vatandaşın, bu güzide kuruluşumuza hürmeti ve güveni tamdır.” dedi.

Bazı tartışmaların Diyanet’e de gölge düşürdüğüne işaret eden Başbakan Yıldırım şöyle konuştu:

“Tartışmalar, hakikatin bulunmasına hizmet ettiği zaman hiçbir sorun yok ama kafa karıştırmaya, kaos çıkarmaya dönük olduğu zaman gerçeklere gölge düşmüş oluyor. Elbette hepimizin, her Müslümanın görevi hakikate ulaşmaktır. Zira İslam ebedi hayatımızın bir güvencesidir. Herkesten, bütün vatandaşlardan beklentimiz; Diyanet’in tartışmalar dışında, tartışmaların üstünde tutulmasına hassasiyet göstermesidir.”

Dinî meselelerle ilgili kurulan her cümle için büyük bir özen gerektiğini ifade eden Başbakan Yıldırım, medya mensuplarına da önemli tavsiyelerde bulunarak, “Din ve Diyanet bahsinde haber yaparken mutlaka Başkanlıktan, Din İşleri Yüksek Kurulundan doğru malumatı alalım ve ona göre haber yapalım, çünkü yaptığınız haber sadece sizleri ilgilendirmiyor, milyonlara vereceğiniz haberin yanlış olması, telafisi imkânsız kanaatlerin oluşmasına da sebep oluyor. Fitneye, fesada, ayrılığa, gerilime, kin ve nefret duygularına karşı, kamu düzeni adına, kamu ahlakı adına uyanık ve sorumlu olmamız gerekiyor. Medyamız bazı haberlerde özensiz, bazı haberlerde de aceleci davranabiliyor. Zaman zaman bazı aşırı görüşleri, uç karakterleri, toplumda önemli bir karşılığı varmış gibi sunma gayretlerine şahit oluyoruz. Bunu doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Doğru olan, sahih olan, öne çıkartılması gereken hem dinî düşünce, hem de toplumsal huzurumuz açısından daha değerlidir, daha önemlidir.” diye konuştu.

“Biz Müslümanlar, şiddetin her türüne 'Hayır' diyoruz, reddediyoruz”

Batı'daki İslam karşıtlığı ve korkusunun son yıllarda yükselişe geçtiğine işaret eden Başbakan Yıldırım, "Batı ne yazık ki hoşgörüyü kaybediyor, farklılıklara tahammülünü yitiriyor. Çoğulcu, çok kültürlü demokrasiden daha az söz ediliyor. Batı içine kapandıkça eski alışkanlıkları, eski hastalıkları nüksediyor. Demokratik, insani değerlerin yerine; ırkçı şiddet, nefret, ayrımcılık ve çatışma ön plana çıkıyor. Son günlerde camilerin kundaklanması, Müslümanlara karşı açıktan ayrımcılık, Avrupa'da vakayı adiye hâline geldi. Bu zehirli fikirler onların geleceğini de aynı zamanda tehdit ediyor. Oysa biz Müslümanlar, şiddetin her türüne 'Hayır' diyoruz, reddediyoruz." ifadesini kullandı.

İslam'ın barış, kardeşlik ve güzellik dini olduğunu dile getiren Yıldırım, "Bizim için her can mukaddestir. İslam belli bir kavmin belli bir kültürel haritanın değil, bütün yeryüzünün bütün insanlığın dinidir. İslam'ı temsil makamında bulunanlar, bütün insanlığa hatta bütün mahlukata karşı sorumludur. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirmek için lüzumsuz tartışmalardan özenle kaçınmalıyız.” şeklinde konuştu.

“Kadın vaizelerimizin, teşkilat içerisinde çok daha etkin yer almasında büyük fayda var”

Başbakan Yıldırım, 2002'de 74 bin civarında olan Diyanet İşleri Başkanlığı personel sayısının bir buçuk kat arttığını ve bugün 117 bin seviyesine çıktığını belirterek, 23 bin 177 geçici personel de dâhil olursa, bu sayının daha fazla olacağını söyledi.

Türkiye'de, 2002 yılında 78 vaizenin olduğunu anımsatan Başbakan Yıldırım, bugün ise 850'nin üzerinde vaizenin görev aldığını belirtti. Kadınların dinin öğretilmesinde daha aktif görev almasının çok büyük bir aşama ifade ettiğini aktaran Başbakan Yıldırım, "Bugün Diyanet tarihinde ilk defa bir kadın başkan yardımcımız var. Kendisini de tebrik ediyorum. Bu önemli bir rakam, 11 kat artıştan bahsediyoruz. Madem nüfusumuzun yarısı kadın yarısı erkek, kadın vaize sayısının yeterli olmadığını da söylemek istiyorum. Kadın vaizelerimizin çok daha etkin, teşkilat içerisinde yer almasında büyük fayda var." diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, Avrupa, Asya, Amerika, Avustralya, Balkanlar hatta Japonya'ya kadar dünyanın her köşesindeki camilerde, bin 850 Diyanet personelinin hizmet verdiğini söyledi. Gurbetteki vatandaşların manevi ve millî duygularını muhafaza etmeleri ve kendi aralarındaki dayanışmaları güçlü tutması için de Diyanet teşkilatının önemli işler yaptığını anlattı.

"69 bin 183 cami gün boyu vatandaşın hizmetinde"

Her bir vatandaşın bütün hizmetlerden aynı şekilde faydalanmasının çok önemli olduğunu ifade eden Başbakan Yıldırım, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 69 bin 183 caminin, gün boyu bütün vatandaşların hizmetinde bulunduğunu ifade etti.

Geçen yıl 10 milyona yakın Diyanet eserinin dağıtımının gerçekleştirildiğini belirten Başbakan Yıldırım, bu yıl içinde de bu eserlerin dağıtımının devam edeceğini bildirdi.

"El ele vererek sorunlarımızı birlikte çözeceğiz"

Kur'an-ı Kerim'in mealinin 27 farklı dilde basıldığını, bu yıl içinde buna 20 dil daha ekleneceğini aktaran Başbakan Yıldırım, "Yazılı eserlerin basımı dışında; Diyanet Televizyonu, Diyanet Radyosu, Diyanet Kur'an Radyo ve Risalet Radyo da kuruldu ve hizmet veriyor." dedi.

Dinî hayatın korunmasında, Diyanet İşleri Başkanlığına çok önemli vazifeler düştüğünü vurgulayan Başbakan Yıldırım şöyle devam etti:

“Ancak bu konu sadece Diyanet’in değil, bütün toplumsal kesimlerin vazifesidir. İlim geleneğinin onaylamadığı tahrifata karşı çok ama çok dikkatli olmalıyız. İlahiyat fakültelerimize, sivil toplum örgütlerimize, imam-hatiplerimize de önemli görevler düşüyor. El ele vererek sorunlarımızı birlikte çözeceğiz.

Vatandaşımıza daha iyi hizmet vermenin yollarını hep birlikte bulacağız. Dinimize hurafelerin bulaştırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Dinî alanda edindiği itibarı; kişisel ikbaline, ticaretine tahvil eden istismarcılara göz açtırmayacağız. Vatandaşlarımıza doğru dinî bilgiyi ulaştırmak için görevimizi hakkıyla yerine getireceğiz."

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Başbakan Binali Yıldırım’a toplantıyı teşriflerinden dolayı teşekkür etti.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, toplantı hakkında bilgi vererek toplantıda, gündemdeki dinî konuları, din istismarı,  Başkanlığın hizmet stratejisi, değişen dünyada 'Din-Diyanet' hizmetlerinin güncellenmesi ve gelecek perspektifi gibi konuları ele aldıklarını söyledi.

Sonuç Bildirgesi

1- Sosyal, kültürel, siyasi ve iktisadi açılardan devasa krizlerin kuşatması altında olan dünyamız, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. İnsanlığa huzur, barış ve refah getirme iddiasıyla denenen bütün ideolojilerin ve politikaların inandırıcılığını kaybettiği, küresel blokların toplum mühendisliği çalışmalarının dünyayı felakete sürüklediği açıktır. Özellikle İslam dünyası savaşlar, işgaller, şiddet ve yoksulluk altında zor ve sıkıntılı süreçlerden geçmektedir. İnsanlığın yaşadığı buhranları, sosyal, kültürel, manevi hatta siyasi krizleri çözebilecek yegâne imkân, İslam’ın hayat veren evrensel hakikatleridir.

2- Yeryüzünü İslam’ın barış ve adalet mesajıyla tanıştırma mükellefiyeti taşıyan Müslümanların, öncelikle iç meselelerini çözerek vahdeti sağlamaları gerekmektedir. Bugün Müslümanların en temel sorunu parçalanmışlıktır. Coğrafi parçalanmışlığın beraberinde getirdiği zihinsel dağınıklığın neticesinde, gücünü ve imkânlarını yeterince kullanamayan İslam dünyası, emperyalist müdahalelere ve meydan okumalara karşı koyamamaktadır.

Müslümanlar, yaşadıkları coğrafyalardaki sorunları, ön yargısız bir yaklaşımla, ötelemeden, gerçekçi, derinlikli, yapıcı ve ikna edici bir yöntemle, bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak hep birlikle daha iyi bir geleceği inşa etmek zorundadır. İslam, hakikatin kendisidir; bütün alt yorumların üstündedir; hiçbir mezhep ya da meşreple sınırlandırılamaz. Dolayısıyla herhangi bir mezhep ve meşrep bağlamında değil; İslam’ın temel ilkeleri doğrultusunda düşünerek vahdetin, birliğin temini adına gayret göstermek hepimizin vazifesidir. Diyanet İşleri Başkanlığımız, gerçekleştirdiği uluslararası faaliyetlerle İslam ülkelerinin dinî müesseseleriyle ortak bilinç oluşturmak adına çalışmaya devam edecektir.

3- İslam, bütün insanlığın huzur ve mutluluğu için gönderilmiş, kıyamete kadar baki kalacak hak dindir. İslam’ın zaman ve mekâna göre değişmeyen, başta tevhid olmak üzere inanç ve ibadet esaslarına dair sabiteleri; varoluşa, insana, hayata, çevreye dair evrensel ilkeleri ve ahlaki değerleri vardır. Bununla birlikte İslam âlimleri, bireysel ve toplumsal hayatın değişen ve gelişen ihtiyaçlarına yönelik yine Kitap ve Sünnete dayanan bir Fıkıh Usulü geliştirmişlerdir. Böylece İslam’ın temel ilkelerinin, dünya görüşünün ve adaleti esas alan toplumsal hayat idealinin dinamikliğini sağlamayı hedeflemişlerdir.

Dinin değişmez sabiteleri dışında kalan ve içtihadın mümkün olduğu alana dâhil olan bazı fıkhî hükümleri, değişen şartlara göre güncellemek, dinde reform yapmak anlamına gelmemektedir. Aslında bu davranış, İslam’ın evrensel hakikatlerini, onların özüne dokunmadan her çağa ve topluma aktarmak ve vahyin ışığında hayata rehberlik etmek demektir. Kesin ve açık bir nassın olduğu yerde içtihad edilemeyeceği gibi, böyle bir nassın olmadığı konularda zamanın değişmesine bağlı olarak hükümlerin de değişebileceği malumdur. Bu anlayış çerçevesinde Din İşleri Yüksek Kurulumuz, İslam’ın sabiteleri ile birlikte hayatın gerçeklikleri ve değişkenlerini de dikkate alarak dinî bilgi üretmektedir.

4- İlk emri “Oku!” olan Yüce Kitabımız, tefekküre ve akletmeye sürekli vurgu yaparak, doğru bilginin talibi olmayı ve hakikati araştırmayı öne çıkarmıştır. Bilhassa din alanında sahih bilginin göz ardı edilmesi, samimi duyguların sömürülmesine uygun bir zemin oluşturmaktadır. İlmî disiplinden yoksun, gerçeklikten uzak, özensiz söylemler, dinî alanda bilgi karmaşasına, yanlış dinî algı ve tasavvurlara, bireysel ve sosyal sorunlara, hatta krizlere neden olmaktadır. Hayatî bir ilke olarak hakikati söylemek kadar, hakikati doğru bir yöntemle, açık ve anlaşılır bir üslupla, zamana, mekâna ve muhataba uygun tarzda konuşmak da aynı şekilde önemlidir ve asla ihmal edilmemelidir.

Dolayısıyla hem dine dair görüş beyan edilirken hem de dini öğrenme ve anlama çabası güdülürken hassas ve ilkeli davranılmalı; toplumun genelini ilgilendirmeyen ve ilmî ortamlarda müzakere edilmesi gereken hususlar kamuoyu önünde tartışılmamalı; yetkin olmayan kişi ve grupların dinî söylem ve uygulamalarına itibar edilmemelidir.

5- Birlik ve beraberliğimizi zedeleyen, barış ve huzurumuzu bozan, fitne ve tefrikaya sebep olan söz, anlayış ve davranışlar İslami olamaz. Ayrıştırıcı ve ifsat edici söylemleri, İslami referanslarla meşrulaştırmaya çalışmak dinin istismar edilmesidir.

Din istismarı, iletişim imkânlarının hayatın her alanında yaygınlaştığı günümüzde, farklı isim, görüntü ve yöntemlerle tezahür eden, çok boyutlu ve girift bir sorun hâline gelmiştir. Dinin temel kaynaklarına, akla ve ilmî gerçeklere aykırı söylemler, hikâyeler, rüyalar ve hurafeler üzerinden bir istismar alanı açılmaktadır. Menfaat beklentisi ve popülist yaklaşımlarla hakikatin örtbas edilmesi, İslam’ın kişisel çıkarlar uğruna kullanılması, dinimize ve milletimize karşı en büyük kötülüktür.

Diyanet İşleri Başkanlığı, her türlü vaaz, irşat, yayın ve iletişim imkânını etkili bir şekilde kullanmak suretiyle din istismarıyla mücadeleye devam edecek, bilhassa itibarı zedelenen ve anlam kaymasına uğratılan dinî kavramlarımızı ihya etme ve hakikati bütün yönleriyle ortaya koyma konusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir.

6- İslam’da bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür. Tarihten bugüne Müslümanlar mutedil, vahyi temel alan, akla değer veren, yapıcı ve kucaklayıcı bir yaklaşımla dünyaya umut, huzur ve güven aşılayan bir topluluktur. Sanatı, estetiği, nezaketi, zarafeti öteleyen; kaba, sert, dışlayıcı, suçlayıcı bir tutumun, hiç kimseye faydası olmadığı gibi ümmetin birliğine ve kardeşliğine zarar verdiği açıktır.

Zahirî, parçacı, ayrıştırıcı ve tekfir edici yorumlarla geliştirilen ve İslam’ın rahmet dini olduğu gerçeğini göz ardı eden sözde selefi anlayışa karşı, milletimiz ve İslam dünyası daha dikkatli olmalıdır. Değerlerimizi tahrif eden ve din adına korku salan terör örgütlerine referans olan bu anlayış, bilhassa gençlerimizin zihninde olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Başkanlığımız, sağduyuyu, itidali ve birlikte yaşamayı esas alan, kültürü, sanatı, hikmeti ve estetiği ihmal etmeyen, kuşatan ve kucaklayan bir din anlayışıyla İslam’ın barış ve merhamet mefkûresini, milletimize ve insanlığa ulaştırmak için yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirdiği hizmetleri artırarak devam ettirme azim ve kararlılığındadır.

7- 15 Temmuz hain darbe girişimi, birlik ve bütünlüğümüzü hedef aldığı kadar, milletimizin dinî ve manevi dünyasını da tahrip etmeye yönelik bir güvenlik meselesidir. İtikadi, ameli ve ahlaki birer sapma hareketi olan FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütleri en büyük zararı Müslümanlara vermektedir. Dinin bazı temel kavram ve değerlerini süfli emellerine alet eden taşeron örgütlerin, vekâlet savaşlarıyla İslam diyarlarını harabeye çevirmelerine, özellikle gençleri hain emelleri için kandırmalarına engel olmak, geleceğimiz için hayatî bir sorumluluktur. 

Diyanet İşleri Başkanlığımız, benzer bir fitne ve ihanetin bir daha yaşanmaması için halkımıza rehberlik etmeye; raporlar, yayınlar, seminerler ve eğitimler yoluyla milletimizi din istismarı hakkında bilinçlendirmeye başlamıştır ve önümüzdeki süreçte bu alandaki çalışmalarımız daha yoğun olarak devam edecektir.

8- Sivil toplum çalışmalarının ön plana çıktığı bir dönemde, bu çabaların dinî ve toplumsal hayatımıza etki ve katkıları inkâr edilemez. Ancak dinî görünümlü sosyal teşekküllerin şeffaf ve denetlenebilir olmaları, özellikle dinî bilgi ve söylem konusunda İslam’ın temel kaynaklarına ve ilmî metodolojiye sadık kalmaları hayatî önemi haizdir. Hakikati çarpıtarak toplumsal ve ahlaki değerleri, maddi güç ve çıkarlarına alet eden; aidiyet ve mensubiyeti hakikatin önüne geçiren her türlü şahıs, grup ve oluşumla mücadele etmek, hepimizin asli görevidir.

Öte yandan dinî hayatımıza, birlik ve beraberliğimize katkı sunan kişi ve oluşumlar, toptancı ve özensiz yaklaşımlarla yıpratılmamalıdır. Bu bağlamda Başkanlığımız, özgürlüklere halel getirmeden, söz konusu teşekküllerin, şeffaf yapılar olarak meşru faaliyetlerini sürdürmelerine rehberlik etmeye devam edecektir.

9- Günümüzde medyanın etkinliği yadsınamaz bir hakikattir. Ancak bilginin, hayatı kuşatan kitle iletişim araçları vasıtasıyla denetimsiz, ölçüsüz ve sorumsuzca yayılması bir bilgi karmaşasını da beraberinde getirmiştir. Zaman zaman medyada dinî, kültürel ve toplumsal değerlerimizi göz ardı eden ve gerçeği yansıtmayan haberlere yer verildiği görülmektedir. Başkanlığımızla ilgili de hiçbir şekilde görüş, mütalaa, fetva ve faaliyetlerimizde karşılık bulmayan birtakım asılsız değerlendirmeler ve yayınlar yapılmış olması oldukça üzücüdür.

Bilgiyi aktarırken bağlamından koparmadan, hedef göstermeden, çarpıtmadan sunmak ve habercilik ilkelerine sadık kalmak, ihmal edilmemesi gereken hukuki ve ahlaki bir sorumluluktur. Dolayısıyla yazılı ve görsel basında, sosyal medya mecralarında din hakkında yayın ve yorum yapanlar, doğru bilgiye ulaşma azmi taşıyan bir sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir.

10- Yüce dinimize göre, kadını ve erkeğiyle insan, mükerrem bir varlıktır. Kadın ve erkek arasında yaratılış gayesi, varoluş değeri ve kulluk sorumluluğu açısından hiçbir fark yoktur. Dinimizin, milletimizin ve medeniyetimizin kadına bakışı daima onun saygınlığını ve haklarını korumak üzerinedir.

Kadının onurunu ve toplumsal konumunu hedef alan, onu cinsiyeti üzerinden ayrımcılığa tabi tutan her türlü tavır, davranış, tutum, düşünce ve yaklaşım İslam’a aykırıdır. Kadına yönelik şiddet merkezli eylem ve söylemlerin, adalet ve merhamet peygamberinin hayatından referans bulması mümkün değildir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, hiçbir şekilde polemiklere fırsat tanımayarak, gerçek anlamıyla İslam’da kadının hak ve ehliyeti, itibar ve değeri, sağlıklı ve güçlü bir toplum yapısı inşa etmedeki rolü hakkında daha kapsamlı çalışmalarla milletimizi bilgilendirmeye devam edecektir. 

11- Allah’ın insanlığa emaneti olan çocuklar, vicdan ve merhamet söz konusu olduğunda toplumun en hassas terazileridir. Çocuk ihmal ve istismarı, dinle, akılla, vicdanla ve ahlakla asla bağdaşmayan, insanlık dışı bir tutumdur.

Bilhassa kız çocuklarının biyolojik ve psikolojik yeterlilikleri dikkate alınmadan, aile kurma ve anne olma sorumluluğunu taşıyacak çağa gelmeden, erken yaşta ve zorla evlendirilmesi kabul edilemez.

Bugün kadınıyla erkeğiyle bireysel ve toplumsal olarak yaşadığımız sorunların yaygınlaşmasında, medyada zaman zaman müşahede edilen ve olumsuzlukları sıradanlaştıran, mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, özensiz yayınların önemli bir etkisinin olduğu aşikârdır. Bu sebeple medyanın aile değerlerimize uygun ve hassas bir yayın politikası izlemesi gerekmektedir.

Başkanlığımız bütün birimleriyle, şiddet ve istismarın her çeşidiyle mücadele etmeye devam edecektir. Aynı şekilde çocuk ve gençlerimize inancını, değerlerini, kültür ve medeniyetini tanıtmayı, onların aydınlık geleceğine rehberlik etmeyi öncelikli vazife addetmektedir. Bu bağlamda Başkanlığımızın ihtiyaç odaklı Kur’an kursları üst başlığı altında yürüttüğü, yetişkinler eğitimi,  4-6 Yaş Grubu Kur’an kursları, hafızlık eğitimi, gençlik koordinatörlükleri, aile ve dinî rehberlik hizmetleri büyük önem arz etmektedir. Söz konusu alanlarda üniversiteler, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliğine devam edilecektir.

12- Başkanlığımız, sosyal bünyenin güçlendirilmesi, toplumsal problemlere dinî referanslardan çözümler üretilmesi ve manevi destek programlarının geliştirilmesi yönünde çalışmalarını sürdürecek, engelliler, bağımlılar, mülteciler gibi toplumun değişik kesimlerine yönelik hizmetlerini daha etkin hâle getirerek devam ettirecektir.  

13- Nitelikli bir din hizmeti ancak donanımlı personel ile mümkündür. Bu sebeple din hizmeti alanına personel yetiştiren kurumlar, değişen şartlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda eğitim programlarını geliştirmelidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, milletimize daha verimli din hizmeti sunabilmek amacıyla personelinin niteliklerini geliştirmeye yönelik hizmet içi eğitim çalışmalarına ağırlık vermektedir. Bu bağlamda Diyanet Akademisinin kurulmasına yönelik çalışmaların tamamlanma aşamasına gelmesi, müftülerimiz tarafından heyecan ve memnuniyetle karşılanmıştır. Zira Akademi aracılığıyla hizmet öncesi, meslek öncesi eğitim imkânının sağlanması, çeşitli alanlarda sertifika eğitimlerine geçilecek olması, personel niteliğini ve din hizmeti kalitesini artıracaktır.

14- Diyanet İşleri Başkanlığımızın, il ve ilçe müftüleri ile en ücra köşeleri dâhil ülkemizin her yerinde görevleri başında olan din gönüllüleri, milletimizin huzuru, bölgemizin barış ve istikrarı için sınır ötesi harekât gerçekleştiren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, tüm güvenlik güçlerimizin yanındadır. Bu meyanda camilerimizde ordumuzun muzaffer olması için Kur’an-ı Kerim okunmakta ve dualar edilmektedir.

Bu vesileyle bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabr-ı cemil, gazilerimize sıhhat, afiyet ve şifalar dileriz.