Hasan KIZIL: “Hayvanlar Bize Allah'ın Emanetidir.”

Yazan  Mustafa BERK Cumartesi, 05 May 2018 17:46
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Türkiye Diyanet Vakfı, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” düsturuyla 43 yıl önce kurulmuş, hayırsever milletimizin güçlü desteği ve Vakfa gönül veren insanların gayretli çalışmalarıyla büyüyerek ülkemizde ve dünyanın farklı ülkelerinde yaptığı hizmetlerle Türkiye’nin iyilik hareketine dönüşmüştür. Kurulduğu günden beri milletimizin sarsılmaz itimadına mazhar olan Türkiye Diyanet Vakfı, bugüne kadar yaptığı faaliyetlerle yüce dinimiz İslam’ın insanlığa hediyelerinden biri olan ve ecdadımız eliyle fiilen en mükemmel seviyeye taşınan vakıf geleneğinin günümüzde en sağlam halkalarından biri olmuştur.

Türkiye Diyanet Vakfı bugün, yurt içindeki 1000 şubesi ve dünyanın 140 ülkesindeki çalışmalarıyla eğitimden kültüre, sosyal ve hayri hizmetlerden dinî hizmetleri destekleme faaliyetlerine ve uluslararası insani yardım çalışmalarına kadar geniş bir alanda, din, dil, ırk, renk ve cinsiyet ayrımı yapmadan faaliyetlerini sürdürmektedir. Günümüzde tüm insanlığı kuşatan şiddet, terör, nefret, düşmanlık, ırkçılık, ayrımcılık ve işgallerin yol açtığı tablo, iyiliğin yeniden İslam coğrafyasında ve bütün dünyada yayılması için seferber olunmasını zorunlu kılmaktadır.

İyilik için yaşamayı varoluş sebebi olarak gören Türkiye Diyanet Vakfı iyiliği yaymak, iyiye ve iyiliğe olan farkındalığı artırmak için her yıl ülkemizde ve dünya genelindeki iyilik öncülerine ödül takdim etmek üzere Uluslararası İyilik Ödülleri Programı düzenlemektedir. Bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Uluslararası İyilik Ödülleri Programı kapsamında ülkemizden ve dünyanın farklı bölgelerinden 7 iyilik öncüsüne ödül verildi. Dünyada ve yaşadığı toplumda çığır açan, bireyleri harekete geçiren, çevresine ilham veren, farklı dil ve kültürde yaşayan insanları güzellikte bir araya getiren, Yaradan'ın hatırına tüm yaratılmışları koruyan ve kuşatan iyiliklerin konu olduğu yaşanmış hikâyelerin ve kahramanlarının değerlendirilmesi oluşturulan komisyonlar tarafından ciddi bir çalışma ve titiz bir değerlendirme sonucunda belirlendi. İşte bu iyilik kahramanlarından birisi de Hasan Kızıl. Hasan, 22 yaşında Mardin Derik’te yaşayan genç bir iyiliksever. Ona hayat tamircisi diyorlar. Hasan Kızıl, engelli hayvanlara kendi imkânlarıyla yürüteç ve protez yapıyor. İlk zamanlar oyuncaklardan, hurdacılardan bulduğu malzemelerden yürüteçler yapmaya çalışan Kızıl, kendini hayvanlara adıyor ve onlara gönüllü olarak hizmet veriyor. Bugüne kadar Türkiye’nin her yerinden yaklaşık 200 hayvana protez yapmış, iki tane ise yurt dışına göndermiş. Hasan Kızıl’ın en büyük hedefi 4 ayağını kullanamayan hayvanlar için biyosensör teknolojisini kullanarak biyonik ayaklar geliştirmek. Üniversite sınavına hazırlanan Hasan Kızıl, hayvanlarla daha yakından ilgilenebilmek için veteriner olmak istiyor.

Hasan Bey, engelli hayvanlara yardım etmek nerden aklınıza geldi ve bu iyilik yolculuğuna nasıl başladınız, bize bahseder misiniz?

Küçüklükten beri hayvanları çok seviyorum. Şöyle ki, çok çok geçmişe gidersek adı Baran olan bir ineğimiz vardı. Onu çok seviyordum. Bazen ahırda yatarken ben de kafamı ona yaslardım. Küçük bir yavrusu, buzağı vardı, onu yalarken benim de kafamı yalamışlığı olmuştur. Dolayısıyla hayvanlarla iç içe büyüdüm. Sonrasında birkaç olaydan ötürü bu işe başladım diyebilirim. Bir köpeğin felç olması ve bir kedinin elimde ölmesi yaşanan engelleri görmemi sağladı âdeta. Bundan sonra "Acaba yaralı, engelli hayvanlar için neler yapabilirim?" sorusu beni bugünlere taşıdı diyebilirim. Bunu araştırırken internet üzerinden protez taslaklarına rastladım. Ben de yapabilir miyim diye düşündüm. Neden olmasın deyip başladığımda en sevdiğim oyuncaklarımı kırarak bir şeyler geliştirmeye başladım. Yürüteçleri yapmak için minik minik oyuncak kırıklarını kullanıyordum. Bir gün köyden bir amca bana yaralı bir kartal getirmişti. Kartal, elektrik akımına kapıldığı için ayağı nerdeyse yoktu diyebilirim. İçimi acıtan bu görüntü karşısında ne yapabilirim diye düşünürken bir su borusu ilişti gözüme, yanında bozuk bir çamaşır makinesinden kalan başka parçalar da vardı. Evet, o su borusundan yaralı kartala kendimce bir protez yapmıştım. Bu işe başladığım dönemlerde kullandığım malzemeler etraftan topladığım hurdalar, demir parçaları, kırık-bozuk oyuncaklar gibi şeylerden ibaretti, yani özel bir malzemem hiç olmamıştı. Böyle olunca tabii ki yaptığınız iş maalesef uzun ömürlü olmuyordu. Örneğin bir kedi için bu malzemelerden yaptığım yürüteç vardı, kedi yürümeye başlayınca en az onun kadar ben de mutlu olmuştum çünkü onun hayata dair bir engelini ortadan kaldırmıştım. Lakin bu yürüteç bir ay geçmeden bozulup dağılınca kediyle birlikte benim de duygularım inciniyordu, üzülüyordum. Bu gibi örnekler üzerine bu işi daha da ileri bir seviyeye taşımam gerektiğini fark edip harekete geçtim. Şehirdeki hurdacılardan ve sanayiden eski tekerlekler, demirler, borular vb. kullanılmayan araç-gereçler toplamaya başladım. Onlar üzerinde çalışıp kaynak yaparak, boyayarak daha da profesyonel ve uzun ömürlü olmaları yönünde uğraşıyordum. Şimdilerde de daha hızlı hareket etmelerini sağlamak için kullandığım malzemelerde hafifliğe önem veriyorum. Bu gibi gelişmeler sonucunda yaptığım ürünler elbette daha uzun ömürlü oluyor ve bu da beni daha mutlu ediyor.

Bu işe başladığınızda başta aileniz olmak üzere çevrenizden nasıl tepkiler aldınız?

Elbette ailemden her zaman olumlu tepkiler aldım, beni güçlü tutan buydu belki de. Çevremdeki insanların da beni desteklediğini biliyordum ama kısmen de olsa olumsuz tepkiler verenler vardı: ne işin var hayvanlarla, git okulunu oku; bu işler çok zahmetli boşuna uğraşıyorsun sana bir getirisi olmaz. vb. Hatta bazılarının daha ileri giderek, yaralanmış bir hayvanın bakımının yapılıp rehabilite edilmesi yerine öldürülmek suretiyle daha fazla acı çekmesini önleme yönünde bana telkinleri oluyordu. Bu gerçekten beni çok üzen acı bir durum. Bir hayatı sonlandırmak çok kolay lakin onu tedavi edip ona emek vermek, sağlığına kavuşması için çaba sarf etmek elbette zor. İşte ben de, geçmişten beri etraftaki kırık dökük parçaları toplayarak bu zor olana talip olmuştum. Emek vermek, zaman harcamak, yorulmak ve bunların nihayetinde de bir canı hayata tekrar bağlamak, bu benim için tarifi imkânsız bir duygu. Mutlu olduğum işi yapıyorum. Çünkü kim olursa olsun, yaralı bir canın tekrar yürümesine, uçmasına, koşmasına vesile olursa eminim ki hep aynı duygu yaşanacaktır, onun adı da mutluluktur. İnsani yönden de İslami yönden de bize öğretilen şey budur, düşene yardım etmek. Yasin suresinde de belirtildiği üzere bu hayvanların kimisi bize yardımcı olmak üzere yaratılmıştır. (Yasin, 36/71-73.) Yani bizim faydamıza olan yaratılmış her şeyi korumak, onlarla ilgilenmek gerekir. Çünkü hayvanlar Allah’ın bize emanetidir. Başta ailem olmak üzere bu zorlu yolda bana destek olan herkese sizin aracılığınızla tekrar teşekkür etmek istiyorum. Aslında benim yaptığım işi herkesin yapması icap ediyor.

Bugüne kadar kaç hayvanın iyileşmesinde emeğiniz oldu? En çok aklınızda kalan bir anınızı da paylaşır mısınız?

Bu işle uğraşmaya başladığım ilk zamanlarda sadece çevremde gördüğüm hayvanlara dokunabiliyordum. İnsanlar benim uğraşımı duyduktan sonra bir şekilde benimle iletişim kuruyorlar ve yaralı hayvanların neye ihtiyacı varsa onu benden istiyorlar. Burada (Mardin) zaten beni yeterince tanıyorlar ama son zamanlarda Türkiye’nin farklı illerinden fazlaca talep var. Elimde hazırladıklarımın haricinde bugüne kadar yaklaşık 200 hayvan diyebilirim. Aslında hikâyeler birbirine yakın diyebilirim ama herhâlde en çok aklımda kalan bir köpek yavrusu idi. Çöpün içinden gelen sesle irkilmiştim. Kim yapmıştı bilmiyorum ama hemen oradan çıkarıp eve götürmüş ve ailemin de yardımıyla yaralarını sarıp iyileştirmiştim. Bacağı epeyce hasar görmüştü. Ne yapabiliriz diye düşünürken benim yürüteç yapmaya da ilk başladığım an diyebilirim, aklıma evdeki parçalardan ona yürümesi için bir şeyler yapmak geldi. Kendi çapımda bir yürüteç yapmıştım. Yürümeye başlayınca o da ben de çok mutlu olmuştuk. Bir süre evde barındırmıştım ama yaraları kolay kolay iyileşmedi. Nihayetinde bir sponsor bularak tedavi görmesi için onu İstanbul’da bir hayvan kliniğine gönderdim. Burada unutamadığım bir an daha vardı. Ayrılırken göz göze geldiğimizde havladıktan sonra bir damla yaş süzüldüğünü görmek beni etkilemişti, hatırladıkça birkaç gün ağlamıştım. Aramızda bir bağ oluşmuştu ve âdeta bu onun bir dışa yansımasıydı. Son aldığım bilgiye göre şu an yürüteç olmaksızın yürümeye koşmaya başlamış, bir çiftlikte hayvan dostu bir aile tarafından korunuyor.

Yaralı hayvan için gerekli aleti yaptığınızda bunu nasıl karşılıyorlar?

Onlarla aramızda özel bir bağ oluştuğunu hissedebiliyorum. Bugüne kadar kedi, köpek, kartal, ördek, kaplumbağa, kuş... şeklinde sayabileceğim çok çeşitli hayvanlarla ilgilendim. Her birinin ayrı bir hikâyesi var elbette. Yürütecin içine koyduğunuzda ilk etapta bir ürkme hatta korkma durumu görülüyor. Kendisinden olmayan bir şeyi kabullenmeleri kolay olmuyor ama zamanla alışıp yürümeye koşmaya başlayınca karşılıklı mutlu oluyoruz. Beyinciği eriyen, yürüyemeyen bir köpek vakası vardı. Şehir dışından birisi bana ulaşıp köpeğinin böyle bir durumu olduğunu ve yapabileceğim bir şey olup olmadığını sormuştu. Ben de dört tekerlekli bir yürüteç yapıp göndermiştim. Sadece içine koyup sürmelerini söylemiştim. Belli bir zaman bunu yaptılar ve bir gün eve geldiklerinde köpeğin kendisinin onu sürdüğünü görür görmez beni arayıp sevinçlerini paylaşmışlardı. Hareket edince felçli olan bölümlerinin de zamanla iyileştiğini görmek beni mutlu etmişti. İstanbul’da ve burada iki veteriner arkadaşım var. Yaptığım iş gereği onlarla irtibatım olmak zorundaydı. Küçük sağlık sorunlarını halledebiliyor olmam arkadaşlarımın bana olan katkısı sayesindedir. Beni aşan durumlarda kliniğe götürerek tedaviye orda devam ediyoruz.

Bütün canlılara yardım etmeliyiz. Biz onlara şiddet yerine sevgi ve hatta saygı göstermeliyiz. Kul olarak bize düşen, toprağın bu tarafında iken yani hayatta iken yapmamız gerekenleri yapmaktır. Aksi takdirde toprağın diğer tarafı bunu yapmaya müsaade etmiyor.

1995 yılında Mardin Kızıltepe’de dünyaya geldi. Ortaokulu Boyaklı köyünde, liseyi Kızıltepe’de tamamladı. Yaşanan birkaç olaydan sonra hayvanlara yönelik engelleri ortadan kaldırmak üzere gönüllü olarak kendini bu işe adadı. Lise yıllarında, askerler için ısıtmalı bot ve görme engelliler için navigasyonlu baston yapım çalışmalarının içinde bulundu. Hayvanlarla iç içe büyüyen ve öylece devam eden Hasan Kızıl hazırlandığı üniversite sınavında başarılı olarak onlara daha iyi hizmet edebilmek gayesiyle veteriner olmak istiyor.