Halep Halep

Çivisi Çıkmış Dünya

Yazan  Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU Perşembe, 04 Ocak 2018 12:39
Öğeyi Oyla
(167 oy)

“Pusulasız bir hâlde girdik yeni yüzyıla. Daha ilk aylardan başlayarak, dünyanın hepten çivisinin çıktığını düşündüren kaygı verici olaylar meydana geliyor; üstelik bunlar birçok alanda birden gerçekleşiyor – entelektüel dünyanın, finans dünyasının, iklimin, jeopolitiğin, etiğin çivisi çıkmış durumda." Bu sözler Lübnanlı ünlü edebiyatçı Amin Maalouf'un, başlığını ödünç aldığım 'Çivisi Çıkmış Dünya' adlı kitabından. (2017, 11.)

Pusulayı şaşıran insanoğlu, dünyanın dengesini bozdu. Kötülerin akla ziyan, tahripkâr emelleri yeryüzünü yoğun bir öfke, kin, nefret ve hınç cümbüşüne boyadı. Fanatizm, köktencilik, şiddet ve terörün uğramadığı kapı yok. Herhangi bir işgal, kıyım, iç savaş, nükleer tehdit, cinayet haberi duymadan yatağa girdiğimiz gün yok. Açlık, sefalet, fakirlik ve salgın hastalıklardan mustarip yüz milyonlarca insan var.

Dünyayı kendi hırs ve ideallerine göre şekillendirmek için gücü ve şiddeti küreselleştiren, "Ben nasıl istersem öyle olacak!" kabadayılığı ile kötülüğü ve sömürüyü egemen kılmaya çalışan şeytani güçlerle onların işbirlikçileri dünyanın çivisini söktüler. Yeryüzünü fitne ve fesada boyadılar.

Kur'an-ı Kerim’in ifadesiyle kalpleri taşlaşmış hatta ondan da öte sertleşmiş (Bakara, 2/74.), kötülükleri kendilerini çepeçevre kuşatmış (Bakara, 2/81.) bu kötüler, iflah olmaz bir ikiyüzlülük ve sahte bir inatçılıkla dillerine doladıkları değerleri azgın bir sapkınlıkla ayaklar altına almak ve kirletmekle meşguller. 'Aşk Ahlâkı' isimli klasik eserinde, "Yazık o gafillere ki, uyuşan ruhlarını bir varlık sanırlar; içlerindeki hayvanı doyurmak için dünyayı bir pula satarlar; kör kuvvetin elinde harap olmak onların nasibidir" diyen merhum Hilmi Ziya Ülken Hocamızı rahmetle anmak boynumuzun borcu. (2017, 154.)   

Dün Afganistan'da, Libya'da, Somali'de, Irak'ta sahnelenen senaryo bugün Suriye, Filistin, Arakan ve Yemen'de eksiksiz tekrarlanıyor. Emekli Büyükelçi Uluç Özülker'in kitabının başlığı bunu aynen teyit ediyor: ‘Küresel Düzende Oyun Devam Ediyor.’ (İst., 2017.) 


Myanmar

Birkaç örnekle meramımızı biraz daha açalım.

2015'ten beri şiddet ve savaş sarmalının girdabında çırpınan Yemen, Arap İslam dünyasının en fakir ülkesi oldu. Adına türkü yaktığımız bu Müslüman beldesinde şimdi bir vekâlet savaşı sürüyor. Kim kiminle savaşıyor diye sorarsanız, fazla teferruata lüzum yok. Müslüman Müslümanla savaşıyor demem trajik durumu özetlemek için fazlasıyla yetecektir. Kardeşlerin birbirinin gırtlağına çöktüğü Yemen’de yeni icat ‘vekâlet savaşı’ olayının bir örneği sergileniyor.

Kardeş kavgası ne gün biter meçhul, ama inkâr götürmez bir gerçek var ortada: haksız yere cana kıyan, hele hele kan kardeşinin, din kardeşinin kanını döken ne bu dünyada ne de ahirette gün yüzü görür. Din, mezhep kim için? Ölürse insan, çiğnenirse insanlık, kalır mı ortada din? Kurtarır mı mezhep? Bunu Yemenliler de anlasa keşke!   

Kültürden gelen bir alışkanlıkla bellerinde taşıdıkları cenbiyelerini kınından çekmeden sorunlarını konuşarak hallederdi Yemenliler. Yemen'den acı kahve gelmiyor artık, gelen kan ve barut kokusu. Binlerce evde feryat figan var. Yemen'de yas var, ölen evlatlarına ağıtlar yakan analar var, evlatlarını gömerken gözyaşları sel olan babalar var. Heyhat, cenbiyeler kınlarından çekildi, kardeş kardeşi doğruyor!

"Havada bulut yok bu ne dumandır; mahlede ölü yok bu ne figandır; şu Yemen elleri ne yamandır!"


Yemen

Kahırlanmamak elde değil.

Yemen'i 1978'den 2012'ye kadar diktatör Ali Abdullah Salih yönetti. Uzun iktidarını sürekli saf değiştirme taktiğine borçlu olduğunu hiç saklamayan Salih, rüzgâra göre eğilen, yön değiştiren, kalıba göre şekil alan yanardöner bir karaktere sahipti. Hile ve dalavereyle yıllarca iktidarını korudu. Bunun sırrını, "yılanların başı üzerinde dans etmek" deyimiyle anlatırdı. Ne var ki, su testisi su yolunda kırılırdı, yani kişi amaç edindiği işte kazaya uğrardı, onunki de öyle oldu. Bizzat desteklediği Husiler tarafından feci biçimde öldürüldü.

Salih yaptıklarının hesabını vermek üzere huzur-u ilâhiye intikal ederken ardında harap bir Yemen bıraktı. Bugün, parasızlıktan çöplerin toplanamadığı Yemen'de hali hazırda 300 binden fazla insan bulaşıcı kolera hastası; her gün 7000 kişi bu amansız hastalığa yakalanıyor ve saatte 1 kişi hayatını kaybediyor. Savaşta ölenlerin sayısı 10 bini aştı; 14,5 milyon insan temiz içme suyundan mahrum; 17 milyon Yemenli açlıkla boğuşuyor; savaş 3 milyon insanı evinden yurdundan etti. Heyhat, bir zamanların zengin ticaret merkezi, en fazla Osmanlı / Türk şehidinin yattığı İslam beldesinde yıkım var.

Dünyanın öbür ucunda, eski adıyla Burma, yeni adıyla Myanmar devletinin ve onun sözde munis görünümlü fanatik ırkçı Budist rahiplerinin elinden başka bir insanlık trajedisi yaşanıyor. İngiliz The Guardian’ın haberine göre (11.09.2017), Rohingya Müslümanları dünyanın en fazla zulme uğrayan halkı. Birleşmiş Milletler’e göre de, Myanmar ordusunun yaptıkları ‘bir etnik temizlik örneği olarak ders kitaplarına girecek cinsten’. Sayısız Müslüman köyü yakıldı ve yağmalandı; yaklaşık 3000 Arakan Müslümanı hunharca katledildi; kadınlar ve genç kızlar sistematik tecavüzlere maruz kaldılar; 800 binden fazla Müslüman komşu Bangladeş'e sığındı ve son derece zor şartlar altında hayat mücadelesi veriyor; sığınmacıların yüzde 60’ı kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bu rakamlar her gün artıyor.

1940’lı yıllardan beri Arakan’da temel insani ihtiyaçları, vatandaşlık hakları inkâr edilen, toplumsal şiddetin kurbanı olan Müslüman Rohingya halkına sistemli bir etnik soykırım uygulanıyor. 

Safran renkli kıyafetleriyle sokaklarda arzı endam eden, İslam ve Müslüman karşıtı fanatik söylemleriyle Budist halkı ve yönetimi kışkırtan ırkçı Rakhine-Magh rahiplerine en ciddi tepkilerden biri gazeteci Joe Freeman’dan gelir: "Birileri Bu Burmalı fanatik Budist rahipleri durdurabilir mi?"
(www.theatlantic.com, 6 Eylül 2017)

Ruhları kötülükle mayalanmış insan müsveddeleri, insanlığı ve onun değerlerini zaman-mekân gözetmeksizin fırsatını bulduğu her yerde ezip geçiyor.

Geniş Müslüman coğrafyası benzer trajik senaryoları aralıksız yaşıyor. Tarihin, İslam toplumları için fazla bir seçenek sunmayan kısır bir döngüden ibaret olduğu algısı belleklere kasıtlı olarak kazınıyor.

İnanın, başımıza gelen musibetlerin hiçbiri tesadüfi değil.

Ayeti hatırlayalım: “Başınıza gelen her musibet sizin kendi elinizle kazandıklarınız yüzündendir…” (Şûrâ, 42/30.) İslam dünyasının mevcut hali ayeti alenen teyit etmiyor mu?   

Miladi 636’da Hz. Ömer fethetti; 1187’de Selahaddin Eyyûbi Haçlı esaretinden kurtardı; 1517’de Yavuz Sultan Selim ebedi Müslüman yurdu olarak tescilledi. Yeryüzündeki ilk kıble olan beldeden, Mescid-i Aksa’nın ev sahibinden yani Kudüs’ten bahsediyorum. 

20. Kolordu’nun Umum Zayiat Defteri’ne göre, 1914-18 yılları arasında Filistin cephesinde Kudüs-i Şerif uğruna 2768 şehit vermişiz. (Yüzüncü Yılında Kudüs, TTK, 2017.) Evet, tıpkı Yemen gibi, uğruna binlerce şehit verdiğimiz Kudüs’ü kastediyorum

Gel gör ki, Kudüs İsrail'in başkenti ilan edildi ve böylece İslam dünyasının böğrüne bir hançer darbesi daha indirildi. 1948’de İsrail devletini kuranlar, ‘vaat edilmiş topraklar’ (arz-ı mev’ûd) ideallerine akıllarınca kritik bir eşiği atlatarak bir adım daha yaklaştılar.

Ortadoğu’da bir işgal ve yıkım projesi adım adım yürüyor. Bu manada Siyonist emelin hülyası olan Büyük İsrail projesine somut bir eylem çerçevesi çizen Oded Yinon Planı’nın içeriğini dikkatle okumanızı öneriyorum. 1980’de yayınlanan bu planın iki temel öncülü var. Birincisi, İsrail var olabilmek için bölgesel güç olmak zorundadır. İkincisi, bölgedeki bütün Arap devletleri parçalanarak çelimsiz devletçiklere dönüştürülmelidir.   

Amerikalı siyaset bilimci ve devlet adamı Zbigniew Brzezinski ‘Büyük Satranç Tahtası’ adlı eserinde bölge ülkelerinin topraklarına yönelik yayılmacı stratejileri üç ana maddede özetler: Ülkeler arasındaki gizli anlaşmalar önlenmeli; güvenlik noktasında bağımlılıkların devamı sağlanmalı, tebaalar itaatkâr kılınmalı; barbarların bir araya gelmesi önlenmeli. (2017, 63.) Bu strateji ekseninde, 1979'daki Bilderberg toplantısında alınan bir kararı da dikkatinize sunmuş olalım: Müslüman Yakın Doğu tamamen Balkanlaştırılmalıdır; aşiret ve din temelinde küçük parçalara ayrıştırılmalıdır.

Dedik ya, hiçbir şey tesadüfi değil.

İslam dünyası üzerine kurgulanan ince planlar perde arkasındaki aktörler tarafından büyük bir titizlikle uygulandı. Yenileri sırada, kimsenin kuşkusu olmasın, Müslümanlar birbirleriyle kapışmaya devam ede dursun. Küresel düzende oyun devam ediyor!

Şimdi lütfen dikkat! Irak ve Suriye savaş ve işgallerle güç ve takatten düşürüldü, aşiret, etnisite ve mezhep bağlamında parçalandı. Irak'ı işgal edenlerin aşikâr hedefi Irak petrollerini kontrol altına almaktı. Bu, buzdağının görünen kısmıydı. Görünmeyen kısmı, Siyonizmin ‘Büyük İsrail Projesi’ni hızlandırmaktı.

DAİŞ’i kimlerin kurduğu hâlâ bir muamma, değil mi? Bu bilmeceyi bu çerçevede yeniden düşünmenizi öneririm. Kendi halkının kanını döken, dindaşının boynunu vuran, memleketinin topraklarını tarumar eden, şehirlerini yakan yıkan, mirasını tarumar eden bir çapulcu grubunu örgütleyip meydana salanlar mevcut durumdan gayet memnun olmalılar. Kalan sağları topladılar ve götürdüler; kim bilir belki, yeni sinsi hamleler için bir yerlerde onlara yeni talimatlar vermekle meşguller. Şehirleri, kasabaları insandan arındırma ve sonra da yeni işgalcilerine sessiz sedasız teslim etme işinde fevkalâde mahir bu örgütler.

Buraya kadar anlattıklarımızın yerine oturması için gelin “Yahudi olduğumu 16 yaşıma geldiğimde öğrendim” diyen Münihli Yahudi araştırmacı Armin Langer’e kulak verelim.

“Kudüs’ün başkent ilan edilmesi kimin fikriydi?” sorusunu soran Langer, bu kararı alanlar Amerika’daki Yahudi çoğunluğun fikrini göz ardı edip köktenci Hristiyanları yani Evanjelikleri sevindirdiler der ve devam eder: “Onlar, İsrail’de/Filistin’de kargaşa yaratarak Kudüs için sözde son savaşın, Armagedon’un vaktini hızlandırmak istiyorlar.” Köktencilerin Yahudileri İsrail’e gitmeleri için teşvik ettiklerine dikkat çeken Langer, söz konusu teolojiye göre, Mesih’in gelebilmesi için Yahudilerin İsrail’de toplanmaları şart diyor. Ona göre bu inanç anti-Semitik bir görüntü arz etse de arka planında gizli bir fikri barındırıyor: toplanma tamamlanınca güya ‘inatçı’ Yahudi topluluğu toptan Hristiyanlığa girecektir, “zira Yahudilik gerçek bir din değildir.” (“Whose Idea was That?”, en.qantara.de)

Bunları ben söylemiyorum. 'Tarihin Sonu' bir an önce gelsin diyenler var. O hâlde ortada bir 'Medeniyetler Çatışması' yok, bilakis bir ‘Menfaatler Çekişmesi’ var. Menfaat birlikteliği olanlar aynı safta, ama şimdilik…

Birkaç İslam ülkesi haricinde Türkiye ve diğer bütün İslam ülkeleri söz konusu kararı tanımadılar ve açıkça ilan ettiler: “Doğu Kudüs Filistin’in başkentidir.” Mesaj yerini buldu, şimdi onlar düşünsün.

Dünyanın çivisini sökenler için ‘Büyük Satranç Oyunu’ devam ediyor; yeni bir ‘şah’ hamlesi çekmekte gecikmeyeceklerdir.

Zira ‘sü uyur, düşman uyumaz!’

Bu kategoriden diğerleri: Bozuk Satıh! »