Kur'an'a göre çocuk eğitimi: Hz. Lokman

Yazan  Fatıma Güner Cuma, 02 Kasım 2018 15:56
Öğeyi Oyla
(12 oy)

Dinimizin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, bizler için hem kurallar hem de öğütler içerir. Gerek dinî gerekse dünyevi hayatımızla ilgili faydalanabileceğimiz bilgilerle donatılmış kitabımız, aile hayatımız hakkında da bize yön gösterir. Bu başlık altında çocuklar önemli bir yer tutarlar. Kur’an’da anne, baba ve çocuk arasındaki ilişki çeşitli örneklerle bizlere açıklanır. Bu örneklerde akıl sahipleri için çıkarılacak dersler vardır.

Kehf suresi 46. ayette Rabb’imiz, çocukları “dünya hayatının süsü” olarak bildirir. Kasas suresi 9. ayette çocuk kelimesi yerine “gözbebeği/göz aydınlığı” kavramı kullanılmıştır. Bu gibi çeşitli ayetlerde güzel isimlerle ve sıfatlarla anılan çocuklar için üzerinde durulan en önemli konu onların terbiyesi, eğitimi olmuştur. Çocukların nasıl, ne şekilde eğitileceği farklı kıssalarla Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in hadislerinde kendine yer bulmuştur. Biz bu yazımızda Hz. Lokman’ın kıssasında yer alan eğitim metodunu, oğluyla ilişkisi ve ona vermiş olduğu öğütler üzerinden inceleyeceğiz.

Hz. Lokman; Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen ancak peygamber olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen, güzel ahlaklı ve bilgi sahibi bir kişidir. İsmi; Kur’an-ı Kerim’in 31. suresine verilmiş, Allah onu herkese örnek olarak göstermiştir. Kur’an’da bizlere örnek olarak sunulan; Hz. Lokman’ın kişiliği, oğluyla arasındaki ilişki ve ona vermiş olduğu öğütlerdir.

Hz. Lokman, Lokman suresinde de geçtiği üzere oğluna şu öğütleri vermiştir:

"Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." (Lokmân, 31/13.)

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: ‘Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.’” (Lokmân, 31/14.)

“Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokmân, 31/15.)

"Yavrucuğum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır." (Lokmân, 31/16.)

"Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." (Lokmân, 31/17.)

“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokmân, 31/18.)

“Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!” (Lokmân, 31/19.)

Sırasıyla bu öğütleri incelediğimizde ilk dikkatimizi çeken şey Hz. Lokman’ın oğluna hitap ediş şeklidir. Ayetlerde geçen “buneyye” kelimesinin Türkçe karşılığı “yavrucuğum” şeklindedir. Bu hitap tarzı Hz. Yakup ve Hz. Yusuf, Hz. Nuh ve oğlu, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail arasında geçen diyaloglarda da yer alır ve dinimizin çocuğa vermiş olduğu değeri göstermesi açısından önemlidir. Çocuğa öğüt verilirken bu şekilde ince ve sevgi dolu bir üslupla yaklaştığımızda şüphesiz onun kalbindeki buzları eritir, bizi dinlemesini ve anlamasını sağlayan yolda önemli bir adım atmış oluruz.

Hz. Lokman, “yavrucuğum” diyerek sevgi dolu bir şekilde başladığı öğütlerinin ilkinde evladının Allah’a ortak koşmamasını ister. Burada verilmek istenen, İslam’ın temel esası olan tevhit anlayışıdır. Tevhit, Allah’ın bir olduğunu ifade eder. Kelime-i tevhit olarak bildiğimiz “Lâ İlâhe İllâllâh” sözünün anlamı “Allah’tan başka hiçbir ilah, tanrı, kutsal, ibadet ve itaat edilmeye layık bir varlık tanımıyorum.” demektir. İlk insandan bu yana Allah tarafından gönderilmiş olan bütün dinlerin ve kutsal kitapların verdiği en temel mesaj, insanların Allah’tan başka ilah tanımaması yönünde olmuştur. İlk adım, Allah’ın birliğini kabul etmektir. Hz. Lokman da bu yönteme bağlı kalarak oğlundan öncelikle, Allah’a hiçbir şekilde ortak koşmamasını ister.

Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmesi öğütlendikten sonra anne ve babaya itaat konusuna değinilir. Ayetlerde Yüce Allah; kendisine ortak koşulmasını istemeleri dışında, her konuda anne baba ile güzel geçinilmesini istemiştir. Müslüman bir kişi, kendisini çeşitli zahmetlere girerek doğurup büyüten annesine, her zaman yanında olan babasına -kaç yaşında olursa olsun- iyi davranmalı, onlara “öf” bile dememelidir. Anne ve babaya gösterilmesi gereken saygıyla ilgili şu hadis anlamlı olacaktır:

“Bir adam Allah Resulü’ne (s.a.s.) gelerek: ‘Ey Allah'ın Resulü, kendisine güzel davranıp yakınlık göstermemi en çok hak eden kimdir?’ diye sordu. Hz. Peygamber: ‘Annen.’ cevabını verdi. Adam: ‘Sonra kimdir?’ diye sorunca, Hz. Peygamber yine, ‘Annen.’ buyurdu. Adam, ‘Sonra kimdir?’ diye yeniden sorunca Peygamber Efendimiz, ‘Annen.’ cevabını verdi. Bunun üzerine adam, ‘Sonra kimdir?’ dedi. Hz. Peygamber ‘Sonra babandır.’ buyurdu.” (Buhârî, Edeb, 2.)

Hz. Lokman öğütlerine, zerre kadar hayrın ve zerre kadar şerrin hesabının dahi görüleceğine, Allah’ın bilgisinin her şeyi kapsadığına değinerek devam eder. Yaptığımız bütün iyilikler ve kötülükler Allah tarafından bilinmektedir. Hz. Lokman, oğlunun bu hususa dikkat etmesini ister. Yaptığımız her şey, bir gün karşımıza çıkacaktır. İyi işlerimiz nokta kadar küçük bile olsa mükâfatını alacağız. Kötülüklerimiz de yine aynı şekilde karşılığını bulacak. Allah adildir. Bu karşılıkların teslim edilmesi Allah’ın adaletinin gereğidir. Çünkü Allah bunu vadetmiştir ve O, vaadinden asla dönmez. Allah’ın görmeyeceği hiçbir mekân, bilmeyeceği hiçbir zaman yoktur. Dolayısıyla Allah’tan gizli bir şey yapmak mümkün değildir. Bu bilginin ve bilincin verilmesi, umutsuzluğa kapılmamızın önüne geçtiği gibi kötülüklere de engel olur. Allah katında her şeyin hesabının görüleceği bilinciyle yetişen birey, buna uygun davranışlar sergilemek için gayret gösterir.

Tevhit inancı, anne babaya saygı ve davranışlarını kontrol etmesi gerektiği bilgisi verildikten sonra Hz. Lokman, oğluna artık namaz kılmasını söyler. Namaz, bir eğitim metodudur. Kişiyi dünyevi anlamda terbiye eden bir çağrıdır. Aynı zamanda Hz. Peygamber’in ifadesiyle dinin direğidir. Kur’an’da namazın insanı kötülüklerden alıkoyacağı ifade edilir. Hz. Lokman’ın da oğluna “Namazını kıl.” demesinden sonra “İyiliği emret, kötülükten vazgeçir, başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol.” demesi son derece anlamlıdır. Namaz, ibadet olmasının yanı sıra, kişinin kendisini kötülüklerden alıkoyacak, hayatını düzene sokmasını sağlayacak bir eğitimdir. Kendi düzenini sağladıktan sonra İslam’ın en önemli gayelerinden olan “Emr-i bi’l-maruf nehy-i ani'l-münker” yani iyiliği emredip kötülükten alıkoyması istenmiştir.

Bundan sonra gelen öğüt, sosyal hayatın düzeninin sağlanması konusunda son derece önemlidir: “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme!” Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri birbirlerinin kusurunu aramaları, birbirlerini küçümsemeleri ve aşağılamalarıdır. Hz. Lokman, oğlundan bu hususta da dikkatli olmasını istemiştir. Kibir, toplumsal ilişkilere büyük zarar verir. Toplumda düzenin sağlanması, her bir kişinin kendi davranışlarını düzeltmesiyle mümkündür.

Son olarak Hz. Lokman, oğlundan “yürüyüşünde ölçülü, mütevazı olmasını, sesini alçaltmasını yani çok yüksek sesle konuşmamasını” ister. İslam dini, her konuda orta yol üzerinde olunmasını ister. İnsanlar birbirlerine karşı ölçülü hareket etmelidir, ölçülü yürümeli ve ölçülü konuşmalıdır.

Görüldüğü üzere Hz. Lokman; öğütlerine öncelikle sevgi dolu bir hitapla başlamış, oğlunun kalbini kazanmak, vermek istediği mesajları anlamasını kolaylaştırmak amacıyla daha yumuşak ve naif bir dil kullanmıştır. Şüphesiz Hz. Lokman’ın, oğluna vermiş olduğu öğütler kadar onun kullanmış olduğu üsluptan da almamız gereken çok fazla ders vardır. Öğütlerindeki sıralama son derece manidardır; önce tevhit, Allah’ın birliğine iman ve itaat, ardından anne babaya itaat emredilmiş; sonrasında din ve dünya hayatındaki dengeyi sağlayacak yollar gösterilmiştir.