Tevhit İnancı ve Vahdet Anlayışının Kur'andaki Temelleri

Yazan  Prof. Dr. Bilal GÖKKIR | İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Salı, 04 Eylül 2018 00:20
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Kur’an, tevhidi yani Allah’ın tekliğini sıkça belirtir. İnsanlığın vahdetini, Hz. Âdem’e ve hatta toprağa kadar giden birliğini de sıkça hatırlatır. Tevhit ile Allah’ın tekliği, yegâneliği, eşi benzeri olmadığı ifade edilirken vahdet kelimesiyle de toplumda en küçük unsurdan başlayarak daha büyük unsurlar olan ümmet ve insanlığın birliğine giden birleşmeler anlaşılır. Kur’an bize tevhit ve vahdet mesajlarını ayrılmaz bir bütün olarak birbiriyle iç içe sunar. İlahî vahdaniyetin toplumsal vahdaniyeti birlikteliği doğurması açısından merkezî durumda olduğu hissini uyandırır. İnsanlık, Allah’ın birliğinde, tevhitte bir araya gelmeye teşvik edilir.

Yaradan tektir

Kur’an Allah’ın tekliğini sıkça ve açık şekilde ilan eder. "Sizin ilahınız bir tek ilahtır; O’ndan başka ilah yoktur; O rahmandır, rahîmdir."  (Bakara, 2/163.) Kur’an’ın ifadesine baktığımızda görürüz ki tevhit tüm elçilerin toplumlarına ilettiği istisnasız ilk ilahî emirdir. (Enbiya, 21/25.) İnsan Allah’tan başka ilah tanımama emrine muhataptır. (İsra, 17/22.) Zira iki ilah olması fesat ve kargaşa demektir. (Enbiya, 21/22.) Kıyamet günü insanları toplayacak ve hesaba çekecek yegâne ilah O’dur. (Nisa, 4/87.) Allah’tan başka ilah tanımak yani şirk, en baş hasım olup affedilmesi kapsam dışı tutulmuştur. Allah’ın dilediği kimseden dilediği günahı affetmesi umulur ancak şirk istisna edilmiştir. (Nisa, 4/116.) Müşrik yani şirke bulaşan kişi ise pistir, necistir. (Tevbe, 9/28.)

Tek nefisten yaratıldınız: Yaratılan tek kökene sahiptir

İnsanlığın yaratılışına ve dil, ten ve ırk çeşitliliğine dair ayetlere dikkat edildiğinde kesrette vahdet düşüncesinin vurgulandığı görülür. Kur’an insanın ve insanlığın ontolojik birliğine varoluşsal olarak köklerinin vahdaniyetine, birlikteliğine çokça işaret eder. (Rum, 30/20.) Nisa suresinin ilk ayeti bu anlamda çok açık ifadelere sahiptir. "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir."  (Nisa, 4/1.)

Ayetin insanlığın vahdaniyetine işaret eden “Ey İnsanlar!” ile başlayıp yaratılış ile devam edip “akraba (erham)” bağlarına işaret ile sonlanması çok dikkat çekicidir. Bu bize akrabaya ve akraba bağlarına riayet etmenin toplumsal vahdaniyetin ve hatta insanlığın vahdaniyetinin başı olduğunu da gösterir. ‘Sakının!’ uyarısının Yaradan’a karşı ve akrabaya karşı sakınma olarak yan yana referanslar ile yapılmış olması tevhit ve vahdaniyeti birbirine kilitler.

“Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının.” (Nisa, 4/1.) ayeti mucebince Allah’ın hakkını ve yakınların hakkını gözetmek, “Allah’ın hakkı tevhittir.” emrine uymaktır. Yakınların hakkı ise yakınlığı bozacak şeylerden kaçınmaktır. Yakınlara hakkını vermektir, (Nahl, 16/90.) sılayırahimdir, ikramdır, cömertliktir. Dolayısıyla diyebiliriz ki, Kur’an insanlık vahdetini ve toplumsal vahdeti insanlığın ve toplumun en küçük birimi olan ailede başlatır. Bu meyanda yine tevhit vurgusu ile beraber anne baba haklarına riayet etmeyi emreden ayetler dikkat çekicidir. (Lokman, 31/13; İsra, 17/22-37.) Tüm insanlara hitap eden bir mesaj olması bakımından da insanlığın vahdeti hedeflenmiştir.

Ancak Kur’an’ın varoluşa ve insanlığa dair söylemi oldukça gerçekçidir. Varoluştaki birliğe vurgu yaparken insanlığın dil, ten ve ırk farklılıklarını da gündemine alır. Bu kapsamda Hucurat suresinin 13. ayeti dikkatimizi çekecektir.

İlginçtir ki yukarıda tahliline yer verdiğimiz Nisa suresinin 1. ayeti gibi şimdi inceleyeceğimiz Hucurat suresinin 13. ayeti de, “Ey insanlar!” hitabıyla başlar ve yine “Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” ifadesiyle devam eder:

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat, 49/13.)

Bu ayette insanlığın milletlere bölünmesinin ve kabilelere ayrılmasının gerçekliği vurgulanır. “Farklarınız ayrılığa götürmemeli bilişip tanışmaya götürmeli.” mesajı verilir. Kabile ve kavim temelindeki bir üstünlük yarışına kapıların kapalı olduğu ayetten bariz şekilde anlaşılır. Zira ayet hükmünü vermiştir. Nihayetinde tüm insanlık bir erkek ve bir dişiden, Âdem ve Havva’dan yaratılmıştır, üstünlüğün ölçüsü ise takvadır ve Allah katında en kıymetliniz Allah’tan en fazla sakınıp çekineninizdir.

Farklı millet ve kabilelere mensubiyet, Hucurat suresinin 13. ayetinde dile getirilirken tendeki renklilikler ve dillerdeki çeşitlilik, Rum suresinin 22. ayetinde Allah’ın ayetlerinden/kanıtlarından sayılır. Hem de Allah’ın güç ve kudretinin kanıtı olan göklerin ve yerlerin yaratılması ile birlikte anılarak:

"O’nun kanıtlarından biri de, gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Kuşkusuz bunda bilenler için ibretler vardır."  (Rum, 30/22.)

Kur’an bu anlamda farklılıklara ve çeşitliliklere oldukça olumlu yaklaşır. Çeşitlilikteki, farklardaki, renklerdeki vahdeti gözler önüne serer. Allah dileseydi insanlığı tek bir millet hâlinde yaratırdı elbette. Ancak insan yaratılışı sebebiyle yine de farklılaşacaktı. (Hud, 11/118-119.)

Kısacası Kur’an insanların renk, dil ve ırk temelindeki çeşitliliğini olumlu görür. Bu çeşitlilik varoluşsal birlikteliğe ters düşmez. Bu çeşitlilik Allah’ın ayetlerindendir. Ancak varoluşsal olarak temelde tek nefisten yaratılan insanın yaratıcısının tekliğinde bir araya gelmesi istenir. Bu da tevhittir. Tevhit insanlığın esasta kendi vahdetini görmesini gerektirir. İnsanlığın vahdeti de tevhide sadakati getirir. Ancak bu tevhit ve vahdaniyet dengesini bozan pek çok milletler olmuştur.

Geçmiş ümmetlerin hatalarından ders çıkarın: Ehlikitabın tevhit ve vahdet ile imtihanı

Üçüncü önemli nokta tevhit ve vahdet konusunda ehlikitabın verdiği sınava dair ayetlerde yer alan mesajlardır. Doğası itibarıyla ihtilaf ve çekişmeye müsait yaratılan insanlara Allah elçiler ve kitaplar göndermiştir. Ancak aralarındaki çekememezlik ve kıskançlıklar onları ihtilafa ve ayrılıklara düşürmüş ve hatta bir kısmına elçiler de fayda vermemiş ve inen vahiyler de kalpleri düzeltememiştir. Hatta kendilerine kitap verilen topluluklar bizzat bu ihtilafın içinde olmuşlardır. (Bakara, 2/213.)

Kur’an, Yahudilik ve Hristiyanlığı vahdeti yitirmenin kötü örnekleri olarak anlatır. Yahudiler Üzeyir için; Hristiyanlar da İsa için “Allah’ın oğlu” yakıştırması yaparak tevhit sınavını kaybederler. (Tevbe, 9/30–31.)

Hristiyanlar örneğinden devam edecek olursak Hz. İsa’nın şahsiyeti konusunda düştükleri mezhepçi ayrılıklar nedeniyle günümüze kadar süren bir parçalanma içinde olmuşlardır. Kur’an’ın ehlikitaba karşı tavrına baktığımızda ihtilafa düştükleri konularda işin hakikatini açıkladığını görürüz. Hz. İsa ile ilgili ayetler bunun en açık örnekleridir. (Meryem, 19/34-37; Âl-i İmran, 3/62.) Mezhepçi tavırlarına karşı ise zaman zaman “onları bırak” sertliğinde ifadelerle elçiyi uyarır. (Enam, 6/159.) İnkâra düştükleri noktaları ise inkâra sebep olan eylemin kendisini merkeze alarak net şekilde ifade eder: “‘Allah, üçün üçüncüsüdür.’, diyenler kâfir oldu.”; “‘Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.’ diyenler kesinlikle kâfir oldu.” (Maide, 5/72-73.) Her şeye rağmen Kur’an davetini iletir ve onları tekrar asıllarına dönmeleri için uyarır, vahdete çağırır.

“De ki: Ey ehlikitap; hepiniz, sizinle bizim aramızda eşit olan bir kelimeye gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim. O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım. Ve Allah'ı bırakıp da kimimiz, kimimizi Rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse o vakit şahit olun ki biz, Müslüman’ız, deyin.” (Âl-i İmran, 3/64.)

Ayet hem popüler ve hem de akademik temelde hep dinler arası diyalog tartışmalarına malzeme olmuştur. Hâlbuki ayet diyaloğa değil tevhide çağırır.

Kitap ehlinde görüldüğü gibi tevhidin kaybı vahdetin birliğin kaybına neden olur. Bu durum Beyyine suresinde açık şekilde ifade edilir.

“Ehlikitaptan ve müşriklerden hakkı inkâr edenler, kendilerine açık kanıt; Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfaları okuyan bir elçi gelinceye kadar (bulundukları durumdan) ayrılacak değillerdir. O sayfalarda dosdoğru hükümler yer almaktadır. Ehlikitap ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler. Hâlbuki onlara, Allah’a kulluk etmeleri, Hanifler olarak O’na yürekten inanıp boyun eğmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emredilmişti. Doğru din de işte budur.” (Beyyine, 98/1-5.)

Ayetlerde belirgin şekilde ehlikitabın tevhitten ayrılmaları ile vahdetlerinin bozulması arasında bir ilgi vurgulanmaktadır. Ayrılığa düşmeleri - hem de açık kanıt geldikten sonra- ile Allah’a kulluk etmeleri, namaz ve zekât ile emrolunmuş olmaları, doğru dine çağrılmış olmaları bir bütün hâlde verilmiştir.   

Kur’an bize bu genel ifadelerin yanı sıra özele de inerek örnekler verecektir.

"Biz, vaktiyle Musa’ya kitabı indirmiştik ama onda da ihtilafa düşülmüştü. Eğer rabbin tarafından daha önce verilmiş bir söz olmasaydı haklarında hüküm kesinleşmişti bile. Kur’an hakkında gerçekten koyu bir kuşku içindedirler." (Fussılet, 41/45.)

Allah’ın içinde tevhide sadık kalınmasına şiddetle vurgu yaptığı kitabı indirildikten sonra ihtilafa düşülmesi tarihsel olarak da bir vakıadır. Nitekim Kur’an, bunların pek çok örneği ile doludur.

Vahdet için Kur’an’dan ilkeler

Dördüncü olarak ise Kur’an’da toplumsal vahdetin inşası için bir kısım Kur’ani ilkelerin yer aldığını görürüz.

Her şeyden önce Kur’an kitap ehlinin hâllerini sadece haber vermekle kalmaz inananlara “Aynı hataları yapmayın!” uyarısında da bulunur. “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 3/105.)

“Allah’a ve rasulüne itaat, yersiz çekişmelerden kaçınmak emredilir zira aksi durum birliğin ve gücün yitirilmesi demektir. Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46.)

Birlik içinde Allah’ın ipine sarılın ayrılmayın emri ile Âl-i İmran 103. ayeti birlik ve beraberliği emretmektedir. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayınız. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3/103.)

İnananlar, toplumsal hak ve hukuka riayet etmeğe çağırılır. Kur’an’da özellikle kişinin topluma ve toplumda yaşayan diğer fertlere yönelik, kişilik haklarına dönük saygısı; hak ve hukuka riayeti vahdetin sağlanmasında önemli rol oynadığından Kur’an, bu kuralları önemle belirtir. Hucurat suresinde bu anlamda önemli mesajlar bulunmaktadır: Duyulan herhangi bir haber üzerine araştırmadan harekete geçmemek; kardeşlik ilkesiyle hareket edip insanların arasını düzeltme çabasında olmak; alay etmemek, karalamamak, incitecek şekilde lakaplar takmamak; zan ve şüphe ile hareket etmemek, gıybet etmemek, tecessüs etmemek. (Hucurat, 49/6,9-10,11,12.)

Sonuç itibarıyla bu ilkeler toplumda gönüllerin incinmesini kırılmaları engellemeyi amaçlamaktadır ki bu da vahdetin sağlam temeller üzerinde oturmasına imkân sağlar. Duyulan bir haberi iyice araştırmadan harekete geçmek birinin hakkına tecavüzü getirir. Bu haksızlık ve adaletsizliği doğurur ve birlik ve beraberliği zedeler. Kardeşlik ilkesiyle hareket etmek, insanların arasını düzeltme ve gönülleri birleştirme çabasında olmak toplumsal birlikteliğe büyük bir katkıdır. Alay etmek, karalamak, incitecek şekilde insanlara lakaplar takmak, zan ve şüphe ile hareket etmek, tecessüs ve gıybet güveni sarsar, gönüller yıkar toplumsal huzuru kaçırır. Oysaki mümin gönül almak ve gönüller yapmak ile sorumludur. İnsanlığın vahdeti önce gönüllerde başlar. Vahdet, birlik beraberlik, yaratanı bir bilmek ile yakından bağlantılıdır. Allah’ın tekliği ve insanlığın vahdeti ayrılmaz bir bütün olarak Kur’an’ın ana mesajlarından biridir. Kur’an dinî ve toplumsal birlikteliğin oluşumu için bilhassa tevhidin korunmasını ve ilahî emirlerde yer alan başlıca toplumsal ahlak ve hukuk kurallarına işaret eder. Kitap ehlinin hâlini sıkça dile getirir ve tevhit ve vahdet konusunda onların düştükleri yanlışlara düşülmemesini salık verir.