Dünya Bir Gölgeliktir

Yazan  Nagihan AYDIN | Kırklareli Lüleburgaz Kuran Kursu Öğreticisi Çarşamba, 31 Ocak 2018 14:53
Öğeyi Oyla
(10 oy)

Bir ateş çemberinin üzerinde yürüyoruz. Katmanlarına bakıldığında dışa doğru yaklaştıkça ısısını ve sıvılığını kaybeden ateş özlü yuvarlağın adı dünya, bizler de onun geçici sakinleriyiz. Yaratıldığı an itibarıyla cisim olarak boşlukta yer tutanlar isimlerle adlandırılıp birbirine başı ve sonu belirlenmiş sürede eşlik ederler. Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Rabbimiz boşluğa astığı dünyayı da aynı şekilde yaratmış ve sonlu olduğunu ilahî kitabımızda kullarına bildirmiştir. O süresini tamamlayarak kendisine tayin edilen yörüngede dönüyor. Biz de evvele ya da ahire, zahire ya da batına varacak bir kıyamda çark edip dönüyoruz. Nitekim bu sonlu mekânı mesken tutanlar olarak başımızın biteviye dönmesi bize sonlu olmamızı unutturuyor. Dünya ve içindekiler unutmuyor ama insan unutuyor.

İnsanlar olarak sonlu olan ve varlığını devam ettirebilmek için diğerleri gibi mutlak yaratıcıya muhtaç olan bu mekânı diğer canlılarla paylaşıyoruz. Nefes alıp veren, toprakta ve suda hayat bulan sayısı belirsiz nebatat ve bir kısmı yaşam alanımıza dâhil olan hayvanlar. Kullandığımız ortak alanlar muhteşem döngüde yaratılan bitki ve hayvanlarla donatılmış olup kendilerine tayin edilen sürede yılların eksiltmelerine rağmen görevlerini yerine getirirler. Düzeni ve bütün görkemiyle yaratılan dünya nimeti içindekilerle birlikte ne yazık ki az vakit sonra hipnoz etkisi yaparak insanı kendisine bağlayıp asıl gayesini unutmaya itiyor. Bunu Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle dile getiriyor:

‘’Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.’’ (Hadid, 57-20.) 

İnsan diğer canlılardan farklı olarak nefis ve irade ile yaratılmış olup fıtratı gereği kesin çizgilerle ayrılır âlemdeki diğer varlıklardan. Kendi hakiki gayesini zamanla unutma yarışına girerken doğuştan sahip olduklarının korunması gerektiğini de unutur. Oysa etinden, sütünden, yününden ve derisinden faydalanacağımız bir hayvanı beslesek bizim nezdimizde görevini tamamlamış, yaratılış amacını yerine getirmiş olur. Beslediğimiz canlıların bir diğerine üstünlük yarışına girdiğini, dünyaya getirdiği yavru sayısı ile övündüğünü asla göremeyiz. Mesela karıncanın kararlılığı asla zarar içermez, kaplumbağa kimseyle hız yarışına girmez. Yukarıda zikredilenleri başka canlılarda düşündüğümüzde bize tuhaf gelir lakin yaşadıklarımız ve gözümüzü kapatan siyah perdenin sergilediği oyun gerçekte budur. Zift gölgesi kalbe vuran, karanlığa mahkûm eden bu perde kendi de geçici olan dünya ve içindeki süslerdir.

Seni takip eden biri var. Her nefes alış verişine eşlik eden fakat ritim durduğunda seni yapayalnız bırakan vefasız biri.  Onu yanında gezerken tanıyamadın. Gözü doymaz, hilekâr, sinsi vasıfları olan. Kor pençeleriyle sırtından yakalayan. Hayalini kurduğun görkemli kabuk ışıklar saçarak yanıyor. Bu ışık, onun her nefeste senden gayrısı tarafından da kullanılıyor olduğunu, kirini, pasını, çöplüğünü gizlemek içindi. Baş gözünle yüksek orandaki ışığa sürekli baktığındaysa ne yöne dönsen o ışığın aksini gördün. Çemberin dışında aydınlıkta dönüyor aynı zamanda gözlerinle çemberi içine hapsediyorsun. Zamanla ateş bulduğu her boşluğa yerleşip sen oluyor. Gözlerini yumdukça yumuyorsun.

Taktığı ziynet eşyalarıyla gözleri üzerine çekmek isteyen sahtelik! Özünde yok etmeyi ve tüketmeyi hedefleyen mekân aynanın arka yüzüdür. Görkemli pencereleri, renkli dış boyası, geniş odaları, ferah yapısıyla yaşayanların ilgi odağıdır. Bu hayali daha önce gören ve ebedi âleme göç edenlerinse bıraktığı kadim miraslar ibretler içerir.

Yunus Emre, pencere kadar bir alana dünyalık sığdırıp gitmiştir. Bir nazar içerir sadece; odaklanma, bağlanma ve sahiplenme yoktur:

“Sular hep aktı geçti

Kurudu vakti geçti

Nice han, nice sultan

Tahtı bıraktı geçti

Dünya bir penceredir

Her gelen baktı geçti…”

Aziz Mahmut Hüdai, dünyanın özünde yalancı bir gösterişçi olduğunu, bu hanın bir kapısından girip diğerinden çıkılacağını, beklemenin, duraksamanın olmayacağını nükte eder:

“Yalancı dünyaya aldanma ya hu

Bu dernek dağılır divan eğlenmez

İki kapılı bir viranedir bu

Bunda konan göçer mihman eğlemez…”

Düşünde bir gölgelik buldun, kulağında tanıdık çeşmeden süzülen suyun sesi ve gözlerini kapattın, işte oradasın. Çocukluk masumiyeti, gençlik anıları, şimdinin kaçırılmışlığı, geleceğin kaygısı. Hepsini topladın sayfalar dolusu kayıt ama defter boş. İki demir kapak var sadece doğum ve ölüm. Ortada siyah uzun bir çizgi, adı hayat. Yaslandığın ağacın, onu sulayan çeşmenin gökten düşen bir damla suyun hoşnutluğu kuşatıyor seni ve eline aldığın kurumuş yapraklar sana bu âlemin sonunun olduğunu söylüyor. Yüzüne vuran yağmur damlası seni uyandırıyor ve gözlerini gökyüzüne salıyorsun şükürle:

‘’Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgârlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir.’’ (Kehf, 18/45.)

Ruhunu kör eden yüksek ışıktan kendini koruman için Rabbin sana açık bir davette bulunuyor.  Fani olanın dostluğundan, renginden, kokusundan kurtulup vaat edilen mekâna ulaşacağın vakti sabırla beklemeni, hakiki gölgeliğine doğru eksilmeden yürüyebilmek, aldanmadan ona kavuşabilmek için emanetine sarılmanı istiyor. Talip olduğun ahiret hayatı için geçici olana tamah etmeden maddeye mana katarak, ruhuna ve bedenine vurulan paslı zincirleri eritip üzerine kokusu bulaşmadan, geçerken eteğine doldurduğun bütün dünyalıkları o kapıya geldiğinde bırakacağın idrakiyle gerçek yurduna varmanı bekliyor.

Düş içinde düş görmekten, gölge içinde gölgeye sığınmaktan irkilmen gerek.

Sadece sonlu olandan sonsuz olana yürüyor olduğunu bilmen gerek.

Har ateşte demlenip sonsuz serinlikteki huzura kavuşman gerek…

“Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.’’ (Fatır, 35/5.)