BİZ ÇOK İYİLİKSEVERİZ

Yazan  Zekiye Çoban Pazar, 03 Aralık 2017 14:05
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Benimle birlikte Orman İlk Yardım gönüllüsü olarak kabul edilen annemin, sevincini görmeliydiniz. Sevinçten yerinde duramıyordu. Teşekkürlerinin ardı arkası kesilmedi. İlk yardım merkezindeki görevi de istediği gibi olmuştu. Hasta ve yaralı hayvanlara yemek hazırlayacaktı. Durup durup:

- Ne iyi oldu değil mi Palamutçuğum, burada olmamız ne iyi oldu?

Annemin pırıl pırıl gözlerine bakıp gülümsedim:

- Evet anne, burada olmamız çok iyi oldu.

Hayatımızı değiştiren bu önemli kararın ardından, ilk yardım kursumuz başlamıştı. Haftanın birçok günü okuldan sonra annemi alıp kursa gidiyordum.

Öğretmenimiz Sincabiye Hanım:

- Seninle gurur duyuyorum Palamutçuğum, ne güzel bir karar verdin, diyerek tebrik etmişti. Annemle birlikte öğrenci olmanın zorluğu olsa da keyifli de oluyordu aslında. Annem, ders saatinden epey önce hazırlıklara başlıyor, işlerini yetiştirme telaşına düşüyordu:

- Bugün ilk yardım kursumuz var, bugün ilk yardım kursumuz var, diye sürekli hatırlatmalarda bulununca, bizim Ceviz’in de keyfi kaçıyordu:

- Anladık anne, anladık. Bugün sizin ilk yardım kursunuz var. Ceviz’de de can sıkıntısı var.

Annem bu hâlini görünce, işini bırakıp Ceviz’in başını okşuyordu:

- Ama Ceviiiz, biz çok iyilikseveriiiz… Yardımlaşmayı da severiiiz…

İyilikten, güzellikten bahsedince yumuşacık oluyordu Ceviz. Küçük suratı daha sevimli bir hal alıyordu.

Yakın arkadaşlarım Fındık, Fıstık ve Kestane’yi okul dışında daha az görüyordum artık. Okul çıkışı oynadığımız kısacık oyunların tadı damağımızda kalıyordu.

- Ama olsun, diyordu Kestane. Çok güzel bir sorumluluk üstlendin Palamut. Müsait oldukça yine oynarız. Sıkma canını, diyerek destek olmasa, aklım belki de oyunlarda, arkadaşlarımda kalırdı.

Fıstık, ilk yardım kursum sona erdiğinde oynayacağımız oyunları sıralıyordu:

- Şu kursun bir bitsin. Sabahtan akşama kadar şunu şunu oynayalım. Şu ağaçtan o ağaca, bu dallardan o dallara yemiş bırakmayalım.

Fındık ise Fıstık gibi düşünmüyordu:

- Kursu bitse ne olacak ki? Bu sefer haydi Palamut göreve! Oradan oraya zıplayacak.  Onu daha az göreceğiz. Bugünlerde bu kadar görüştüğümüze şükredelim en iyisi.

Sahiden öyle mi olurdu, bunu hiç bilmiyordum. Bunu zaman gösterecekti.

Arkadaşlarımın bu tür sözleri üzerine oynadığımız oyunları biraz daha uzatmak isterdim.

Bu sefer de annemin sesi...  Geç kalmaz, tam zamanında duyulurdu:

- Palamuuut! Palamuuut! Çabuk kursun yolunu tuuut!

Geç kalıyoruz, yavrucuğum Palamuuut!

Sonra birden görevimizin ne kadar kutsal ve önemli olduğu hatırıma düşerdi. İşte o zaman beni kimse yerimde durduramaz, oyunların tadı kaçardı. Vaktinden önce ilk yardım merkezinin kapısında hazır bulunurdum. Aaa, böyle düşünürken gerçekten de öyle oldu. Annem şaşkın gözlerle:

- Yine benden önce gelmişsin, diyordu. Ben de:

- Palamutçuğunuzun uzun atlama şampiyonu olduğunu unutuyorsunuz sanırım, diye takılıyordum.

İlk yardım dersi bir kez daha başladı ve bitmişti ki dışarıda bir feryat koptu:

- Yetişin, yaralı var! Lütfen yardım edin!

Devam Edecek…