POLİS ARABASI

Yazan  Mükerrem Mert | Çizen: Dilara Akman Pazar, 03 Aralık 2017 14:36
Öğeyi Oyla
(6 oy)

Ne zaman başını kaldırsa odasındaki her şey hoop diye dönüyordu. Kalkmayı defalarca denemesine rağmen başarısız olmuştu. Kendini çok güçsüz hissediyordu. Sanki birileri geceleyin onu pijamasından yatağına dikmişti. Öylece tavana bakıyordu ki; annesi bir tas çorbayla girdi içeri.

— Nasıl olmuş benim oğlum, diye gülümsedi.

Bu sıcacık gülümseme ilaç gibi içine dolmuş, güçlendirmişti onu.

— Ben hasta mıyım anne, diye sordu hüzünle.

— Evet, ama üzülme çorbanı içtikten sonra sana ilaç vereceğim, dua edeceğiz, iyi olacaksın inşallah, diye cevap verdi annesi.

Çorbasını içti. İlacını aldı. Annesine heyecanla rüyasını anlatmaya başladı. Cümleleri yarışırcasına koşuyordu adeta. Annesi oğlunun sevimli rüyasına kahkahalarıyla eşlik ediyordu. Sonsuza kadar sürebilirdi bu tatlı sohbet. Ta ki pencerenin aralığından arkadaşlarının seslerini duydu.

— Ömeeer, Ömeeer, diye onu çağırıyorlardı. Ama hastaydı, kalkamıyordu. Annesi pencereye yaklaştı.

— Çocuklar, Ömer hasta. Bugün oyununuza katılamayacak, diye seslenip arkadaşlarını gönderdi.

Bu duruma çok üzüldü. Annesinin “Ömer oyununuza katılamayacak!” sözü kulağında çınlıyordu. Gözyaşları gözlerine hücum etti. “Ben olmadan oyun oynayacaklar öyle mi! Ben böyle hasta ve yalnızken onlar eğlenecek öyle mi! Yok unutmazlardı Ömer’i. Şimdi odasının kapısı açılacak, arkadaşları içeriye dolacak ve Ömer sensiz çok sıkıldık, hemen iyileşip aramıza dön diyeceklerdi.”

Ömer saatlerce arkadaşlarının kendisini ziyaret etmesini bekledi, bekledi... Sonunda halsiz gözleriyle mücadele etmeyi bıraktı ve uykuya daldı.

Birkaç saat sonra uyandı. Çoktan akşam olmuştu. Annesi başucundaydı. Alnındaki bezi arada bir yıkayıp ateşini düşürmeye çalışıyordu.

— Anne arkadaşlarım geldi mi?

— Hayır yavrum.

Neden gelmemişlerdi ki? Annesi hasta olduğunu söylemişti hâlbuki. Yokluğunu hiç hissetmeden oyunlarını oynayıp evlerine mi gitmişlerdi! Çok üzülmüştü. Bu koca duygu girdabının içinde tekrar uykuya dalıp gitti.

Ertesi gün, kuşların cıvıltısı ve yaprakların hışırtısı kulağını usul usul okşayarak uyandırdı. Annesinin duaları ve çorbası işe yaramıştı. Sevinçle atladı yatağından. Evin içinde deliler gibi oradan oraya zıpladı. Hemen kahvaltısını yaptı, sokağa fırladı. Tam arkadaşlarının yanına koşuyordu ki aniden durdu. Arkadaşı Abdullah’ın durumu gelmişti aklına. Hızla geri döndü. Abdullah’ın evine doğru koşmaya başladı. Ömer’i gören arkadaşları, onun bu heyecanına kapılmış arkasından koşmuşlardı.

Ömer, arkadaşının evine çoktan ulaşmıştı. Kapıyı çaldı. Çıkan Selma teyze oldu. Selam verdi. Selamı alan Selma teyze,

— Hoş geldin Ömer, gir içeri, Abdullah odasında, der demez yanından ok gibi sıyrılıp arkadaşının odasına koştu Ömer. Öylece oturuyordu Abdullah. Aceleyle sarıldı ve,

— Haydi Abdullah gidiyoruz, oyun oynayacağız, dedi.

Abdullah’ın hem mutluluktan hem de şaşkınlıktan zıplayan küçümen kalbi gözlerinde belirmişti. 

— Ama nasıl, nasıl, diye atıldı heyecanla.

Ömer vakit kaybetmeden arkadaşının sandalyesinin kulplarına yapıştı. Hızla dış kapıya doğru sürmeye başladı. Bir yandan da;

— Polis arabası geliyooor, polis arabası geliyooor, diye bağırıyordu. Evin dış kapısından çıkınca koşmaya ve bağırmaya devam etti. Mahallenin yollarında bir kucak dolusu çocuk Abdullah’ın tekerlekli sandalyesinin arkasından “Li loooo li loooo” diye bağırıyordu…