BABAMIN KUŞ GÖNLÜ

Yazan  Rabia Gülcan Kardaş | Çizen: Hatice Bayramoğlu Salı, 10 Nisan 2018 20:44
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Tarlada, bağda işlerimiz bitince, babamla birlikte köyün dışına doğru yürürdük. Ağaçların sıklaştığı yere kadar giderdik. Orada uygun bir ağaç altına uzanır, bütün gün yorulan vücudumuzu dinlendirirdik. Bazen “Kim ilk önce görecek” oyunu oynardık. Bir kuş geçtiğinde ilk olarak “gördüm” diyenin hanesine bir puan eklerdik. En çok kuşu ilk gören kazanırdı. Genelde ben kazanırdım. Büyüyünce anladım ki babam, benim kazanmama göz yummuş biraz.

Eve dönme vaktinin geldiğini, babamla aramızda bir oyuna dönen konuşmadan anlardım.

- Benim gönlüm bir kuştur, derdi babam.

- Nereye konmuş o kuş? diye sorardım.

Usul usul, heceleri ayıra ayıra “ka-ra kaş-lı yi-ğit oğ-lu-mun om-zu-na kon-muş”, der sonra beni yakalamak için davranırdı ve ben hep kaçardım. Kısa bir kovalamacanın ardından beni tuttuğu gibi kaldırır, havada bir iki tur uçurur, yine yere bırakırdı. Böylece biraz daha duralım baba gibi yalvarmalarıma meydan bırakmazdı.

O gün babama, gitmesen olmaz mı? dedim.

Ben gitmezsem kim gider? dedi.

Ananı koruyayım istemez misin? Ya kardeşlerini? Düşman çizmesi topraklarımızı çiğnerse ne evimiz kalır, ne ocağımız yanar, ne ocakta çorbamız kaynar, ne soğuk akan çeşmelerimiz tat verir, ne ormanda ağacımızın gölgesi huzur verir, ne de kuşlar artık bizim olur… Kendi evimizde yabancı oluruz, güçsüz oluruz, boynu bükük oluruz.

Sen gidersen de boynum bükülecek, dedim.

Boynun hiç bükülmesin oğul, dedi babam. Omuzlarımdan tuttuğu gibi sarstı beni. Baban korkar mı ki başını eğeceksin? Kul hakkı mı yemiş? Harama mı el uzatmış? Emanete mi hıyanet etmiş? Başını dik tut oğul. Baban, Peygamber ocağına nefer olmuş. Sen sevinmeyeceksin de kim sevinecek?

İşte böyle diyerek gitti cepheye benim babam. Onun gidişiyle büyüdüm ben. Eve, anama, kardeşlerime sahip çıkar oldum. Aylarca haber alamadık babamdan. Yine de cepheden gelen her habere kulak kesildik. Her gece dua ettik. Her şehit haberinde vatan sağolsun, dedik. Babamı çok bekledik. O gelmedi ama zaferin haberi geldi. Kûtü’l-Amâre yüreğimize su serpti. Köy meydanında bulduğumuz sopaları kılıç yapıp, tüfek yapıp oyun oynarken herkes, Kûtü’l-Amâre’de düşmana gününü gösteren bir Türk askeri oluyordu. Ben de oluyordum. Fanilama bir cep diktirmiş, onun içine de babamın hatırasını koymuştum. Kim ne derse desin hep kahraman oluyordum, hep düşman askerlerini bertaraf ediyor, vatanımı koruyordum. Anamı, kardeşimi, buz gibi akan çeşmeyi, ormanları, ağaçlardaki kuşları sevindiriyordum.

Babam cepheye gitmeden, anamın ona işlediği mendilin arasına bir kuş tüyü sarıp vermişti bana. Ben o kuş tüyünde yüzlerce nasihat okudum. Fanilamın cebine, yüreğimin üstüne koydum. Cesareti o emanetten öğrendim. Sevgiyi, fedakârlığı… O mendil yüreğimin üzerinde durdukça, babamın kuş gönlü yanımda bildim.