İSLAM'I KİMLİK YAPAN MİLLET: MALAYLAR

Yazan  Prof. Dr. Ahmet KAVAS | İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Salı, 28 Kasım 2017 09:43
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Asya’nın güneydoğu bölgesinde yer alan Malezya kendine has coğrafi sınırları bulunan bir ülkedir. Nüfusunun %90’ının yaşadığı ve Malay Yarımadası olarak bilinen kısmı Tayland’ın Malaka Boğazı ile Güney Çin Denizi arasında kalmaktadır ve üç tarafında üzerlerinde insan hayatına elverişli olmayanlar dâhil çok sayıda ada bulunmaktadır. Bunlardan Penang adasının 750 bin nüfusu vardır. Borneo Adasının (755.000 km2) %73’ünü güney komşusu Endonezya ile; %1’lik kısmını da kuzeyindeki Bruney Sultanlığı (5.765 km2) ile paylaşır. Bu adanın etrafında da bir kısmında yaşama imkânı bulunan toplam 878 ada mevcuttur. Ülkenin nüfusu 32 milyon civarında olup yüzölçümü ise toplamda 329.758 km2’dir ve bunun 131.598 km2’sini yarımada kısmı, 193.264 km2’sine yakınını ise Borneo adası meydana getirir. Tüm Güneydoğu Asya bölgesinde burasını tarih boyunca cazibe merkezi kılan ise Hint Okyanusu ile Büyük Okyanusun ayrışma noktasında yer almasından dolayı doğusundaki Çin ve Japonya ile batısındaki Hindistan’dan başlayıp Arap yarımadasına, hatta Doğu Afrika sahillerine kadar deniz ulaşımı yapılan hemen hemen her yerden tüccarların uğrak yeri olmasıdır.

Malezya idari olarak 13 eyalete ayrılan federal bir devlet olup bunlardan Sabah ve Savarik, Borneo adasında yer alırken Penang adası tek başına bir eyalettir. Laik, demokratik ve çok partili bir siyasi hayatı benimseyen ülkede kökeni geçmiş asırlara uzanan dokuz yerel sultanlık bir meclis oluşturmakta ve bağımsızlıkla birlikte her eyaletin sultanı beş yıl süreli ve sıralarına riayet ederek hepsinin temsilcisi seçilmekte, onun vefatı durumunda sıra diğer eyaletin sultanına geçmektedir. Bu kişi aynı zamanda Malezya Federasyonu kralı olarak devlet başkanlığını temsil etmektedir. 1957’de başlayan bu uygulama halen devam etmekte olup bazı sultanlar görevleri dolmadan vefat ettikleri için şu ana kadar 15. kral bu göreve geldi. Malezya’da başkent olarak 1896’da İngilizler tarafından Kuala Lumpur seçilmiş, 2002’de itibaren ise idari başkent Putrajaya oldu. Aynı zamanda Ipoh, Klang (Kelang), Petaling Jaya, Subang Jaya, Johor Bahru ve Shah Alam başlıca büyük şehirleridir.

Müslüman millet Malaylar 

Tarihte ve günümüz dünya Müslümanları hakkında aynı anda eser kaleme alabilen tarihçi sayısı sınırlıdır. Bunlardan birisi de 2005 yılında vefat eden Fransız mühtedi Vincent Mansour Monteil’dir. İbn Haldun’un Berberilerle ilgili hacimli kitabının baş tarafına koyduğu ve bugün Mukaddime olarak tanıdığımız eserinin tahkikli neşrini ve Fransızca tercümesini yaparak ilim âlemine büyük katkı sağlamıştı. İslam coğrafyasındaki Müslüman toplumları tasnif ederken bunları beş ayrı başlık altında toplayıp Aux cinq couleurs de l’Islam (İslam’ın Beş Renginde) ismiyle yayınlamıştı. Kitabında Arap, İran-Hint, Türk, Sudani (Siyah Afrikalı) ve Malaylardan bahsediyordu. Kore Savaşı’na katıldığında Hollandalıların sömürgelerinden getirdiği Malaylarla da irtibata geçip onların dillerini öğrenmişti.

Malay toplumu günümüz Müslümanları arasında tüm fertleri istisnasız İslam’ı kabul etmiş tek millettir denebilir. Maruni Arap Hristiyanlar, Gagauz ve Çuvaş adıyla bilinen Hristiyan, hatta Asya’nın belli yerlerinde eski dinlerine bağlı Türk topluluklarının sayıları genel arasında yok denecek kadar azdır. Malezya anayasasında da “Malay” kimliğine aidiyet Müslüman olmakla eşdeğer tutularak kayıt altına alınmış, içeriden veya dışarıdan kimsenin bu toplum üzerinde kendi dinini yayma girişimi ve bu kimliğe ait birisinin de bunu terk etmesi, yani mürtet olması yasaklanmıştır. Her iki duruma da riayet etmeyenlere karşı cezai müeyyideler uygulanmaktadır.

Malay olmak ve böylece kalmak için temel şart her şeyden önce Müslümanlık dairesinde kalmaktır. Buna ilaveten bu milletin dilini bilmeden, örf ve âdetlerini yaşamadan her ne kadar İslamiyet’e aidiyet konusu kadar kesinlik istemese de bunlar da bu kimliğin ayrılmaz parçasıdır. Asırlar içinde bu özelliklerini o kadar benimsemişler ki yaşadıkları topraklarda hüküm süren ne Hintliler, ne Çinliler, ne de sömürgeci Avrupalılar onları en ufak şekilde etkileyip bu bağlarından koparamamışlardır. 

Malay yarımadasının ticari öneminin kısa zamanda farkına varan Portekizliler özellikle Müslümanlar üzerinde büyük baskı kurarak onların etkinliğini yok etmek istediler. Derhal korsanlık faaliyetlerine başlayarak Malaka Boğazı'ndan geçen tüccar gemilerini soyarak bölgede terör estiriyorlardı. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in dönemindeki bu istenmeyen gelişmeye karşı özellikle Malaka’ya en yakın konumdaki Açe Sultanı ile temasa geçilerek bölgenin bu beladan kurtarılması gündeme geldi. Bu ilk temaslar ve özellikle Kanuni Sultan Süleyman zamanında Hadım Süleyman Paşa komutasında 1538’de yapılan Hindistan seferi bölgede ciddi umutların doğmasına sebep oldu. Bu teşebbüsten istenilen sonuçlar alınamamış olsa da Portekiz’in oradaki varlığının ciddi tehlike oluşturduğunun farkına varıldı. Hatta Süleyman Paşa donanmadaki komutanlarından Hayrettin Mehmet Reis’i bölgede bıraktı ve bugünkü adıyla Tayland olan ve o dönemde Siyam Krallığı denen ülkenin başkenti Tenassarim’de yaşamaya başladı. Ayudha Krallığında yedi camii yaptırdı ve 30 bin aileye Müslümanlığı kabul ettirdi. 

Malaka’nın Portekiz elinde kalması bir müddet İspanyolların da buraya ilgi duymalarına vesile olsa da onlarla asıl rekabeti Hollandalılar yaptılar. Pedang ve Johor’daki Malay sultanlıklarının Açe Sultanlığı ile işbirliği yapmalarını kendi menfaatine çevirerek onlardan aldıkları destekle Malay yarımadasından Portekizlileri çıkardılar. Müslümanlara karşı öncekiler gibi sert davranmamaları, Johor Sultanlığı tüccarlarına Malaka limanında tavizler vermeleri kendilerine burayı işgalde yardım etmelerinde etkili olmalarından dolayı idi. Ancak buraya yerleşmelerinin ardından yarımadanın her tarafına göz dikmeye ve öncekileri aratmayacak girişimlerde bulunmaya başladılar. Sömürgecilere en büyük desteği veren tüccarları kendilerine yardım eden bu iki küçük sultanlığa müsamaha edilmesinden yana oldukları için bu niyetlerini XVIII. yüzyılın sonuna kadar uygulamaya koymadılar. Ta ki kendi içlerinde başlayan taht kavgasından yararlanarak o zamana kadar ele geçirmedikleri yerleri 1784’te ele geçirdiler. 

Güney Asya’da giderek etkin konuma geçen İngilizler de gözlerini bu yarımadaya diktiler ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Kedah Sultanlığını 1785’te kuzeydeki Tayland Krallığı’nın saldırısından koruma bahanesiyle yerel idarecilerin ve halkın tüm karşı koyuşlarına rağmen Pedang adasına yerleştiler. Bahaneleri ise eğer kendileri almazsa Fransa’da güçlenen Napolyon’un buraları işgal etme ihtimaliydi. Malaka 1818’de bir müddet Hollanda’ya verilse de 1824’teki bir toprak mübadelesi ile kalıcı olarak İngilizlere geçti.

İngilizler Malezya’yı 1824 yılından 1942’ye kadar aralıksız idare ettiler. II. Dünya Savaşı başladığında 31 Ocak 1942 günü Japonlar Malezya’yı da onlardan aldılar ve 13 Eylül 1945 gününe kadar ellerinde tuttularsa da savaşın bitmesiyle İngilizler tekrar burayı sömürmek için geri geldiler.

Bağımsızlık

İngilizler Malay toplumunun ülkelerinde etkinliğini kırmak için çoğunluğu Hindu ve Budist işçiler olmak üzere milyonlarca insanı getirip buraya yerleştirdiler. Bunları kalay madenlerinde ve kauçuk tarlalarında, şehirlerdeki işletmelerinde çalıştırmaya başladılar. Bu durum Malaylardaki millî hassasiyeti ciddi anlamda körükledi. Malay gençleri kurdukları farklı cemiyetlerle İngiliz sömürgeciliğine karşı harekete geçtiler. 31 Ağustos 1957 günü Malezya bağımsızlığına kavuştu. Malezya Milli Birliği Teşkilatı (UMNO) siyasi bir harekete dönüşerek ülkenin kaderinde en etkin güç oldu. Bu arada ülke tarihten getirdiği yerel idarecilerini de yeni devletin yönetiminde etkin hale getirdiler. 

Ülkede İslamiyet

Asya’nın bu bölgesine Müslümanların Şam’ı merkez yapan Emeviler’in (651-750) ilk halifesi Muaviye zamanında geldikleri rivayet edilmektedir. O döneme ait kalıcı bir iz bulunmamaktadır, topluluk olarak yerleşmeye başlamaları Abbasilerin ikinci asrının başına tesadüf etmektedir. Hatta Kelang liman şehrinde bazı yerel halkın bu dini kabul etmesi 878 yılından itibaren gerçekleşmiştir. Malay kimliği ile İslamiyet’e bağlılığın bölgede aynı anlamda kullanılması Malaka Sultanlığı’nın XIV. yüzyılın sonlarında kurulmasına bağlanmaktadır. Farklı kaynaklarda burayı kuran ve ihtida edip Muhammed İskender Şah adını alan Parameşvara’nın, ondan sonraki Megat İskender Şah’ın, hatta üçüncü kral Muhammed Şah’ın ilk Müslüman hakim olduğuna dair farklı bilgiler bulunmaktadır. Fakat üst seviyedeki yöneticilerden birisinin ihtidasının1409-1430 yılları arasında gerçekleştiğinde herkes hemfikirdir. 

Malay halkının Müslüman olmasında en etken sebepler arasında Çin ve Japonya gibi doğusu ile Hindistan ile Kızıldeniz havzası arasında gidip gelen tüccarların çoğunun bu dine mensup olmaları dolayısıyla onları kendi limanlarına çekme girişimlerinin etkisinden bahsedilmektedir. Sumatra adasındaki Pasai adasındaki hanedan mensuplarıyla evlilik bağları kurmaları onların dinlerine girmelerine vesile olmuş ve kısa zamanda da Malay adetleri İslamiyet ile şekillenmeye başlamış. XV. yüzyıl boyunca Malayların İslamiyeti bu kadar derinden özümsemeleri bölgede Hindu ve Budist gelenekten gelen sınıf düzenini tamamen kaldırmasıdır. 

“Pondok” adını verdikleri yatılı temel dinî eğitim kurumlarını sadece Malay yarımadasında değil Sumatra, Cava, Borneo, Güney Filipinler gibi geniş coğrafyalarda da yaygınlaştırarak bu sayede hem İslamiyet’i yaymışlar, hem de Malay dilinin (Bahasa Malaya) Malaka lehçesini her tarafta benimsettiler. Yerel sultanlar kısaca “ulema” denilen dinî önderlere aşırı değer vermişler, bunları saraylarında da tutmuşlar, hatta kendilerinin özel hocaları olmuşlardı. Bu geleneksel eğitim kurumlarında eğitim alan gençler aynı zamanda farklı meslek kollarında da yetiştirilmişler ve bir müddet adada kaldıktan sonra kendi bölgelerine giderek eğitim aldıkları yerle irtibatlarını koruyarak kuvvetli bir ağa çevirmişlerdi. Daha üst seviyede din bilimlerini öğrenmek isteyen mutlaka Mescid-i Nebevi’ye gelerek burada bir müddet kalıp icazet almadan ülkelerine dönmüyorlardı.

Malezya’nın Müslüman halkı İslamiyet’i kabul ettikleri ilk dönemlerden itibaren Şafii mezhebine bağlandılar. Ancak günümüzde herhangi bir mezhebi kabul etmeden sadece Kur’an ve sünnet çizgisini takip ettiklerini ifade edenlerin sayısının epeyce artması yanında Perlis gibi birkaç eyalet kendi yasalarında bunu yazılı hâle de getirdiler. Bu halleriyle Endonezya’daki Muhammediye hareketiyle benzer tavır sergilemekteler ve ciddi anlamda Suudi Arabistan'da aldıkları eğitimin tesiri altında kaldıkları anlaşılıyor.  

Sömürgeci Portekiz, Hollandalı ve İngilizler bölgenin sadece ticaretine göz dikmemişler, aynı zamanda beraberlerinde getirip gözettikleri misyonerler dört asırdan fazla Malayları Hristiyanlaştırmak için uğraştılar. Ancak tüm gayretlerine rağmen Malayları dinlerine hiçbir şekilde çeviremediler.