Japonya'da İslam ve Müslümanlar

Yazan  Ensari YENTÜRK | DİB Müslüman Ülke ve Topluluklar Daire Başkanı Salı, 02 Ekim 2018 21:34
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

XVII. yüzyıla kadar dış dünyaya kapalı adalar ülkeciği olarak hayat süren Japonya’nın, güttüğü bu politika sonucu son ilahî ve evrensel mesajla tanışması, diğer Uzak Doğu ülkelerine kıyasla epey gecikmiştir. Bu tanışıklığın gecikmesi nedeniyle İslamla şereflenme oranı da yine diğer ülkelere kıyasla daha düşük seviyede gerçekleşmiştir.

Müslümanlarla ilk ciddi münasebetler, imparator Meiji döneminde (1867-1912) başlamış olsa da bunların daha ziyade politik ve diplomatik amaçlı olduğu bilinen bir gerçektir. Üstelik müteakip yıllarda bu ilişkiler arzu edilen seviyelerde sürdürülememiştir.

Rusya’daki Bolşevik ihtilalinden sonra bir grup Kazan Türkü Japonya’ya göç etmiştir. Kazan Türkleri’nin içinde bulundukları sosyo-psikolojik durum göz önüne alınarak, İslam adına hizmetlerinin daha ziyade kendilerine yönelik olduğu ve “tebliğ”in öncelikli gayeleri olmadığı söylenebilir. Nitekim o dönemde yayımlanan matbuatın sadece Kazan Türkçesi ile hazırlanmış olması, çoğunluğunun da temel ders kitabı olması bu tespiti güçlendirir mahiyettedir. Bununla beraber hâlen Japon Müslüman Derneği yöneticiliğini yapan bir grup Japon’un o dönemde, Kazan Türkleri tarafından inşa edilen eski Tokyo Camii’nde ihtida ettiğinin de bilinmesi gerekir.

II. Dünya Savaşı öncesine kadar Japonlar Avrupa’nın takipçisi ve taklitçisi idiler. Her hususta Avrupa milletlerini referans aldıkları gibi, İslam hakkında da Avrupa kıtasında kaleme alınmış kaynaklardan bilgi sahibi oldular. O kadar ki İslam’a giriş için dört kadınla evliliğin şart olduğunu zannedenler bile oldu.

Savaş öncesinde ve savaşın bitişine kadar imparatoru Tanrı kabul eden Japon milliyetçilerin mağlup oluşu, dine karşı bir güvensizliğe sebep oldu. Savaşı müteakip, taklitçilik ya da daha doğru ifadeyle etkileşim Avrupa’dan Amerika’ya kaymıştır. Pragmatik olduğu kadar, nispeten kiliseyle de bağlarını devam ettiren Amerikalılar’ın bu özelliğine rağmen, Japonlar her iki vasfı benimsemek yerine, sadece pragmatik bir hayat tarzıyla yetindi. Ve bugün hatırı sayılır oranda insanın, özellikle genç nüfusun kendisini ateist olarak vasıflandırmasına kapı araladı.

İslam’a ilk yönelimler

1971 yılında ortaya çıkan petrol krizi sebebiyle, Japonya, özellikle petrol ihraç eden İslam ülkelerini daha yakından tanıma ve ilişkileri kuvvetlendirme amacıyla, devlet memurları ile ciddi sayıda araştırma görevlisini bu ülkelere göndermeye başlamıştır. Hâlen Japon üniversiteleri İslam araştırma bölümlerinde görev yapan profesörlerin bir bölümünü, bu dönemde, İslam ülkelerine araştırma ve inceleme için gidip Arapça öğrenmiş ve sonrasında Müslüman olmuş hocalar oluşturmaktadır.

Sanayisinin gelişmeye başlamasını müteakip, 1980’lerin ilk yıllarından itibaren Japon ekonomisi hızla yükselişe geçer. Üretim ihtiyacı için başta Endonezya, Pakistan, İran, Bangladeş ve Malezya’dan olmak üzere çok sayıda Müslüman, çalışmak için Japonya’ya gelir. Bu kitlenin özellikle vasıfsız işçi durumunda olanları, yasal olmayan yollara başvurmaya başlar. Vizesiz yaşamaya devam etme yanında, adi vakalarda (soygun, uyuşturucu vb.) adları geçer. Bu bağlamda yaşananların Japon halkı nezdinde Müslümanların imajını zedelemiş olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerektir.

Ekonomik ilişkileri günden güne kuvvetlenen Japon iş adamlarının ticari seyahatlerinin yanı sıra, yaşam standardı yükselmiş sıradan vatandaşların turistik ve eğlence amaçlı seyahatleri de ivme kazanmıştır. Bu vesileyle sadece Arap ülkeleri değil, Malezya, Endonezya, Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve diğer ülkelerde Müslüman olan Japonların oranı dikkate değer rakamlara ulaşmaya başlamıştır.

Öte yandan bu ticari gelişmişliğin diğer bir getirisi olarak Japonya’da şirket kuran, yerleşen ve eğitim amaçlı gelip bu ülkedeki şirketlerde çalışmaya başlayan Müslüman nüfusun da anılması gerekir.

Mescitlerin çoğalışı

90’lı yılların sonrasında dikkat çekici bir diğer husus, açılan mescit sayısında gözle görülür bir artışın olduğudur. 1980’lerde sadece dört tane olan cami ve mescit sayısı, -2008 resmî kayıtlarına göre- 51’e ulaşmıştır ki, Japon araştırmacılar bu dönemdeki canlılığı “mescit inşa yarışı” (rush to establish masjids) olarak adlandırırlar. Bu dönemde Müslümanlar ayrıca hem birbirleriyle hem de uluslararası iletişim ağları oluşturmuşlardır. Örneğin öğrenciler arası, işadamları arası, aynı milletten olanlar arası kurulan ağlar gibi… Mescit inşasında öne çıkan Müslüman toplum, en büyük Müslüman grubu Endonezyalılar oluşturmasına rağmen, Pakistanlılar ve Bangladeşliler olmuştur. Özellikle araba ihracatı işiyle uğraşan Pakistanlıların, ekonomik olarak daha iyi durumda olması bunun en anlaşılabilir izahı gibi görünmektedir.

1990’ların başından itibaren açılan mescitler, Japonya içinde yaşamakta olan Müslümanlar tarafından finanse edilmiştir. Bunda elbette artan nüfusun yanı sıra, Müslüman toplumun zamanla gelişen sosyo-ekonomik durumu da etkili olmuştur. Üstelik Müslümanlar sadece yaşadıkları bölgenin mescitini inşa etmekle kalmamış, diğer bölgelerde açılmakta olan mabetlere de dikkate değer maddi katkılarda bulunmuşlardır. Kısacası bu doğrultudaki amaçlarına ulaşmada dâhili yardımlaşma başat etken olmuştur.

Müslümanlar yine bu yıllarda sadece yeni mescitler inşa etmekle yetinmemiş, helal gıda alışveriş merkezleri ve restoranlar da açarak, toplum içinde sosyal bir grup olarak kendilerini göstermeye başlamışlardır.

Japon Müslüman Derneği ve Japonya İslam Merkezi

Bu arada, mescitlerin yanı sıra pek çok bölgede kurulmuş dernek ve merkezlerin de anılması gerekir. Bunlar içerisinde en dikkat çekici olanı Japon Müslüman Derneği ile Japonya İslam Merkezi’dir. 

Japon Müslüman Derneği, çoğunluğu Çin ve diğer Asya İslam ülkelerinde Müslüman olmuş Japonlar tarafından 1952’de kurulmuştur. Japon Müslüman Derneği’nin hizmet politikası, biz Japon olmayan Müslümanlar için anlaşılması güç bir durum arz etmektedir. Örneğin, kendi ana dilleri ile soydaşlarına yapacakları tebliğ ve propoganda faaliyetleri daha etkin olacağı hâlde, bu gayeyi hizmetlerinin mihveri kabul etmemektedirler.

Kur'an-ı Kerim ve Sahih-i Müslim bu dernek tarafından Japonca’ya tercüme edilmiş, birkaç İslam’a Giriş mahiyetindeki temel kitap da yine bu dernek tarafından yayınlanmıştır. Zaman zaman eğitim kamplarının ve hayır kermeslerinin organize edilmesi, dernek merkezinde düzenli tefsir ve hadis derslerinin yapılması, Arapça kurslarının düzenlenmesi, cenaze işlemlerinin organize edilmesi gibi hizmetler derneğin öne çıkan faaliyetleri arasında sayılabilir.

Japonya İslam Merkezi ise 70'li yıllarda yirmiden fazla personeli istihdam etmiş bir kurum olmasına rağmen, son yıllarda maruz kaldığı finansman sıkıntısı sebebiyle atıl vaziyettedir. İslam’la ilgili yayınlamış oldukları broşür ve kitapçıklar, hâlen Japonya’nın muhtelif bölgelerinde dağıtılmakta ve okunmaktadır.

Müslüman nüfusu ve karşılaşılan sıkıntılar

Bugün Japonya’da yaklaşık yüz bin civarında Müslümanın yaşadığı, bunların on bininin ise Japon asıllı olduğu ifade edilmektedir. Örgün eğitim kurumlarında hiçbir dini öğretinin verilmediği Japonya’da, Müslüman çocukların din eğitimi meselesi büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Öte yandan şirket veya fabrika ortamında uygulanan disiplin sebebiyle günlük ibadetlerin, (özellikle cuma namazının) düzenli ve zamanında yerine getirilmesinde ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

Daha da önemlisi din hizmeti ifa edecek Japonca bilen din görevlisinin azlığı, teolojik alanda Japonca makale yazabilecek veya bu dile tercüme yapabilecek Müslüman araştırmacının yok denecek kadar az oluşu İslam’ın bu ülkedeki geleceğine yönelik en büyük handikaplardır.

Müslümanların sanat ve estetik anlayışını temsil noktasında hatırı sayılır bir fonksiyon icra eden ve devletimizin desteğiyle inşa edilen Tokyo Camii’nin, görkem ve zarafete meftun bu milletin İslam’la tanışmasında önemli bir rol oynadığı da bu vesileyle kayıtlara geçmelidir.