Hesapların Üstünde Bir Hesap: Kûtü'l-Amâre

Yazan  Mustafa DEMİR Cumartesi, 31 Mart 2018 15:43
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Kaderin cilvelerine inanırız. Bütün hesapların üstünde bir hesap olduğuna… Bazen en dâhiyane planları, mühendislik işçiliğiyle örülmüş tuzakları alt üst eden bir kadere inanırız. Ferdî olarak kendi hayatımızda müşahede ettiğimiz bu tür cilveleri, sınırlarını çizerken satranç hamleleri yapmak zorunda kalan devletler ve milletler arasındaki ilişkilerde; taarruz ve savunmalarda, zafer ve yenilgilerde de görmekteyiz. Zira tarih; milletlerin azmi, iradesi, mücadele ve inançlarıyla olduğu kadar talih çarkının dişlileri arasında bütün hesapların ezilmesiyle de yazılır. “Çanakkale Destanı” gibi “Kûtü’l-Amâre Zaferi” de büyük bir destandır. Bu zaferin kazanılmasında, Türk milletinin savaşçılıktaki mahareti, azmi ve inancının payı büyüktür. Fakat büyük devletlerin hesaplarının bazen tutmadığı gibi zafer umuduyla çamurunu çiğnedikleri topraklardan hezimetle döndükleri de herkesin malumudur.

Zengin petrol kaynaklarının da bulunduğu; Basra, Bağdat, Musul gibi Osmanlı Devleti’nin kadim vilayetlerini çevreleyen Ortadoğu topraklarının cazibesi, büyük sömürü güçlerinin iştahını ezelden beri kabartmıştır. Irak Bölgesi, Ortadoğu’yu Uzakdoğu’ya bağlayan yollar üzerinde olmasından dolayı İngilizlerin de ilgisini çekti ve İngilizler bütün bölgeyi ele geçirmek amacıyla, I. Dünya Savaşı’nda “Mezopotamya Seferi” olarak adlandırdıkları hareketi başlattılar. Nitekim Hindistan’dan getirdikleri askerî birlikleri, 1914 yılının Kasım ayında Fav adasına çıkardılar. Kafkas Cephesi'ne ağırlık verdiği için Irak Cephesi’nde yeterli birlikleri olmayan Osmanlı Devleti’ni gafil avladıkları düşüncesiyle ve büyük bir hevesle Basra Körfezi’ne doğru ilerleyebildiler. Hesapları şimdilik tutmuş, bu topraklar üzerinde kurdukları büyük hayallerine kavuşacaklarına dair ümitlerinin coşkusuyla ilerliyorlardı. Kurna, Şuaybe, Amâre, Nâsıriye ve Kûtü’l-Amâre savaşlarını kazanarak bu bölgeleri işgal etmeleriyle artan coşkuları; bölgeye “Irak ve Havalisinin Komutanı” olarak atanan Albay Nureddin Bey’in birliklerinin direnci karşısında Selman-i Pak’ta sönmek zorunda kaldı. Nureddin Bey’in taarruzuna dayanamayan General Townshed komutasındaki İngilizler, bölgedeki ilerleyişlerini daha fazla devam ettiremediler, nihayetinde geri çekilmek ve Kûtü’l-Amâre’ye sığınmak zorunda kaldılar.

Talih çarkı bir kere durup da saat ibresinin ters istikametine dönmeyegörsün; zafer çığlıkları atmaya hazırlanan ağızların açık kaldığına, zulmün ve ihtirasın kör ettiği nice gözlerin yuvalarından fırladığına şahit olmuştur bu savaş meydanları. Sayıca üstün askerlerini, olanca hışmıyla, köşeye sıkıştırdıklarına inandıkları birliklerin üzerine sürdükleri anda göklerden yıldırım gibi tümen tümen asker iner. Muharebenin seyri bir anda değişiverir.

1915 yılı Aralık ayının ilk haftasından itibaren, bütün hesapların tersine dönmesiyle Kut kuşatması başladı. Bekledikleri askerî takviye gelene kadar kaleye sığınan İngilizler, umdukları emniyeti bulamadılar ve Osmanlıların şiddetini arttırdığı taarruz ateşinin hararetiyle iyice terlemeye başladılar. Yaklaşık iki aylık erzak stoku bulunan General Townshed’in beklediği yardımların gecikmesinin yanı sıra kış aylarının kötü şartları ve yağmurlar ile taşan Dicle’nin sel baskınları, İngilizlerin direncini kırmıştı. Güvende olduklarını düşünürken birden kalenin içinde mühimmatsız ve erzaksız sıkışıp kalan İngilizler arasında bulaşıcı hastalıklar da baş göstermeye başladı. Dışarda ise sırasıyla Cavit Paşa, Süleyman Askeri Bey ve Nureddin Bey’den sonra bölgenin komutasını devralan Halil Kut Paşa’nın, İngilizlere çevreden gelecek olan yardımları engelleme taktikleri başarıyla sonuç verdi. General Townshed’e takviye için gelen General Aylmer komutasındaki İngiliz birlikleri, Felahiye’de şiddetli muharebeler neticesinde Türkler tarafından bozguna uğratıldı. 1916 Mart ayı itibariyle ümitleri iyice tükenen İngilizler, günlük iaşelerini yarı yarıya azalttılar. Yeteri kadar beslenemedikleri için açlıktan ve salgın hastalık vakalarından ölümler artmaya başlamıştı. General Townshed, askerini at ve katır eti yemeye zorluyor, bu durum İngiliz birliklerinde bulunan ve Müslüman olan Hintli askerleri rahatsız ediyordu. Teşkilât-ı Mahsusa’nın maharetli casuslarının faaliyeti sayesinde Hintli Müslüman askerlerin içinde bulunduğu durum lehte kullanıldı ve Hintli askerler çözülmeye başladı. Bütün imkânsızlıklarına ve kötü hava şartlarına maruz kalmalarına rağmen azmini ve inancını bırakmayan Türk askerleri, var gücüyle saldırıya devam ettiler. Kaleye doğrudan yardım ve erzak ulaştıramayan çevredeki İngiliz birlikleri, son çare olarak uçaklarla havadan erzak ikmali yapmaya çalışmış, bunda da başarılı olamamıştır. Yardım getiren uçakların alçaktan uçtukları takdirde Türk askerinin ateşine maruz kaldığına, yüksekten uçtuklarında ise göklerin birlikleri olan rüzgâra ve fırtınaya yakalandığına, uçaktan atılan erzakın üçte ikisinin Türk askerlerinin eline geçtiğine ve çok sayıda İngiliz uçağının düşürüldüğüne dair bilgiler gerek İngilizlerin hatıralarında, gerekse Irak Cephesinde Kut kuşatmasına bizzat katılan yedek subay Abidin Efendi ve İsmail Hakkı Efendi’nin hatıralarında yer almaktadır.

Beş ay süren kuşatma sonunda, 29 Nisan 1916’da, büyük hayallerle “Mezopotamya Seferi” adını verdikleri işgal hareketini sonlandırarak teslim olmak zorunda kalan İngilizler, kibirle girdikleri Kûtü’l-Amâre’den büyük bir yenilgiyle ayrıldılar. Efsane kumandan Halil (Kut) Paşa ve kahraman askerlerinin bize armağan ettiği bu zaferi İngiliz tarihçiler, “Britanya tarihinin en aşağılık teslimidir.” diyerek kayda geçtiler.