Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi

Yazan  İlhan ASLAN Çarşamba, 31 Ocak 2018 14:54
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Orta Çağ İslam dünyası Hz. Peygamber’in ölümünden sonra cereyan eden siyasi olaylarla buhranlı günler geçirmeye başlamıştır. Özellikle Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra derin çizgilerle ikiye ayrılan İslam âlemi, hem siyasi hem de dinî anlamda yüzyıllarca sürecek olan bir parçalanmanın eşiğine gelmiştir. Bu parçalanmanın menfi anlamda en tehlikelisi X. yüzyılda Kuzey Afrika’da kurulan ve akabinde Mısır’ı zapt eden Şii Fatımiler Devleti ile başlamıştır. Fatımiler, Abbasi halifeliğine karşı büyük bir tehdit unsuru oluşturmuş ve Haçlı seferlerinin başladığı yıllarda Selçuklulara karşı Haçlılar ile ittifak yapmaktan geri durmamışlardır. Böylece iç buhranlar yaşayan İslam dünyası, Haçlı seferlerinin başlamasıyla birlikte dışarıdan beliren bir kuşatmanın da altına girmiştir.

Selahaddin Eyyubi, 1138 yılında Takrit şehrinde doğmuştur. Eyyubi hanedanlığının kurucusu olan bu zatın devletinin Türk olduğu yönünde bir ihtilaf yoktur. Zikrettiğimiz hanedanlık Türk Atabeyliği Zengilerin varisi olma özelliğini taşımaktadır. Selahaddin’in en eski atası Yemen Araplarından Ravvad b. el-Müsenna el-Ezdi’dir. Ravvadiler daha sonra Azerbaycan bölgesinde Hezbaniyye kürtleriyle karışmışlar, X. asrın sonlarından itibaren kendilerini bu kabilenin bir kolu olarak görmüşlerdir. Daha sonra Selahaddin’in babası Necmeddin Eyyub ve amcası Esedüddin Şirkuh, Selçukluların ve Zengilerin hizmetinde çalışan emirler arasına girmişler, bunun sonucunda Eyyubi ailesi Türkleşmiştir. Selahaddin’in ağabeyi Turanşah, kardeşleri Tuğtigin ve Böri öztürkçe adlar taşırlar. Selahaddin’in annesi ise Şihabeddin Mahmud b. Tüküş el-Harizmi’nin kardeşidir.

Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Şarkın en sevgili Sultanı” ve Fransız tarihçisi Champdor’un “İslam’ın en saf kahramanı” olarak nitelediği Selahaddin Eyyubi’nin büyük bir şöhrete kavuşması, Haçlılara karşı kazanmış olduğu zaferler nedeniyledir. 1096 yılında başlayan ve Temmuz 1099’da Kudüs’ü işgal eden Haçlılar, başta Kudüs krallığı olmak üzere Antakya, Trablus ve Urfa’da Haçlı devletleri kurmuşlardır. Bu tarihten sonra Türklerle Haçlılar arasında onları Kudüs’ten çıkarmak için büyük mücadeleler başlamıştır. 1144 yılında İmameddin Zengi’nin Urfa’yı fethi, ikinci Haçlı Seferinin başlamasına ve mücadelelerin daha da şiddetlenmesine zemin hazırlamıştır. Haçlılar ile mücadele hâlinde olan Müslümanların hedefi Kudüs’ü tekrar hâkimiyet altına almak olmuştur.

3 Temmuz 1187 Cuma sabahı Haçlı ordusu Safuriye’den Taberiye’ye doğru harekete geçti. Selahaddin Eyyubi, Haçlı ordularının ilerlemesine mani olmak amacıyla gerekli güvenlik tedbirlerini aldı. Bunun sonucunda Haçlı birlikleri Taberiye bölgesinde büyük kayıplar verdi. Selahaddin, 5 Temmuz 1187 Pazar sabahı Taberiye bölgesini kuşattı. Ardından Taberiye’den Lubya bölgesine geçti. 8 Temmuz Çarşamba günü Akka’yı kuşattı. Akka şehrinin teslim alınmasından sonra şehir yağmalandı. Sultan cuma namazını burada eda ettikten sonra bir süre Akka’da kaldı. Bu şehri büyük oğlu Melik el-Afdal’ın yönetimine bıraktıktan sonra kumandanlarına verdiği talimatlar ile civardaki bölgelerin fethedilmesini emretti. Birçok kale ve şehrin ele geçirilmesinden sonra Mısır yolu üzerinde bulunan Askalan şehri de Eyyubilerin eline geçti.

Sultan Askalan şehrini aldıktan sonra Mısır’dan oğlu el-Melik el-Aziz kendine bağlı kuvvetlerle Hüsameddin Lü’lü el-Hacib kumandasındaki Mısır donanmasıyla geldi. Donanma deniz tarafını emniyete aldı. Sultan bundan sonra Kudüs’e doğru hareket etti. Kudüs’te bu sırada çok sayıda savaşçı toplanmıştı. Şehrin müdafaasını Balian d’Ibelin, patrik Herakliyus idare etmekteydi. Selahaddin ilk aşamada öncü birlikleri harekete geçirdi. Bu birliklerin kumandanlarından Cemaleddin Şervin b. Hasan el-Zerzari Kudüs yakınlarında Kubeybat denilen yerde düşmanın hücumuna uğradı ve şehit düştü. Selahaddin ise 20 Eylül 1187 Pazar günü Kudüs önlerine vardı. Şehrin batısında karargâh kurdu. Beş gün surları keşfetti ve kumandanların yerlerini belirledi. Şehrin kuzeyinde müsait bir yer buldu ve ardından karargâhını buraya nakletti. Mancınıkları kurduktan sonra 27 Eylül Pazar günü bombardıman emrini verdi. İçeriden de aynı şekilde karşılık veriliyordu. Uzun mücadelelerden sonra Caber Kalesi’nin eski sahibi Malik el-Ukayli’nin oğlu İzzeddin İsa düşmana karşı gösterdiği büyük başarılardan sonra şehit oldu. Bu hadise Müslümanları heyecana getirdi. Saldırıya geçen Müslümanlar surlara dayanıp Lağım açmaya ve bunları ateşlemeye başladılar. Saldırılara daha fazla dayanamayacaklarını anlayan Haçlılar bir danışma meclisi kurup Selahaddin’e elçi yolladılar. Selahaddin onlara aman vermeyerek “91 yıl önce Frenkler Kudüs’ü nasıl teslim aldılarsa şehri öyle teslim alacağım” şeklinde bir cevapta bulundu. Haçlıların tekrar Selahaddin ile yaptıkları görüşme sonucunda kırk gün içinde her erkeğin 10 dinar, her kadının 5 dinar, çocukların 2’şer dinar ödemesi şartıyla istedikleri yere gidebilecekleri karalaştırıldı. 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs’ü teslim ettiler. Kalenin burçlarına Selahaddin’in bayrakları çekildi. Haçlıların fidye ödemeden kaçmalarını önlemek amacıyla şehrin kapıları kapandı. Mescid-i Aksa’dan Haçlılar tarafından yapılan gravür ve resimler temizlendi. Minber yapılıp camiye yerleştirildi. Selahaddin Cuma hutbesini okumak için, Halep’in fethi sırasında Kudüs’ün fethini müjdeleyen Kadı Muhyiddin b. el-Zeki’yi hatip tayin etti. 9 Ekim 1187 Cuma günü Mescid-i Aksa’da Selahaddin adına hutbe okundu ve cuma namazı kılındı. Selahaddin, el-Melik el-Adil Nureddin Mahmud b. Zengi tarafından Mescid-i Aksa’ya konmak için yaptırılan minberin Halep’ten getirilip yerine yerleştirilmesini, mihrabın mermerle kaplanmasını ve caminin tamirini emretti.

Kubbetü's-Sahra’yı Haçlılar kiliseye çevirmişlerdi. Bu caminin temizlenmesiyle el-Fakih Ziyaeddin İsa uğraştı. Selahaddin bu camilere imam, hatip Kur’an okumak için görevliler tayin etti. Kubbet-i Sahra civarındaki Hristiyan mezarları tahrip edildi. Şehrin yerli Hristiyanlarına cizye ve vergi ödemeleri şartıyla dokunulmadı. Böylece Hz. Ömer zamanında İslam toprağı olan Kudüs, Selahaddin Eyyubi sayesinde tekrar Müslümanların hâkimiyeti altına girdi.