Unutturulan Zafer: Kûtü'l-Amâre

Yazan  Mustafa Mirza DEMİR Cumartesi, 03 Mart 2018 18:12
Öğeyi Oyla
(4 oy)

“Arslanlar! Bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında üç yüz elli subay ve on bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta on üç general, dört yüz seksen bir subay ve on üç bin üç yüz er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de otuz bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.”

Halil (Kut) Paşa

Milletler şeref ve haysiyetini millî şuurundan alır. Adına millet dediğimiz o ihtişamlı vücudu diri ve iri tutan, bir tutan, ideallerine ve değerlerine sımsıkı sarılmasını sağlayan millî şuurun kazanılması ise sahih bir tarih bilgisine bağlıdır. Nitekim destanlar ve zaferler millî ruhu ve heyecanı zinde tutar. Nesillerin inşası, tarihin sarih bir şekilde bilinmesi, tarihî olayların sebepleri ve sonuçlarının iyi analiz edilmesiyle mümkündür. Tarih, milletlerin hafızasıdır. Tarih şuurundan yoksun olan toplumlar, kendileri olamazlar; topluluk olabilir ancak millet olamazlar. Derin ve muhteşem bir mazisi olan, atlarının nallarında adalet mührü taşıyan, savaşçılıktaki hüneri ile dünya tarihine adını altın harflerle yazdıran Türk Milleti de geleceğe ışık tutacak destanlardan ve zaferlerden müteşekkil muazzam bir hazineye maliktir. Fakat ne hazindir ki, zaman zaman bu milli hafızada kayıtlı bulunan bazı destanlar unut(tur)ulmuştur. I. Dünya Savaşı yıllarında, Irak cephesinde, bütün imkânsızlıklarına rağmen Osmanlı ordusunun, İngilizlere karşı kazandığı ve dünya tarihinde bir savaşta en fazla düşman askerinin esir alındığı Kûtü’l-Amâre Zaferi de unutulan bu destanlardan biridir.

Tarihin şahit olduğu en kanlı ve acımasız savaşlardan olan I. Dünya Savaşı’nda, birden fazla cephede savaşmak zorunda kalan Osmanlı, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak adlandırılan İngiltere’ye karşı en zorlu mücadelesini Irak’ta,  Bağdat’ın 170 km güneyinde, Basra Körfezi’nin 350 km kuzeyinde, Dicle Nehri kıyısında bir kasaba olan Kut’ta verdi. İngiltere, Orta Doğu’ya egemen olmak; buralardaki kaynakları sömürmek, Irak petrollerine el koymak, Mezopotamya’nın verimli topraklarını ele geçirmek ve Osmanlı idaresi ile güneydeki Arapların arasına girmek amacıyla; Asya, Afrika ve Hindistan üzerinde uyguladığı sömürü politikasını Osmanlı topraklarında da hayata geçirme hırsıyla girdiği savaşta, 6 Kasım 1914 günü Basra Körfezi’ne büyük bir çıkarma yaptı. Hindistan’daki bir komuta merkezinden idare edilen İngilizler, ordularını çoğunlukla Kafkas ve Balkan cephelerine konuşlandıran Osmanlının bu bölgede yeteri kadar ordusunun olmayışından yararlanarak kuzeye doğru ilerlediler. Başkomutan Vekili Enver Paşa, Irak cephesinin başına Süleyman Askeri Bey’i getirmişti. Daha evvel Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı savaşmış, çöl savaşı tecrübesi olan Süleyman Askeri Bey, bölgedeki yerel güçleri de örgütleyerek İngilizleri durdurmayı planlıyordu. Fakat civardaki Araplardan umduğu desteği bulamadı. İngilizler 3 Haziran 1915 günü Kûtü’l-Amâre’yi ele geçirdi. İngilizlerin ilerleyişine rağmen İttihat ve Terakki kuvvetleri destek olarak bölgedeki güçlerini kolordu seviyesine çıkardı. Süleyman Askeri Bey’e ait Osmanlı birlikleri Nasırıye’yi ele geçirip Şuayibe bölgesinde İngiliz birliklerine saldırdı. Ancak Osmanlı, imkânsızlıklar neticesinde büyük kayıplar verdikten sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Bu durumu gururuna yediremeyen Süleyman Askeri Bey’in hayatına son vermesi üzerine Osmanlı idaresi, bölgeye yeni askeri kuvvetler gönderdi ve komutan olarak Nureddin Paşa’yı görevlendirdi. Bu arada Kut bölgesini ele geçiren General Townshend komutasındaki İngilizler, Selman-ı Pak civarına ulaşmışlardı. Sultan II. Abdülhamit’in hayata geçirdiği Hicaz demiryolundan da ziyadesiyle rahatsızlık duyan, sırasıyla Fav, Basra ve Kurna’yı ele geçiren İngiliz ordusunda Hintli Müslümanlar da bulunuyordu. Osmanlı ordusu, gelen yeni birliklerle Selman-ı Pak civarında durdurduğu İngiliz ordusuna taarruz ederek onları geri çekilmek zorunda bıraktı. Geri çekilen İngilizler, kendilerine yeni destek gelinceye kadar korunabilecekleri emniyetli bir yer olarak gördükleri Kûtü’l-Amâre’ye sığınmak zorunda kaldılar. Aslında İngilizler sandıkları kadar emniyette değillerdi ve Dicle kıyısından uzaklaşarak kendi sonlarını hızlandırdıklarının da farkında değillerdi. Osmanlı birlikleri zekice bir strateji uygulayarak Kut bölgesini kuşatma altına aldı. İngilizlerin mühimmat ve iaşe ikmallerini de büyük ölçüde engellediler. Kûtü’l-Amâre Kalesi’nin duvarlarını top atışlarıyla döverek kaleyi aştıktan sonra tel örgülere takılan Osmanlı askerleri kayıplar verse de taarruza ara vermeden devam ettiler. Kapana sıkışan İngilizler kuşatmanın bir ay süreceğini sanıyorlar, bu yüzden de ellerindeki yiyeceklere güveniyorlardı. Dünya tarihinde ilk defa bu savaşta denenen, İngilizlerin uçaklarla havadan yardım teşebbüsleri de boşa çıkmıştı. Osmanlı ordusunun ateşinden kaçmak için çok yüksekten uçan İngiliz uçaklarının attıkları yardım malzemelerinin çoğu nehre ya da Osmanlı askerlerine düşüyor, pek azı İngilizlerin eline geçiyordu. Osmanlı askerinin tüfekle İngiliz uçağını düşürmesi de Türk Tarihinin şanlı sayfalarında kayda geçiyordu. Jurnal adlı gemiye yükledikleri 270 ton gıda malzemesini Kut bölgesine ulaştıramayan İngilizler Osmanlının ateşinden kaçarken gemiyi karaya oturtmasıyla ellerindeki son umutlarını da Osmanlı kuvvetlerine kaptırmış oldu. General Townshend İran’a saldırı düzenleyen Rus birliklerinden yardım isteyecek ancak bu da işe yaramayacaktı. Çünkü Osmanlı askerleri Rus birliklerini dağıtmıştı. Bu arada Osmanlı ajanları ile İngiliz ajanları arasında da büyük mücadele yaşanmaktaydı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın ajanları siperler arasından karşı birliklere pusulalar dağıtıyordu. Bu pusulalarda Hintli Müslüman askerlerin İngiliz birliklerini terk etmeleri, İslam Halifesinin ordusuna karşı savaşmamaları isteniyordu. Bütün savaş hünerlerini ustaca gösteren Türklerin casusluk faaliyetlerinde gösterdikleri çabalar da sonuç vermişti. Parmağı tetikte kendini vuran, nöbette uyuyan, firar eden Müslüman Hintli asker sayısı oldukça artmıştı. Hintli Müslüman askerler, din kardeşleriyle savaşmak istemiyorlardı. Kûtü’l-Amâre kuşatması tüm şiddetiyle devam ederken İngilizlerin mukavemeti kırılmaya başlamış, kuşatmayı uzaktan izleyen General Townshend sükût-ı hayale uğramıştı.

Bölgeye yeni bir askeri birlikle takviye yapan Halil (Kut) Paşa, komutayı ele aldı. Kuşatma altında mahsur kaldıkları zaman ilerledikçe erzak ve mühimmat bakımından tükenen İngiliz ordusu kuşatmayı yarmak ve kurtulmak için yarma harekâtı yaptıysa da bunu da başaramadı. Kut’ta sıkışıp kalan İngiliz ordusunu kurtarmak için Hindistan’dan gönderilen yeni İngiliz askerlerinin de azimli Osmanlı birlikleri tarafından önü kesilerek ilerlemeleri durduruldu. Çember daralıyor ve kuşatma altında çaresizlikten bitap düşen İngilizler açlıktan atlarını kesip yiyorlardı. Bir yandan da salgın hastalıklar baş göstermişti; ilaç ve tıbbi malzeme sıkıntısı yaşanıyordu. Açlıktan ve bulaşıcı hastalıklardan günde 20 askerini kaybeden İngilizler, meşhur ajanları Lawrence’i pazarlık ve ikna etmesi için Halil Paşa’ya gönderdiler. Halil Paşa, elde edeceği zaferin şanını ve şerefini hiçbir dünya menfaatine değişmeyeceği için Lawrence’in teklif ettiği 2 milyon sterlini nazikçe reddetti ve şayet 29 Nisan sabahı teslim olmazlarsa saldırının kuvvetini artıracağını iletti. İngilizlerin bütün cephaneliğinin yok edilmesiyle ağır şartlar altında yaklaşık 5 ay süren kuşatma sonunda İngiliz ordusu teslim olmayı kabul etmek zorunda kaldı. 29 Nisan günü iki İngiliz subayının Osmanlı mevziine gelerek generalleri Townshend’in koşulsuz teslim olduğunu bildirmesi üzerine 29 Nisan 1916’da Binbaşı Nazmi Bey komutasındaki piyade alayı Kûtü’l-Amâre’ye giren ilk Türk birliği oldu. Aynı gün içinde Hükümet Konağına Türk bayrağı çekildi. Halil Paşa, kendisine kılıcını teslim etmek isteyen General Townshend’a “Bunlar şimdiye kadar sizindi, bundan sonra da böyle olacak.” dedi. O gün beş general olmak üzere, on üçü üst düzey subay, dört yüz seksen bir subay ve üç bin üç yüz dokuz İngiliz askeri esir alındı. Osmanlının kazandığı bu şanlı zafer, üzerlerine güneş batmayan İngilizlerin gördüğü en korkunç yenilgiydi. Halil Paşa askerlerine yaptığı konuşmasında “Askerlerim! Bugünü Kut Bayramı ilan ediyorum.” ifadelerini kullandı. İstanbul’da da bayram havası hâkimdi. Duyulduğunda bütün Anadolu’da coşkuyla karşılandığı gibi İngiltere’nin sömürüsü altında bulunan yerli halkların da uyanışlarına vesile olan bu zafer nedeniyle Halil Paşa, birinci derece Osmanlı nişanı ile 43. Alay Sancağında altın ve gümüş madalyayla ödüllendirildi. Soyadı kanununun çıkmasıyla Halil Paşa’ya (1882-1957) Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kut soyadı verildi.

1952 yılına kadar tüm yurtta Kut Bayramı olarak kutlanan, İngiliz tarihçilerinin “Britanya tarihinin en aşağılık teslimidir.” diyerek kabul ettiği ve asla unutamadığı Kûtü’l-Amâre Zaferi, Türk Milletinin şanlı mazisinde şeref madalyası olarak parlamaktadır.