KARA KITA'NIN AYAĞA KALKMAYA ÇALIŞAN ÜLKESİ: KENYA

Yazan  Muhammed Kâmil YAYKAN Pazartesi, 27 Kasım 2017 15:34
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Uçağımızın piste teker koyması 7 saatlik uçuşun da sona erdiğini bildiriyordu bizlere… Türk Hava Yolları tarafından İstanbul Atatürk Havalimanı çıkışlı, her gün düzenlenen TK607 sefer sayılı uçuş; bizi Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı’na yani Kenya’nın başkenti Nairobi’ye ulaştırmıştı.

Adını, Bantu dillerinden biri olan Kikuyu dilindeki beyaz dağ anlamına gelen “Kere-Nyaga” yani 5.199 metre yükseklik ile Kilimanjaro’dan sonra Afrika’nın en yüksek ikinci dağı olan Kenya Dağı’ndan alan Afrika kıtasının doğu sahili ülkesi Kenya; Etiyopya, Somali, Tanzanya, Uganda ve Güney Sudan ile komşudur. Ülkenin güneydoğusunda ise 536 km’lik sahil şeridi ile Hint Okyanusu yer almaktadır. 

Yaklaşık 581 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip Kenya, 50 milyona yaklaşan nüfusu ile başta Doğu Afrika olmak üzere tüm kıtanın önemli bir parçası olma yolunda günden güne gelişmektedir. Bünyesinde pek çok etnik gurubu barındıran ülke nüfusunun %11,1’ini Müslümanlar oluşturmaktadır. Nüfusunun %82,5’lik büyük bir kısmını Hristiyanların oluşturduğu ülkede başta yerel kabile dinleri olmak üzere diğer dinlere mensup olanlar da vardır.

Nüfusun yalnızca dörtte birinin şehirlerde ikamet ettiği ülkede kırsal hayat ön plana çıkıyor. Bu da ülkenin kalkınmışlık düzeyinin hangi seviyede olduğunu anlamamıza aslında yetiyor da artıyor.

Bilindiği üzere Kenya, eski bir İngiliz sömürü ülkesi. Aralık 1963’te bağımsızlığını ilan ederek Birleşik Krallık’tan ayrılan Kenya ne yazık ki henüz fikrî bağımsızlığını tam anlamıyla elde etmiş değil. Sömürgeciliği ve neden olduklarını; yılları başkalarının hegemonyasında heba edilen ülkelerde ne yazık ki bizzat müşahede ediyoruz. 2006 yapımı “Kanlı Elmas” filminin aslında gerçeği ne kadar iyi yansıttığını ve Afrika’nın “neden” önemli olduğunu anlıyoruz…

Dünyayı iki yarım küreye ayırdığı kabul edilen Ekvator üzerinde yer alıyor Kenya. Bu da hâliyle ülke iklimini doğrudan etkiliyor. İki mevsim görülüyor ülkede: Sıcak dönem, soğuk dönem. Ama soğuğu ve sıcağı bizdeki gibi algılamayın. Sıcaklık yol boyunca neredeyse sabit. Soğuk dönemde yaklaşık 15 derece civarında seyreden hava durumu sıcak dönemde maksimum 30 dereceye kadar yükseliyor. Ancak bu durum kendisini tarımsal faaliyetlerde ne yazık ki gösteremiyor. Sebebi ülke topraklarının yalnızca %20’sinin tarıma elverişli olması ve bu topraklardan üretilen mahsulün kişisel tüketimi anca karşılaması. Dolayısıyla ülkede en çok temel gıda maddeleri üretiliyor. Buna rağmen Kenya çayı ve kahvesi, kendi sınıflarında dünyanın en önemlilerinden. Yeraltı kaynakları yönünden de fakir olan ülkenin ihracatında en önemli iki kalemin çay ve kahve olması da bundan ileri geliyor.

Yaklaşık 4 milyonluk nüfusu ile başkent Nairobi, Kenya’nın en büyük şehri. Yalnız kendi ülkesinin değil Afrika’nın da en önemli finans ve politik kentlerinden biri olan Nairobi, ülkenin geri kalanından çok farklı bir sima ile çıkıyor karşımıza. Şehir, neredeyse uyumuyor ve hareketlilik her an devam ediyor. Afrika’nın sembollerinden sayılan renkli otobüsler burada da karşımıza çıkıyor. Ulaşımın oldukça sıkıntılı olduğu şehir bize İstanbul trafiğini âdeta mumla aratıyor. Yeri gelmişken ülkedeki trafiğin -İngiliz sömürgesi olması dolayısıyla- tersten aktığını da belirtelim. On gün süren Kenya maceramızda bize en garip gelen ve hiç alışamadığımız durum da bu oluyor, özellikle de ön koltukta oturuyorsanız…

“Kenya’ya gelmişken mutlaka yapmalıyım!” dediğiniz üç şey var bize göre: Safariye çıkmak, Ekvator’dan geçmek ve Hint Okyanusu sahilinde gelgit izlemek. Bizim katıldığımız küçük safari turu neredeyse bir günümüzün tamamını aldı. Nairobi sınırları içinde yer alan “Nairobi National Park” 120 kilometrekarelik devasa bir alana kurulu bir doğal ortam. Belgesellerde izlediğiniz hemen her hayvanı doğal ortamlarında görebileceğiniz bir yer burası. Aslanları, zebraları, zürafaları, gergedanları, akbabaları ve nice mahlûkatı bu denli yakından görünce Cenab-ı Allah’ın el-Hâlik sıfatının aslında çok çok küçük bir kısmını ancak anlayabildiğimizi idrak ediyoruz. Pek çok hayranlık ve güzel anı ile bitirdiğimiz safarinin ardından otelimize geri dönüyoruz.

Türkiye Diyanet Vakfı’nca düzenlenen “Vekâletle Kurban Organizasyonu” çerçevesinde halkımızın emanetleri olan kurban hisselerinin yerinde kesimi ve ihtiyaç sahiplerine dağıtımı ile vazifelendirildiğimiz İsiolo kentine hareket ediyoruz ertesi gün. İsiolo, Ekvator’un kuzey kısmında. Nairobi’den İsiolo’ya bizi ulaştıran yol “Ekvator işareti”nin bulunduğu Nanyuki kentinden geçiyor. Bu işareti görünce aracımızı durduruyoruz. Bir adımlık küçücük bir mesafenin bizi yine hayretten hayrete sevk ettiği bir tecrübe yaşıyoruz. 

Kardeşlerimize vasıl olmak için çıktığımız yol, İsiolo kentinde son buluyor. Otelimize yerleşiyoruz ve bayram namazının saatini öğrenerek odalarımıza çekiliyoruz. Ertesi gün güneş, bayram için doğuyor insanların üzerine. Otelden çıkıyoruz ve “İsiolo Şehir Stadı”nın toprak zemini üzerinde kadın erkek, çoluk çocuk yaklaşık 10.000 kişiyle birlikte namaza duruyoruz. Namazdan sonra kesim alanlarına gidiyor ve halkımızın kurbanlarına vekâlet ediyoruz. Partner ekibimizin yönlendirmesi ile kurban etlerini dağıtmaya gidiyoruz ardından. Kentin dışına çıkıp köy halkı ile karşılaştığımızda yokluğun bu topraklarda ne demek olduğunu bir kere daha anlıyoruz. Yılda yalnızca bir kere evine et giren kardeşlerimizin bekleyişleriyle köye giriyoruz. O anı çok farklı duygularla yaşıyoruz. Küçücük, evlerimizin oturma odalarından bile küçük, oluklu saçtan yapılma köy mescidinin önünde duruyoruz. Cami imamına cemaat sayısını sorduğumuzda hayretimiz bir kat daha artıyor hüznümüzle birlikte: “Her vakit en az otuz cemaat geliyor camiye.” 

Kelime anlamı “yakınlaşma” olan kurban, bizi bize daha da yaklaştırıyor bu zaman diliminde. Payımıza düşen dört bin hissenin buradaki yokluğa çare olmak için ne denli küçük bir sayı olduğunu görüyoruz. Dilediği her an kasaba gidenlerin, evine her daim et alabilenlerin kurbanlarını bu topraklara göndermesi; binlerce kilometre ötedeki kardeşlerinin gönüllerine dokunabilmesi duasıyla ayrılıyoruz İsiolo’dan. Oradaki kardeşlerimize göz göze gelmenin, kucaklaşmanın, kal ile değil hâl ile anlaşmanın tarifsiz güzelliğini hissediyoruz her hücremizde…

Kenya’nın dört ayrı kentine bizimle aynı amaç için dağılan ekip arkadaşlarımızla başkent Nairobi’de buluşuyoruz. Hint Okyanusu’nu ve Mombasa kentini görmek için yola revan oluyoruz. Mombasa ve Nairobi, örnek vermek gerekirse İstanbul ve Ankara gibi. Biri başkent diğeri ülkenin en büyük limanının yer aldığı sahil kenti. Aradaki mesafe de hemen hemen aynı. Ama ulaşım ağı yok denecek kadar kötü. Ülkenin “tek” transit yolunun çok büyük kısmı stabilize bile diyemeyeceğimiz kadar kötü. Bir de o yolda seyreden binlerce tırı ekleyince tabloya, ortaya büyük bir kargaşa çıkıyor. Önde tırlar arkada otobüsler onların arkasında da arabaların oluşturduğu kilometrelik kuyruklar arasında ülkemizdeki rahatlığı her daim aklımızda tutarak devam ediyoruz yolculuğumuza.

Uzunca süren bir yolculuğun ardından Mombasa’ya varıyoruz. Kenya’daki son günümüzün sabahında gelgit karşılıyor bizi okyanus kıyısında. Bizi hayrete düşüren bir olay daha cereyan ediyor gözlerimizin önünde. 20 dakika gibi kısa bir sürede deniz nerden baksanız 500 metre geri çekiliyor ve yine kısacık bir sürede geri geliyor. Bu hadiseyi temaşanın ardından “Old Mombasa” denilen, Osmanlı’dan izler de taşıyan şehrin eski bölgesi ile başlıyoruz gezimize. İşgal altındaki Müslümanların yardım talepleri üzerine bölgeye giden Emir Ali Paşa’nın 1588’de bölgeyi Osmanlı hâkimiyetine almasının yankılarını hissediyoruz orada. Kıyıya iniyoruz dar sokakların arasından. Şehri bir de denizden görmek arzusuyla kısa bir tekne turuna çıkıyoruz. Kaptanla yaptığımız kıyasıya pazarlığın sonucunda oldukça makul bir ücret bedelinde başlıyoruz tura. Mombasa, ana kara ve adadan mürekkep iki parçalı dünya güzeli bir şehir. Tekneden bu iki parçayı, adayı içeriye bağlayan eski ve yeni köprüleri ve tabiatın eşsiz dokusunu daha net görüyoruz. Karaya çıktığımızda Kenya’nın dünyaca ünlü taş ve ahşap hediyelik eşyalarının satıldığı “Bombolulu” isimli bir merkeze gidiyoruz son olarak. Buradaki hediyelik eşyalar engelliler tarafından imal ediliyor. Farklı boyutlarda safari hayvanları, çeşitli taşlardan ve boncuklardan imal takılar, deri ve kumaş kıyafetler, mutfak eşyaları ve her biri birbirinden güzel yüzlerce çeşit…

Pist başına geçen TK608 sefer sayılı THY uçağı, kuleden aldığı onayla hızlanıyor ve gökyüzünde süzülmek için yolculuğuna başlarken ekibimizdeki herkes on günlük Kenya macerasında biriktirdiği ömürlük anılarla güzel ülkemiz Türkiye’ye dönüyordu… 

 

Bu kategoriden diğerleri: « LJUBLJANA NOTLARI