Sesim Kısıldı

Yazan  Müberra AKTÜRK | Diyarbakır Sur Kur’an Kursu Öğreticisi Salı, 02 Ekim 2018 21:35
Öğeyi Oyla
(19 oy)

Birkaç gün devam eden şiddetli boğaz ağrısı ve gribin ardından sesim tamamen kısılmış ve fısıltı hâlinde çıkmaya başlamıştı. Doktora gitsem hemen rapor verecekti. Ancak ertesi gün Kur’an kursunda dersim vardı ve görev yaptığım 4-6 yaş grubu sınıfıma gitmesem olmazdı. Doğum iznine bile ayrılmamış, doğumun hemen arkasında eğitim-öğretime başlamış bir öğretici olarak kuzucuklarımı bir gün bile sınıflarından ayrı bırakamazdım. Hasta ve halsiz de olsam, sesim çıkmasa da en azından gider derslerini dinlerim, dedim.

“Allah’ım sen kolaylaştır!” diye diye kursa vardım. Çocuklara zor, güç duyulan sesimle selam verdim. Hepsinin gözlerinde şaşkın bakışlarla sordular. “Öğretmenim size ne olduuu?” Durumu kısık sesle anlattım;

Çocuklar bugün çok rahatsızım. Sesim sadece bu kadar çıkıyor. Beni yormayacağınızı bildiğim için dersinizi dinlemeye geldim. Ne olursa olsun dersinizden geri kalmayın.

Hepsi pür dikkat beni dinliyor, sınıfta çıt yok. On altı kişilik sınıfta Kur’an okuyan altı çocukla derse başladım. Elif-Ba’da olanlar derslerini çalışıyor, Kur’an okuyanlar sırayla sayfalarını okuyordu. Her şey normal gibi…

Ama çocuklarda bir tuhaflık var, o kadar kısık sesle okuyorlar ki zar zor duyabiliyorum. Bir şey isteyecek olan bile çok kısık sesle söylüyor isteğini. Sanki benimle birlikte bütün sınıfın sesi kısılmış. Benim sesim de çıkmıyor ki “Çocuğum, biraz sesini yükselt.” diyeyim Sübhanallah!

O gün dersin sonuna kadar hep birlikte sessiz sinema oynadık sanki. Kursa gelirken Allah’ım bugün ders nasıl geçecek diye çok korkmama rağmen, “Zorlukla beraber kolaylık vardır.” ayeti tecelli etmiş ve dersi hiç zorlanmadan tamamlamıştık.

Akşam kurstan dönerken hep bu olayı düşündüm. Aman Ya Rabbi, bu ne büyük sorumluluk! Tertemiz, saf yürekler örnek almayı o kadar abartmışlar ki sesimin tonunu bile taklit ediyorlar. Bilimsel olarak bildiğim "0-6 yaş aralığında çocuklar taklit metodu ile öğrenir" gerçeğini bizzat yaşayarak öğrenmiş oldum. Hareketlerim, davranışlarım, bir olay karşısında sergilediğim tutumlar boş zihinlere kaydediliyor, âdeta Peygamberimizin ifadesi ile zihinlerine nakşediliyordu. Çocuklar zihinlerine sadece ilmi değil, kendilerine gösterilen sevgiyi, ilgi ve alakayı da nakşediyorlar. Kendileri ile ilgilenen, özen gösteren, oyun oynayan, şarkı söyleyen, bilmeceler soran kişileri ömür boyu unutmuyorlar. Kendilerine yapılan iyiliği de kötülüğü de kaydediyorlar. Bir tebessüm tatlı bir söz ile gönülleri fethediliyor. 

2014 Şubat ayından bu yana 4-6 yaş sınıfında çocuklara Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 Yaş Grubu Eğitim–Öğretim Programı çerçevesinde Kur’an-ı Kerim ve Dini Bilgiler dersleri veriyorum. “Aman hepsi Kur’an’a geçsin, şunu da ezberlesinler, bunu da bilsinler.” öncelikli amacım olmadı. Önce Allah’ı sevsinler, Kur’an’ı sevsinler, Peygamber'i sevsinler, beni de sevsinler dedim hep. Çok şükür dediğim gibi de oldu. Seven sevdiğini razı etmeye uğraşır. Bir bilim insanı diyor ki: “Çocuklarla uğraşırken iki duygu içinde ol; çocuk olduğu için sevgi, yarın büyüyeceği için saygı.” Bence de asıl mesele bu. Bizler çocuklarla uğraşırken sevgiden, saygıdan, sorumluluklarımızdan bir an ödün vermeden hareket etmeli, gücümüzü aşan yerlerde sabırla sebat etmeyi bilmeliyiz.

Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz buyuran Peygamberimizin özellikle miras ifadesini kullanması dikkat çekicidir. Nasıl ki kendimize ait olmayan bir malı miras bırakamıyorsak, bizde olmayan güzel huyları, ahlaki özellikleri de evlatlarımıza öğretemeyiz. En iyi nasihat güzel örnek olmaktır. Onlar ne söylediğimizden çok ne yaptığımıza bakıyorlar. Baba, "Evladım ayağını bastığın yere dikkat et." deyince, çocuk "Sen dikkat et babacığım! Ben senin adımlarını izliyorum." cevabını vermiş. Sürekli bizi izleyen, bizi takip eden ve büyüdüğünde bizden öğrendiklerini yaşayacak olan minik yürekler var çevremizde.

Çocuklarda 5 şey vardır ki büyüklerde olsa evliya makamına çıkarlar buyuruyor İmam Süyuti: "Onlar rızık için endişe etmezler, hastalıklarında Yaratıcı'ya şikâyet etmezler, yemeyi birlikte yerler yalnız yemeyi sevmezler, korktuklarında hemen gözlerinden yaş akar, kavga ettiklerinde kin tutmayıp hemen barışırlar. Bir de onlar başkalarının ne dediğini önemsemez içlerinden geleni söylerler ve asla yalan söylemezler."

Aslında onlar doğuştan getirdikleri bu güzel hasletleri, içerisinde yaşadıkları ortamda ya devam ettirir ya da zamanla kaybederler. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in, “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” hadisini bu bağlamda da düşünmek gerekir.

Evlatlarımız bizlere Allah’ın emanetleridir. Yalnızca biyolojik olarak annesi babası olduğumuz çocukların değil, bütün çocukların bu güzel hasletlerini kaybetmemeleri için uğraşmalı, topluma, insanlığa faydalı bireyler olmaları için çaba sarf etmeliyiz. Aksi takdirde emanete sahip çıkamamış oluruz.

Sınıfımda görev yaparken hep şu duayı tekrarlıyorum içimden; “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle. Ya Rabbi, evlatlarımızı sana layık kul, rasulüne layık ümmet, annesine babasına hayırlı, vatanına, milletine, insanlığa faydalı insan eyle. Allah’ım, bizlere de evlatlarımıza güzel örnek olmayı, onların gönlüne dokunabilmeyi, ruhlarında güzel izler bırakabilmeyi, ömürlerinin sonuna kadar yüzlerinde tebessümle hatırlanmayı, hayırla anılmayı nasip et!”