Uzansam Çocukluğumun Ellerini Tutsam

Yazan  Fatma Çatak | Konya Kur'an Kursu Öğreticisi Çarşamba, 31 Ocak 2018 19:42
Öğeyi Oyla
(4 oy)

Sabah kahvaltıdan sonra başlayıp akşam ezanına kadar süren eşsiz zaman dilimleriydi çocukluk günlerimiz. Müstakil evde açmıştık gözlerimizi hayata. Konya’nın Meram bağlarında, baharda iğde ağaçlarının mis kokusunu soluduğumuz, üzüm asmalarının bahçe duvarlarını kapladığı, bahçelerde çeşit çeşit ağaçların olduğu bir mahallede başladık hayata.

90’lı yıllar… Henüz sadece televizyon, radyo ve yeni çıkan bilgisayarlar var... Biz zamane çocuklarının aksine bilgisayar, telefon karşısında değil; yaz kış demeden sokaktaydık.

Yaz tatilleri bizim için güneşte renk değiştirmek, ev gezmeleri, bisiklet sürmek, ağustosta açılan fuar, ödevsiz günler, doyasıya oyun demekti. Sabahleyin dışarı çıkar, “Mevlam kayıra” mantığıyla bir oyunu bitirip diğerine başlardık. Yorulup susayınca bizim bahçeye gider, akan musluğun altına avucumuzu açar, oradan kana kana su içerdik. Uzun yaz tatilimiz plansız ve programsızdı. Ama biz çok iyi bir ekiptik. Aklımıza bir şey geldi mi hemen organize olup oyun belirler, sonra görev dağılımı yapardık. O zamanlar bir gün gelecek bu günler burnumuzda tütecek diye düşünmezdik.

Mesela yakan top oynar, “6 saydırma ve 3 pas bir oyun” gibi kurallar koyardık. “Ara kedisi”, arkadaşlardan birinin söz dinlemeyip her oyunda yer almak isteyen kardeşi olurdu. Pas kapan kişi, yanarak oyundan çıkan arkadaşını oyuna alma hakkına sahipti. Kural koymaya, kurallara uymaya, birbirimize sahip çıkmaya, insanları idare etmeye alışıyorduk böylece. Öğlenin sıcağı çöküp karnımızın acıktığımızı iyiden iyiye hissedince, hepimiz evlerimize koşardık. Peynir, zeytin, domates, salatalıktan oluşan bir ekmek arası hazırlar, hızlı hızlı yer, sözleştiğimiz saatte tekrar dışarı çıkardık. Bazen oyunun zevkine dayanamaz ellerimizde yiyecekler bahçe kapısına yönelirdik ki annem arkamızdan seslenir: “Çocukların canı çeker, bahçede yiyin, sonra oyununuza devam edin.” diyerek bizi durdururdu. Annem haklıydı. Göz hakkı diye bir şey vardı. Kimi zaman ise oyuna dalıp öğün atladığımız da olurdu. Böyle zamanlarda da ekmek arası değil, anne azarı yerdik.

Okuldan eve dönüp çantaları bırakıp dışarı çıktığımızda “Saklambaaaç oynayaaan elime mum diksiiinn!” melodisini duyardık sokakta. Bu sesi duyup da oyundan geri kalmak olur muydu hiç? “Elma dersem çık, armut dersem çıkma, çanak çömlek patladı” sözleri oyunun tekerlemeleriydi âdeta. Herkes kendi grubundan olana bu tekerlemeyle şifre vermiş olurdu. Grup oyununda taraflar, kazanmak ve kaybetmek vardı. Kimileri oyun sonunda ağlar, kimileri pür sevinç olurdu. Biz kızlar ağlayan arkadaşlarımızla kaldırıma oturur, onları teselli eder, gönüllerdik. Hayatta kazanmak da kaybetmek de olacaktı. Hırsımızı yenmeliydik. Çocukluğun verdiği masumiyetle kimse incinsin istemezdik.

Derken günler geçer, kış gelirdi. Kar yağması en büyük mutluluk sebebimizdi. Evde plastik adına ne bulursak; eskiyen leğenler, seleler, çamaşır sepetleri hepsini sokağa çıkarır, kızak yapardık. Akşama kadar değiştirdiğimiz kıyafetin haddi hesabı yoktu. Ama annem bunun için beni hiç azarlamazdı.

Nihayet gün biter, akşam olur, babalar evine gelir, akşam ezanıyla bütün çocuklar içeri girmiş olur, sokak sessizleşirdi. Akşam ezanı bir çocuk için eve girme zamanıydı. Akşam vakitleri aile vakitleriydi.

O zamanlar belliydi kimin hırslı, kimin paylaşımcı, kimin duygusal olduğu. İnsan duygularını saklayamazdı oynarken. Zaaflar ortaya çıkardı. Oynarken birbirimize kızsak da küsmezdik. Bazen komşu teyze, kızlarına “arka çıkmaya” gelse de annesi gidince “bir daha annenizi buraya getirmeyin” mesajı verirdik. Sorunumuzu kendimiz çözebilirdik. Bizim için birlik olmak, birlikte olmaktı önemli olan. Birbirimizi korur, kollar, birimiz diğerimize arka çıkardık. Her oyunun bir baş tutanı veya lideri olurdu. Başladığımız işi bitirme azmini ve kararlılığını kazanıyorduk belki de oyunlarda.

Çocuktuk ve oyuna doyasıya kandık. Hayatımızın bu en anlamlı zaman diliminde fark etmeden birçok şey öğrendik oyunlarımızla. Eksik yönlerimizi fark edip geliştirdik. Baskın yanlarımızı az da olsa törpüledik. Kimimiz lider karakterli idi, kimimiz kurallara uymaya meyilli, kimimiz merhametliydi.

Velhâsıl, iyi ki sokağımız vardı, oyun sokaktaydı. Farkına varmadan geleceğe güzel anılar biriktirmiştik.