Ve Fark Etti İnsan

Yazan  Gülşen ÜNÜVAR | Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı/Pedagog Cumartesi, 03 Mart 2018 19:41
Öğeyi Oyla
(6 oy)

Günlük koşturmacaların, hırsların, heyecanların boş olduğunu…

Her gün, bir öncekine nazaran daha fazla koşarak hayatta var olmaya çalışıyordu insan. Hayat, onu yoruyordu. Var olma çabası, yaşamdaki diğer tüm renkleri yok sayıyordu.

Fark etti insan…

Konuştukça, anlaşılamadığını. Sustukça kendine vardığını. Ne kadar çok ses vardı etrafta. Ne kadar gürültü… Anlamsız bir uğraşa dönüştü insanın kendini ifade etme çabası. Konuştukça yoruldu, sustukça duruldu. Hâlini arz etmek bu kadar mı zordu? İnsan, bile isteye yokuşa sürüyordu hayatı. Labirentlerde kaybolmak hoşuna mı gidiyordu?

Hayır!

Hoşuna gitseydi eğer, mutlu olurdu anlamsız girinti çıkıntılardan. Kendini arama, özüne dönme gayretiyle heba etmezdi emeklerini. Ama o, çocukluğundaki sadeliğe meyilliydi. Dümdüz, çetrefilsiz ve sapaksız yollaraydı adımları. Bocaladığını fark etti, fazlaydı ona bu cümleler. Gereksizdi…

Konuşmak, daha çok yoruyordu onu. Özünden uzaklaştırıyordu adeta. Konuştukça, kelimeler ile arasındaki mesafeler açılıyor, asıl anlatmak istediği şeye yabancılaşıyordu. Kelimeler yarı yolda bırakıyordu sanki onu. Ne söylese boş, nasıl söylese beyhude…

Susmaya karar verdi. Duruşuyla ve kalbiyle anlatacaktı bundan böyle meramını. Hâl dilini tercih edecekti kelama. Hoş, meramına kulak verecekler de pek kalmamıştı etrafında. Herkes kendi derdinde, kendi meşgalesinde değil miydi? Kendini anlatma çabasına düştü düşeli insanlar, karşısındakinin düşüncelerini önemsemez oldular. Kimse kimseyi dinlemiyordu velhasıl. Konuşan çok, dinleyen yoktu.

İnsan susmayı içine kapanmak sandı. Yanlış yoldan dönüp, başka bir yanlışa yönelmişti. Bir hatayı başka bir hatayla telafiye kalkıştı. Ah insan! Yine yanlış anlamıştı…  İçine kapandıkça yalnızlaştı. Yalnızlaştıkça hırçınlaştı. Etrafından çok, kendineydi zararı.

Fark etti insan…

Hızla uzaklaştığını fark etti çocukluğundan. Masumiyet yoktu hayatında. Huzur? O da yoktu! Ya sıcaklık? Emin değildi. Ama başarılıydı. Yetmez mi? Yetmedi!

Bir noktaya kadar getirip bırakıvermişti başarı insanı. Ya sonra? Sonrası kocaman bir boşluk… Boşlukta bocaladığını fark etti. Tek başına, gayesiz… Etrafına bakındı korkuyla. Bir çocuk sesi duymaya ihtiyacı vardı belki kim bilir. Şarkı söyleyen bir çocuk… Kuşlarla ya da bulutlarla ilgiliydi şarkı. Ağaçlardan bahsediyordu ara ara. Nakaratında gökyüzü vardı. Öyle içten öyle canlıydı ki, gerçekten de bir kuş gibi uçtuğu hissini veriyordu çocuk.

Bakındıkça, yalnızlığı bir tokat gibi çarptı yüzüne, ifadesiz yüzüne… Sahi, yüzüne en son ne zaman bakmıştı aynada? En son ne zaman hasbihâl etmişti kendi kendiyle? Ne zaman sormuştu hâlini hatırını? Elleriyle yoklamış mıydı hiç yüzünü? Kontrol etmiş miydi çizgilerini?

Kaşları biraz daha düşmüştü gözlerinin üzerine. Birkaç leke daha eklenmişti eskilerin yanına. Alnı biraz daha mı açılmıştı ne? Gözleri ifadesizdi sanki. Koskoca bir boşluğa bakar gibi, ne bir heyecan ne bir anlam!

Kendi boşluğunda, kendinden uzaklaşıyordu insan!

Duygularının katılaştığını fark etti. Daha az hoşgörülü olduğunu eskiye nazaran, daha çok yorulduğunu, daha çabuk öfkelendiğini… Uykularının daha kısa ve derin olmadığını fark etti. Eskisi kadar anlamlı ve net değildi sanki rüyaları. En pahalı yatağı almasına rağmen, rahat değildi beli, boynu, ayakları...

Sebebini bilmesine biliyordu aslında. Huzurdu hayatında eksik olan. Yeterince sadelik yoktu yaşantısında. Samimiyetten çok uzaktı kurulan cümleler. Kanaatkâr olmadığı için sürekli açtı gözü ve gönlü.

Yeterince şükretmediğini fark etti. Sahip olduğu şeyler sıradandı ona göre; Sağlığı, işi, aşı… Ne zaman ki kaybetti, işte o zaman anladı kıymetlerini. Şükrettikçe, şükredilecek şeylerin arttığını fark etti. Sevdikçe, sevginin arttığını. Merhamet ettikçe, merhamet gördüğünü. İnsanı insan yapan, insafıydı.

Edindiği tecrübelere dayanarak nasihat etmek istedi etrafındakilere. Yardımcı olmak istedi gelecek nesle. Bilemedi nasihatin kolay verilip zor alındığını. Uzun uzun anlatmanın, “Yapma!”, “Etme!” demenin kimseye yoktu faydası. Örnek olmaktı esas olan. Tavrıyla, edasıyla, duruşuyla anlatmaktı hayatı. Nasıl olmasını istiyorsa karşısındakinin, öyle durmaktı! Yanlışında ısrar etmemekti, ders almaktı. Aynı kuyuya iki kere düşmemekti tecrübe. Durmaya karar verdi insan; doğru, düzgün, kararlı…

Koştu insan! Ardından yetişebilmek için kaybettiklerinin. En fazla ne kadar uzaklaşmış olabilirdi ki? İçini ferah tutmaya karar verdi. “Aceleye mahal yok.” dedi kendi kendine. Bakındı sağına soluna, önüne arkasına. Yok! İtiraf etmekte zorlandı önce kendine. Fazla hafife almıştı zamanı. Yetişirim sandı, ama yanıldı. Bir nefes mesafede sandığından bir ömür uzaklaşmıştı.

“Sanmak” ne büyük tuzaktı! Fark etti; insan kendi kendine çok uzaktı…