Son hatıra

Yazan  Meral Günel Cuma, 02 Kasım 2018 15:52
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Her zaman kibar ve naif bir sesi vardı… Uzun boyu, kemikli vücut yapısı yılların omuzlarına bıraktığı yükle biraz hırpalanmış gibiydi. Müzmin ayak ağrıları, yürüyüşüne kendine has bir hava katar, rüzgârda sağa sola eğilen gelinciğin zarif salınımlarını hatırlatırdı.

Kendisini bir ders ortamında tanımıştım. Yaş aldıkça yeni şeyler öğrenme arzusu da derinleşiyor gibiydi İlhan Hanım’ın. 90’lı yıllarda bir grup arkadaşla birlikte “Eğitime Katkı Grubu” adıyla sivil bir grup kurmuştuk. Altunizade Kültür Merkezi'nde eğitim gönüllüsü bu arkadaşlarla, haftada iki gün neredeyse enstitü düzeyinde dersler organize ediyorduk. Çoğunluğu eğitimli ve orta yaşlı hanımlardan oluşan öğrenciler arasında benim açımdan Kur’an derslerinin en aşk ve heyecan dolu öğrencisiydi İlhan Hanım. Hemen her ders çıkışında beni yakalar, dersle ilgili bir şeyler sorar, zorlandığı mahreçlerin özel bir tarifi ya da formülü var mı diye beni âdeta sıkıştırırdı. Elimden geldiğince onu gayretinden dolayı över, çıkaramadığı harflere takılıp da azim ve heyecanını kaybetmemesi için lafı nasıl eveleyip gevelerdim Allah’ım. Bir ders yılı sonunda, zihnimde kalan onun bu aşk ve sevdası olmuştu. Sadece yüreğinde yanıp duran değil kendinden sonra gelecek olanlara ilham verecek bir aşk.

Sonraki yıllarda bütün planlarımın merkezinde evim vardı. Evli ve çocuklu olarak okuduğum ilahiyat fakültesini bitirmiştim ama bir yanda okul bir yanda çocuklar derken Kur’an Kursu hocalığımdan da istifa etmek zorunda kalmıştım. Dördüncü çocuğum dünyaya gelmişti ve bazı sağlık problemleri vardı. Ben hayatın bambaşka sahnelerinde görevlerimi icra ederken İlhan Hanım beni aradı. Görüşmeyeli epey olmuştu. Anlattığına göre, son zamanlarda bozulan sağlığı nedeniyle doktoru ona yürüyüş yapmasını tavsiye etmiş; o da Kartal Dragos’taki evinin civarında yürüyüşlere başlamış. Mahalle aralarında yaptığı yürüyüşlerden birinde Cevizli İstasyon Camii yanında, iki katlı bakımsız bir binada “Kız Kur’an Kursu” tabelasını görmüş. Uzun zamandır o muhitte düzgün eğitim veren bir kurs arayıp da bulamadığından çok heyecanlanmış. Aklına hemen “Bu kursa gelsem hem yürüyüşümü yaparım hem de Kur’an okuyuşumu ilerletirim.” düşüncesi gelmiş ve zile basmış. Biraz bekledikten sonra kapıyı açan olmayınca alt katta bulunan dükkâna girip kursun ne zaman açıldığını sormuş. Dükkân sahibi orada kurs olmadığını söyleyince kafası karışan İlhan Hanım, İlçe Müftülüğüne gidip durumu öğrenmeye karar vermiş.

Tam da o günlerde “Eğitime Katkı Grubu” derslerinde tanıştığı Hoca ile karşılaşmış İlhan Hanım. Bu karşılaşmayı Henim Hoca, “Her gün evden çıkarken ‘Ya Rabb’i bugün beni hayırlı bir insanla karşılaştır.’ diye dua ederdim. O gün de uzun zamandır görüşemediğim İlhan Hanım’la karşılaşmamı hiç unutamam.” diye anlattı bana. İlhan Hanım, ayaküstü sohbette hemen bu kurs meselesinden bahseder ve beraber giderler Maltepe Müftülüğü'ne. Kursun neden kapalı olduğunu, açılma imkânı olup olmadığını sorarlar. Aldığı cevap İlhan Abla’yı hem üzer hem heyecanlandırır. Müftü Bey’in verdiği bilgiye göre orada Kur’an kursu vardır, yani tabela doğru yerdedir ancak öğrenci yetersizliğinden dolayı kurs daha sonra kapatılmıştır.

İlhan Hanım üzülmüştür, zira nasıl olur da resmî açılışı yapılmış bir kurs, öğrenci yetersizliğinden kapanır aklı almamış. Haftada iki gün Dragos’tan Altunizade’ye Kur’an öğreneyim, hem de iyi öğreneyim diye giden birinin bunu anlaması zordur tabii. Heyecanlanmıştır çünkü “Bu kursun tekrar açılmasının bir yolunu bulabilir miyiz?”den başlayan bir sürü hayal kuşatıvermiştir zihnini. İlhan Hanım da oracıkta “Yeterli sayıyı bulursak istediğimiz kişiyi hoca olarak aldırabilir miyiz?” diye soruvermiş. Müftü Bey, resmî olarak bir statü verilemeyeceğini belirterek “Olabilir ama önce bizim bir tanışmamız iyi olur.” demiş. Heyecanla ve dua ede ede dönmüş evine o gün İlhan Hanım.

Ertesi gün yine abdestini alıp yürüyüşe çıkmış aynı mahalleye. Kursun bulunduğu sokağa girip tam “Ben bu mahallede kimi bulup kursun açılmasına ikna eder de imza toplarım.” diye düşünürken karşısına çıkan ilk kadına selam verip ismini sormuş. “Elif” demiş genç hanım… Bana daha sonra bu hadiseyi anlatırken “İlk konuştuğum kişinin isminin Elif olduğunu duyunca bu iş olacak galiba dedim kendi kendime.” diye bahsetmişti. Kısaca durumu ve niyetini anlatarak bu genç hanımdan yardım istemiş İlhan Hanım. O da severek ilgileneceğini söylemiş ve beraberce markete, pazara giden kadınlara, kapıda çocuğunu dolaştıran genç annelere, tanıdık tanımadık her kadına durumu anlatmaya başlamışlar.

Beni aradığında tanımadığı bir muhitte 60 küsur imza toplamış vaziyetteydi. Benden istediği ise gelip o kursta ders vermemdi. Israrla böyle bir emeğin boşa gitmemesi gerektiğini söylüyordu. O sıralarda bizim çocukların en büyüğü on yaşında en küçüğü ise altı aylıktı. Hayat şartlarım pek de kolay sayılmazdı. Evim Kayışdağı’nda olduğu için ben yolu uzak buluyor, biraz çekingen davranıyordum. Neyse, hiç olmazsa haftada üç gün gidebileceğim konusunda beni ikna etti. Beraberce gidip Müftü Bey ile tanıştık. Bize cami avlusuna bitişik olan kurs binasında cami dersleri açılması ile ilgili bir yazı verebileceğini söyledi. Oradan ayrılıp kursa gittik. Beraberce boyası dökülmüş demir kapıdan içeri girdik. Kapı dik ve yüksek bir merdivene açılıyordu. Koluma giren İlhan Hanım’la tutuna tutuna yukarı çıktık. Boyası dökülmüş duvarlar, rengi kararmış tahta zemin, buzlu camlar, kırık dökük eski okul sıraları, ağır bir koku… Bizde kısa bir duraksama…

İlk şoku atlattıktan sonra neler yapılabileceği hakkında konuşmaya başladık. Buranın mutlaka elden geçirilmesi gerekiyordu. Yapılacak işleri öncelik sırasına koyarak o gün ayrıldık. Sonrası mı? İlhan Hanım elini vermekle kalmamış âdeta o binanın ihyasına, orada Kur’an eğitimi verilmesine başını koymuştu. Canla başla ilgilendi. Çalıştı çabaladı. Ustalar bulundu, boya badana yapıldı, halılar serildi, sıralar, lavabolar elden geçti. Bir taraftan da kursun tekrar faaliyete başlaması için duyuru ve ikna çalışmalarına devam ediliyordu.

İlhan Hanım’dan öğrendiğim ilk ders aşk ve azmin inanılmaz gücüydü. İkinci ders, nezaketten ayrılmadan, muhatabı rencide ya da tahrik etmeden meselelerin nasıl çözülebileceğiydi. Ben o kursta üç yıl boyunca haftada üç gün hanımları okuttum. Öğrencilerin sayıları giderek arttı. İlerleyen zamanlarda o kurs resmî olarak açıldı. İki kadro tahsis edildi. Müftülük ve dernek yönetimi kursla ilgileniyorlardı. Ben Maltepe’ye vaiz olarak atanmıştım. Ve ara sıra o kursa seminer vermeye gidiyordum.

İlhan Hanım’a gelince… İlk sene kendisi de kursa devam etti. Sonra giderek seyrekleşti gelip gitmeleri. Özel hayatımızda fazlaca görüş(e)mediğimiz için uzaktan alıyordum haberlerini. Hastalandığını duydum. 2003 yılında, kursun açılmasından iki sene sonra hızla ilerleyen hastalığı nedeniyle 54 yaşında aramızdan ayrıldı. Bana üçüncü dersini de bu gidişiyle verdi. Hangi hayrınızın yaşarken yapacağınız son hayır olacağını bilemezsiniz. Daima hayır üzere yaşamak, iyiliği bütün yönleriyle çoğaltmak, kendinden sonrakilere son bir hatıra olarak bırakmak gerek. Ardında kendisini seven, hayırla yâd eden birçok insan bıraktı İlhan Hanım.