Kıyıda

Yazan  Mevlüt Gani Salı, 04 Aralık 2018 22:29
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Anadolu’nun ücra köşesinde küçük bir köyde doğmuştum. Köyümüzün tam ortasında küçük bir cami, arkasında da köy mezarlığı vardı. Caminin yüzü büyükçe bir meydana bakardı. Tüm yollar buraya çıkar, herkes birbiri ile karşılaşır, muhabbet eder, hâl hatır sorardı. Engelli olana yardım edilir, fakir fukara toplumdan soyutlanmazdı. Muhtaç olanın ihtiyacı giderilir, işleri imece ile tamamlanırdı. Hele meczuplar… Onlar âdeta toplumun uhdesinde yaşarlardı.

Şimdilerde öyle mi! Şehirlerimiz mezarlıklardan uzak kurulur, bireysel yaşantı yüceltilir, öteki görmezden gelinir. Hele engelliler için hayat çok daha zordur. Meczuplar ise korkulan, çekinilen hatta temas dahi edilmek istenmeyen kimseler olur. Fakat hayat bir bütündür ve hayattaki her şeyin, her canlının bir anlamı olmalıdır ve vardır da. Bunu idrak etmek, yaşamın diğer veçhelerinden de Yüce Rabb’in yaratıcılık vasfını ve kudretini temaşa edebilmektir aslolan.

Bunu deneyimleyerek öğrenmiştim ben. Hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyimdi üstelik…

Bir yaz günü sabah erkenden kalkmış ve tüm heyecanımızla yola koyulmuştuk. Bir yılın yorgunluğunu atmak için ailecek yazlığımıza gidiyorduk. Çoluk çocuk, bir yandan tatilde neler yapacağımızı konuşurken bir yandan da yol boyu Rabb’imizin yarattığı o eşsiz doğayı seyrediyorduk. İçimde tarifi zor bir duygu hasıl olmuştu. Yaşanılan her şeyde ibretlik bir olay yahut bir güzellik olmalıydı ve bu tatilde acaba ne tür hikâyelerle karşılaşacaktık. Yazlığa yaklaştığımızda bizi bekleyen o muhteşem manzara karşısında hayranlığımızı gizleyememiştik. Mavinin onlarca tonunu yüzünde barındıran deniz, gün ışığında altın tozundan bir kilim gibi ayaklarımızın altına serilen kumsal ve kıyının hemen sırtında yükselen yemyeşil bir orman…

Eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez sahile indik, kıyıda gezinmeye başladık. Deniz dalgalıydı ve bütün güzelliği köpük köpük önümüzdeydi. Sahilde bizim gibi yürüyüş yapan insanlardan uzakta, bir kenarda öylece dalgalara bakan garip görünüşlü bir adam dikkatimi çekmişti. Üstü başı oldukça pejmürdeydi ve gözleri âdeta denizin yüzüne mıhlanmıştı. Her dalga geldiğinde parmağını havaya kaldırıyor ve ağzından bir şeyler dökülüyordu. Kıyı şeridinde mısır satan adama onun kim olduğunu sordum. “O bizim buraların delisidir, zararsız biridir.” diye yanıt verdi. Hâline üzülmüştüm. Kimse onun gibi olmak istemez diye geçirdim içimden. Fakat hâl ve hareketi dikkatimi çektiğinden iyice yaklaştım ve konuşmaya başladım.

- Adın ne?

- Abdi, meczup Abdi.

- Meczupsun demek.

- Evet, öyle diyorlar.

- Parmağını niye kaldırıyorsun?

- Dalgaları sayıyorum.

- Peki, kaça kadar saydın?

- Bir...

- Bak bir tane daha geldi. İki oldu. Sen saymayı bilmiyor musun?

- Yoo bir... Bak bir… İşte bir tane daha bir... Bu da bir...

O sustu, ben de sustum. Sonra düşünmeye başladım. Nasıl “bir” olur diye.  Dalga rüzgârın etkisiyle oluşuyor, sahile geliyor ve duruyor. Bir oldu ardından bir tane daha ve bir tane daha... Buradaki durum neydi diye düşünürken Rahman suresinin 29. ayeti düştü aklıma. Evet, cevap doğruydu çünkü her dalga aslında aynı gibi gözükse de yeniden oluşmaktaydı. Ayette buyurulduğu gibi Allah her daim yaratma içerisindeydi ve her dalga aslında yeniden yaratılıyordu. Eşsizdi, biricikti.

Hayatımızı çok hızlı yaşıyoruz, her şeyi çabuk tüketiyoruz. Oysa her şey sürekli yeniden oluşuyor. Gece, gündüz, kar, yağmur, fırtına, çiçek, hava, nefes...  Dünyadaki her canlı, tabii döngü içerisinde ve aynı gibi gözükse de sürekli değişim hâlinde...

Bir iken bir oluyor “Bir” tarafından…

Bu kategoriden diğerleri: « Büyük Keşif