Birini Al, Birini Koy!

Yazan  Büşra Küçüksucu Pazartesi, 03 Eylül 2018 23:51
Öğeyi Oyla
(19 oy)

Müzeyyen Hanım; kapıdan girerken buruşmuş ellerini dizlerine koyup bir lahza soluklandı, torununun evinden gelen rayihaları içine çekti. Torunu anneannesinin her ziyaretinde, yüreğinde bir bayram kıpırtısı duyardı. Gözlerinde yıldızların ışıltısını andıran minik parıltılar boy verirdi. Torun ve anneanne, bu buluşmaları hasretle beklerlerdi. Müzeyyen Hanım; aksatmadan içtiği ikindi çayının yanında bir tutam tarçınla harmanlanmış, taze pişirilmiş incirli keki pek bir severdi. Genç kadın, anneannesi için çoktan hazırlıklara başlamıştı.

Anneannesini içeri buyur etti. Sevgiyle karıştırdığı kekin hamurunu son defa spatulayla düzelttikten sonra önceden ısıttığı fırına sürdü. Minik gözlerinin, kırışmış yüzünde taze açan menekşeleri andırdığı anneannesi; dalgın bakışlarını balkondaki kış bahçesine doğru çevirerek, “Ben, çiçeklerimi öyle herkese emanet edemem, etmem. Dilinden anlamazlar, kırarlar çiçeklerimi, küstürürler. Ama Hatice... O başka! Bir ona emanet ederim ben nazeninlerimi. Çünkü o, üç kız evlat yetiştirdi. Kız evlat yetiştiren, çiçeklerin dilinden iyi anlar. Kızlarını bir çiçek hassasiyetinde büyütür, çiçeklerini de kızları gibi. Onun için komşum Hatice'ye bıraktım işte onları.”

Genç kadın gülümseyerek anneannesinin nur gibi parlayan yüzüne baktı. Bu ihtiyar beden, kendi kendine konuşurken dahi âdeta nadide bir sanat eserine dönüşüyordu.  Anneannesi 78 yaşında olmasına rağmen gözlüğe ihtiyaç duymadan mutfaktaki tüm ayrıntıları görür, bunlara müdahale etmekten de hiç çekinmezdi. Aslında sadece mutfaktakileri değil, torununun aklından geçenleri, kalbinde hissettiklerini de büyük bir rikkatle okurdu. Tezgâhın üzerinde bekleyen incir kabı canını sıkmış olmalı ki dolaba koymak için onu eline alırken diline pelesenk ettiği, kendisiyle özleşen o meşhur sözü söyledi, “Bak kızım! Yanlış anlama ama birini al, birini koy. O zaman mutfak dağılmadan rahatça çalışırsın.”

Kısa bir sessizlikten sonra kendisini başıyla onaylayan torununa bakarak, “Olmadı mı daha kek?” diye sordu. Torunu, bardaklara çayı doldururken mütebessim çehresini ona yöneltti, “Biz balkonda çaylarımızı içerken kekimiz de pişer anneanneciğim. O arada biraz hasbihâl ederiz. Senin güzel sohbetini özledim.” dedi.

Erguvanların uzandığı bu şirin balkonu, bir yandan da torununun özene bezene baktığı fesleğenin kokusu sarmıştı. Büyük saksıdaki ortancalar, onların gelişinden memnun; “Hoş geldiniz.” diyorlardı gülümseyerek. Genç kadın, anneannesinin yanına oturdu, “Dedem çok aksi bir insandı ama senelerce onunla huzur ve insicam içinde yaşadınız. Bunun bir sırrı var mı anneanne?” diye aklından geçenleri bir bir sordu.

“Var elbette kızım. Çok basit, birini alıp birini koyacaksın.” diye cevap verdi anneannesi. Biraz önce mutfakta konuştuklarını anımsayarak, “Onu biliyorum. Temiz, düzenli bir ev hanımı olmamız için senelerce bunu söylediniz. Mesele bu kadar basit mi? Düzen olunca evde, huzursuzluk olmuyor mu?” diye sorularına devam etti genç kadın.

Anneannesi önce bir soluklandı. Mesele sadece evi derleyip toparlamaktan ibaret değildi. O, “Birini al, birini koy.” derken aslında bütün bir hayatı şamil nasihatten haber vermekteydi. Başladı anlatmaya:

“Önce dinle bakalım evlat. Ben senelerce birini aldım, birini koydum. Eşimin iyi huylarını, güzel özelliklerini yanıma aldım; kötü huylarını çöpe koydum. Şeker hastasıydı, o yüzden çok sinirlenirdi. Hastalık ve öfkesini aldım, sevgi ve sabrımla şifasını önüne koydum. Unutma evladım; sevgi devaların başıdır. Sevginin olmadığı yerde maddi manevi hastalık bitmez!

Kayınpederim, deden daha çok küçük yaştayken vefat etmiş. Onlara hem anne hem baba olan kayınvalidem, o zamanın getirdiği şartlar içinde hayat ile mücadele etmiş; hayatla savaşmış âdeta! Kadınlığını unutmak zorunda kalınca annelikten de uzaklaşmış. Evlatlarını sevgi ve şefkatten mahrum büyütmüş. Deden büyük erkek kardeş olunca hayatın acımasız çehresiyle erken tanışmış. Bu etkenler onun içindeki merhameti öldürerek hırs ve öfkeyi, güçlü olma arzusunu karakterinde hâkim kılmış. Ben, onun içinden kin ve öfkeyi aldım; Rabb’imin lütfuyla ona üç evlat vererek kalbine merhamet tohumlarını ektim. Çocuklarımız büyürken o tohumlar da büyüdü. Evlatlarının her düşüşünde, dizleri kanadığında, gözyaşları aktığında biraz daha sulandı, büyüdü, yeşerdi her biri. Şimdi torunlar yiyor o tohumların meyvelerini.

Kayınvalidem bana söylendiğinde, kötü sözleri aldım pencereden açık havaya savurdum; ‘Büyüktür; yaptığı eleştiri kendimi geliştirmem için bir vesile.’ deyip yerine hoşgörüyü koydum. Bunu yaparken canım acımadı mı? Çok acıdı… Acıyı aldım, seccademe sürdüm, duama katık yaptım.

Kendi ailemin örf ve âdetlerini, orada gördüğüm nazenin muameleyi aldım; kilitli dolaplara sakladım. Onun yerine eşimin ailesindeki örf ve âdetlere açılan kapının kilidini koydum. Kapı şifreli gibi geldi önceleri... Onu açmak için epey çaba sarf etmem gerekti ama halis niyetin açamayacağı kapı yoktu. Sabrım ve emeğim ile o kapıyı da fethettim. Sadece çevremin bana uymasını beklemek yerine, ben de adım atınca ben onlara, onlar bana uyum sağlamaya çalışınca yaşam daha da kolaylaştı. Onlar beni, ben de eşimin ailesini kısa sürede candan ve özden görmeye başladık.

Gurbetin uzaklığını aldım; serçenin kanatlarına takıp bir güz mevsimi çok uzaklara gönderdim. Serçelerin o denli güçlü olacağını bilemezdim. Hırkamın içine yama yapıp ‘Eşimin, çocuklarımın yanındaysam bana her yer memlekettir.’ düsturunu kendime azık diye içine koydum.

Nefsimin sürekli kendisini savunan, haklı çıkarmak için avaz avaz bağıran sesini aldım; kavanozlara doldurup sıkıca ağzını kapattım. Onun yerine, kavga bitirici olan diğerkâmlığı ve nefis muhasebesini koydum.

Her tanıştığım insanı kendimi geliştirmek için vesile bilip başka mutfaklardan farklı tarifler aldım. Mutfakta hayal gücümü sonuna kadar kullanıp damaklarını şaşırtacak lezzetleri ailemin tabağına koydum.

Bencilliğimi aldım, yerine her an yuvamın menfaatini düşünme erdemini koydum. Baktım ki; ben dedeni düşünüp onun yaralarını sarmak için kendi merhemlerimi tükettikçe o bana merhem oluyor, üşüsem nefesiyle ısıtıyor.

Onun dağınıklığını aldım, yerine hayranlıkla seyredeceği ev düzeni koydum. Gördüm ki; evimde tertip ve düzen hâkim oldukça deden, benim özverime hayran kalıp kendine çekidüzen verdi.

Nefsimin emrettiği tembelliği alıp uzaklara saldım. Yerine ‘O hâlde bir işi bitirince hemen başka işe giriş.’ ayet-i kerimesini koydum. Bu prensibi yaşadıkça harekette bereket olduğunu, bereketin ise cömertçe huzur dağıttığını temaşa ettim.

Şeytanın vesveselerini kulağım ve kalbimden söküp aldım; yerine tüm güzelliklerin ve yegâne saadetin başı, burhan olan Kur’an’ın sesini koydum. Vahyin sesi evime hâkim oldukça gelen tüm misafirlerim evimde cennet bahçesi saadeti ile tanıştı.

Hadiseler karşısında suizannı aldım, yanan odunlarla sobaya attım; yerine hüsnüzan koyarak tüm bidayetlerimi temize çektim.

Bilirsin; biz hanımlar evimize, eşyamıza, üstümüze başımıza özenmeyi pek severiz. Ben, içimdeki bu heveslerin tüm aşırılıklarını aldım, yerine ‘Güzel ahlakım ve zarafetim en değerli ziynetimdir.’ düsturunu koydum.

Mal konusundaki haset ve mukayeseyi benliğimden aldım, yerine ‘hayırda yarışanlar’ olma gayesini koydum.

‘Dünya geçicidir, dünyalık olan da geçicidir.’ diyerek, beni kötülüğe ve günaha heveslendiren arkadaşlarımı hayatımdan çıkarttım, yerine ahretlik dostlar koydum.

İşte evladım; evlilik, birini alıp birini koymakla kerpiçten bir çatının altını cennet bahçesine çevirebiliyor. Ne sürekli her şeyi içine alıp sırtına yüklemekle bu yol yürünür ne de konuşup her şeyi dışarı atarak... Doğru da yanlış da işte tam da şuracıkta; özünde, sinende! Kulağını yüreğine, bakışlarını yuvanın menfaatine, aklını kişisel tekâmülüne raptet! Kendinle kavgan olmadıkça hiç kimseyle problemin kalmaz. Kadın, ailenin çekirdeğidir evladım. Sen kendini tanıdıkça eşini, evlatlarını tanıyacaksın. Tanıdıkça anlayacak, anladıkça mutluluk şerbetini yudum yudum tadacaksın. Ama bir an bile bu alışverişlerde öz saygını yitirmemek alışverişinin akdi olsun. Evlilik; duyguların, düşüncelerin zirvede yaşandığı ömürlük bir ticarettir. Göster bakalım bu ticarete mahir misin?”

Elini torunun sırtına koyarak; “Hadi bakalım! Kokusunun tüm evi sardığı incirli kekten bir dilim getir de, hüznü alıp mutluluğu koyalım yerine.” dedi, genç kadının dolu dolu olmuş bal rengi gözlerine bakarken. Önüne gelen kekten bir dilim aldıktan sonra “Tarçın,” dedi. “tam kıvamında olmuş.”

Bu kategoriden diğerleri: « Gün Işığı Beklemek »