Taşla Büyü(le)yen Zarafet...

Yazan  Fatma Nur Ünlü Sürer Salı, 04 Aralık 2018 22:24
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Sadaka taşları, taşın sıradanlıktan sıyrılıp kutsi bir anlama bürünerek “Hayırda yarışınız!” hitabının somut şeklidir. Kadim kültürümüzün zikre şayan eserleri arasındadır her biri. Öyle ki hem içtimai hem de iktisadi ilişkileri tanzim noktasında mühim bir görevi icra etmişlerdir. Adı bir yerde “Hacet Taşı” olur, başka bir yerde “Fıkara Taşı”… Her hâlükârda o taş bağrında fazilet taşır. İhtiyacından fazla olan malın muhtaca verilmesinin hayrını yüklenir sessiz sedasız.

Peygamber’in (s.a.s.) ümmetine yaraşır bir şekilde veren elin alan eli görmediği, fukaranın mahcubiyet duymadığı bir kardeşliğe ortak olur sadaka taşları.

Merhum Ahmet Yüksel Özemre sadaka taşı ile ilgili hatıralarından, "Üsküdar Ah Üsküdar" isimli eserinde şöyle bahseder: "Üsküdar'da bazı mahallelerde 'Fıkarâ Taşı' bulunurdu. Mahalle sakinleri yatsı namazına camiye giderken taşın kovuğuna bir miktar para bırakırlardı. Yatsı namazından sonra camiden ihtiyacı olanlar en son çıkar ve taşın yanından geçerken taşın kovuğuna ellerini daldırarak bir miktar para alırlardı. Kimse paranın hepsini kaldırmayı düşünmezdi. Ertesi günün ekmek parasını almak onlara yeterdi, öyle ki ertesi sabah fukara taşında hâlâ para kalmış olduğu dahi vaki idi.”

Sadaka taşlarının alametifarikası, sadece zengin fakir arasındaki bir münasebete dayalı sosyal bir ilişki doğurmakla kalmayıp bir şehri komşu, eş, dost, akraba nev’inden tüm unsurlarıyla kuşatıcı mahiyette olmasıydı. Medeniyetimizin güler yüzünün bir taşın üzerinde tecelli etmesiydi. Kovuk şeklinde veya duvarda gömme usulüyle oyularak yapılan taşlardan olurdu. Bazen ihtiyaç sahiplerinin sıklıkla uğrayabilecekleri yüksünmeden hacetlerini ifade edebilecekleri, sosyal yardım kurumlarının yakınlarına; dergâh, tekke, türbe, han, hamam, bîmâristan gibi yerlerin civarına konulurdu. Bazen bir mescidin avlusu ev sahipliği ederdi sadaka taşlarına. Kimi zaman da alanın ve verenin birbirleriyle karşılaşmalarının zor olacağı kuytuları mesken tutardı sadaka taşları.

Sadaka taşlarına daha ziyade akşam ve gece vakitlerinde bırakılan para, hakiki ihtiyaç sahipleri tarafından yine en tenha sayılan bu vakitlerde alınırdı. Yapılan nakdî yardımda, alan el konumunda olan ihtiyaç sahibinin hissedeceği mahcubiyetle, veren elde meydana gelmesi muhtemel kibir ve riyanın, gecenin örtüsüne büründürülerek yok edilmesi esas olmuştu.

Öylesine narin ve göze batmayacak şekilde yapılmış olan sadaka taşlarındaki kovuklara uzanan ellerin, ihsan için mi yoksa ihtiyaç için mi uzandığı belli olmazdı. Bir elin sığabileceği genişlikte olan bu oyuklarda nihayetinde alan da veren de hayır işlemiş olur, sadaka taşı, vazifesini gerektiği gibi ifa ederdi.

Zaman mefhumunu hesaba katmadan yürütülen bu hizmette öncelik yoksulun hakkının gözetilmesi, Hakk’ın rızasına uyun fiillerde devamlılık sağlanmasıydı. Kadim medeniyetimizden bugüne dek zamana direnmiş, varlıklarına başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun, bereketli tarihini barındıran coğrafyasında rastladığımız bu taşların anlattıkları, bir devrin İslam’ı anlama ve yaşatma gayretini ortaya koyması bakımından korunup yaşatılmaya değerdir. “…Hayır için yaptığınız her harcama kendiniz içindir. Verdiklerinizi ancak Allah rızası için verirsiniz. Hayır için yaptığınız her harcamanın karşılığını da hiçbir haksızlığa uğramaksızın tam olarak alacaksınız.” (Bakara, 2/272.) ayetini bu minvalde anlamak ve sadaka taşlarına bu nazarla yaklaşmak mühimdir.

Şimdilerde daha çok “Hatırat” kitaplarında nakledilen bu zarif abidevi taşlar, dinleyenlerde geçmişe karşı iç çekişlere kapı aralamaktadır. Anılarda kendilerine yer açarak yıllanmış dimağlarda “Bir vakitler…” diye başlayan cümlelere katık olmakta, siyah beyaz fotoğrafların eprimiş yüzünde kendini görünür kılmaktadır.

Üsküdar’da bir zamanlar bulunan Miskinler Tekkesi’nin sadaka taşı kadim kültürümüzün kıymetli bir nişanesidir. Geçmişte, cüzzamlı hastaların bakıldığı Miskinler Tekkesi’nde, cümle kapısının hemen önünde on on beş kadar taş sütun vardı. Bu sütunların oyuklarına yardımsever kişiler sadaka bırakır, toplanan paralarla tekkedeki hastaların ihtiyaçları giderilirdi.

İmrahor Camii’nden Eyüp Sultan’da bulunan Hatuniye Tekkesi’ne kadar nice ibadethane ve dergâhta sadaka taşları fakir fukaranın yüzünü güldürmekteydi. Konya’da halkın “hayrat deliği” olarak adlandırdığı Sahip Ata Külliyesi’nde bulunan niş, Sarı Yakup Camii'nin harem kapısı önündeki sütun, Yahyalı’daki (Kayseri), Şeyh Yahya Türbesi ile bitişiğinde yer alan Ulu Cami’nin ortak avlularında bulunan “hacet yeri”… Her biri bize kadim kültürümüzün birer nişanesi olarak diğerkâmlığı ve kardeşliği hatırlatmaktadır.

Bu kategoriden diğerleri: « Masal Gençlik ve İletişim »