Sizin Hiç Üvey Anneniz Öldü mü?

Yazan  Dr. Elif ARSLAN Çarşamba, 31 Ocak 2018 19:52
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Üvey annesinin vefatının ardından hıçkırıklara boğulan bir beyefendinin bu tepkisi ve üzüntüsü, “Sizin hiç babanız öldü mü, Benim bir kere öldü kör oldum” diyen Cemal Süreya’dan ilhamla bu başlığı attırdı bana. Belki de bir kısmınız bu başlığı “Sizin hiç üvey anneniz oldu mu?” olarak algılamışsınızdır. Zaten amaç biraz da buydu. Sizin hiç üvey anneniz oldu mu ya da siz üvey anne oldunuz mu?

"Üvey anne mağduru çocuğun öz annesi konuştu", "1 lira için üvey anne dayağı", "Üvey annesinin öldüresiye dövdüğü kız için karar verildi", "Bir üvey anne dehşeti daha", "Üvey anneden çocuklara korkunç işkence"

Bu tür haber manşetlerini, bu haberlerle ilgili pek çok ayrıntıyı çoğumuz defalarca duymuş ve kafamızda oluşan olumsuz "üvey anne algısına" karşı bilenmişizdir. Bizim hayatımızdan çok uzaklarda bir yerlerde kim olduğunu, nasıl bir hayat sürdüğünü, neler yaşadığını, neler hissettiğini bilmediğimiz ama illa ki kötü bir üvey anne vardır. Çocukların; masallardaki kötü kalpli cadıların, amacı kötülük yapmaktan ibaret olan devlerin böyle olmasını kabullendikleri gibi bizler de kabullenmişizdir “kötü üvey anne” yargısını. Hele de o üvey anne bilmediğimiz, tanımadığımız, hayatına dokunmadığımız meçhul biriyse “kötü, acımasız, kıskanç ve zalim” olmaktan başka bir şansı yoktur büyük ihtimalle çoğumuzun gözünde. En azından duyduğumuz, izlediğimiz yu-
karıdaki türden haberlerin bir yetişkinin bir çocuğa uyguladığı şiddet olarak değil “üvey anne dehşeti” olarak verilmesini kanıksamamıza baktığımızda bunu söylemek için yeterince sebebimiz var diyebiliriz.

Üvey anne peşinen en azından “şüpheli”

“Üvey anne” konusunda olumsuz bir bakış açısının varlığı hepimizin malumu. Peşinen en azından “şüpheli”dir o. Öz annenin çocuğuyla iletişiminde normal karşılanacak, eleştirilmeyecek, üzerinde durulmayacak pek çok husus; üvey anne ve üvey çocuk söz konusu olduğunda dikkatli, eleştirel ve peşin hükümcü bakışlara maruz kalmaktadır. Uzman psikolog Şeyda Kaplanoğlu masallarda, romanlarda, dizilerde, sinirli, kıskanç, çocukla rekabet içinde, kötü, merhametsiz, üvey çocuğa eziyet eden, ondan kurtulmaya çalışan bir üvey anne imajı çizildiğini hatırlatıyor. Çizilen bu imajın hem çocuk hem de üvey anne için önyargılar oluşturduğuna vurgu yapan Kaplanoğlu, açıklamalarına şöyle devam ediyor: “Kelime anlamı olarak üvey, öz olmayan demektir. Öz olmayanın yeterince iyi olmayacağı ile ilgili bir algı yanılması da söz konusudur. Temel anlamda üvey anne olmak demek, babanın bundan sonra yaşamını paylaşmak istediği kişinin çocuklara göre oluşan konumudur. Bu konumda kendinin olmayan çocuklara iyi davranan, olumlu ilişkiler içinde olan üvey anne modelleri de vardır.”

“Üvey anne” tabirine genellikle negatif anlam yüklenmesinin yanlışlığına vurgu yapan Uzman Psikolog Aynur Sayım ise konunun tamamen kişinin çocuğa yaklaşımıyla ilgili olduğunu ifadeyle şöyle söylüyor: “Çocukla bakım veren kişi arasındaki bağlanma, temeli oluşturur. Bu anne, anneanne, hala, teyze veya üvey anne olabilir. Bakım veren ile çocuk arasında sağlıklı-güvenli bağlanmanın yakalanması durumunda bakım verenin kim olduğunu, öz mü üvey mi olduğunu sorgulamak anlamını yitiriyor aslında. Fakat haklısınız; ‘üvey anne’ terimine genellikle negatif anlam yüklenmiş durumda, bu bir yanılgı… Öz anne-çocuk ilişkilerinde de çeşitli nedenlerle güvensiz-sağlıksız bağlanma söz konusu olabiliyor.”

Üvey anne olmak…

Her aile içinde çeşitli sebeplerle sorunlar yaşanabilir. İkinci evliliklerde ise bu sorunların yanı sıra yeni evliliğin şartlarından kaynaklanan başka sorunlar gündeme gelebilir. Önceki evlilikten olan çocuklar söz konusuysa devreye giren “üvey”lik, yeni ailede ilişkileri oturtma gibi konular, evliliğe uyum sürecinde bütün taraflar için kaygı oluşturan gerçekliklerdir. Bu kaygılara bir de olumsuz üvey anne algısı eklendiğinde ne olur peki? Bu yargı üvey anneleri yanlış tutum ve davranışlara yönlendirir mi? Kaplanoğlu üvey anneye yüklenen imajın, onun psikolojisini de etkilediğini, bu imajı değiştirme çabası içine girdiğinde ise sınırlarını koyma, duygularını bastırma, disiplinli davranma konularında kararsızlıklar yaşayabildiğini ifade ederek şu noktalara vurgu yapıyor: “Her biyolojik anne, çocuğuna zaman zaman çeşitli olumlu olumsuz tepkiler verir. Üvey annenin olumsuz tepkisi daha olumsuz, olumlu tepkisi de küçümseyici, sahte olarak görülebilir. Bu algıları engellemek isteyen bir üvey anne; çocuğun onaylamadığı bir davranışını görmezden gelmek, kendine yapılan saygısızlığı koşulsuz kabullenmek, babayla olan keyfi ya da keyifsizliği gizlemeye çalışmak,  çocuğa kendisini kabul etmesi için maddi hediyeler almak, aşırı özveride bulunmak gibi davranışlara girebilir. Bu psikoloji kendini anne rolü oynamaya mecbur hissetme, eşiyle çocuk arasında dengeler kurma çabası, yeni birlikteliğinde hata yapmama isteği, iyi olanı koruma adına daha çok çaba sarf etme ve sorumluluk almadır.”

Üvey çocuk olmak…

Sözünü ettiğimiz olumsuz yargıları bir tarafa bıraktığımızda da zor olduğunu görürüz “üvey” olmanın. Üveylik ikileminin hangi ucunda olduğunuz fark etmez aslında bu zorluk açısından. Üvey anne-baba, üvey çocuk… Herkes kendi durduğu yerden yaşar zorlukları ve oradan bakar olanlara. Üvey anne kendisini kabul ettirme ve yeni düzene uyum sağlamayla ilgili zorluklar, endişeler yaşarken anne veya babasının yeniden evlenmesiyle hayatında hiç beklemediği bir sayfa açılan çocuk için de durum hiç kolay değildir. Hangi sebeple olursa olsun bir yuvanın dağılması o evin çocukları için süregiden normal yaşamlarında ciddi bir kırılmadır. Yaşına, psikolojik yapısına, yaşadıklarının türüne, anne-babasının yaşanan olaylar sırasında ve sonrasındaki tavırlarına ve/veya başka etkenlere bağlı olarak değişiklik gösterse de her çocuk bu kırılmadan, yaşanan değişikliklerden bir şekilde etkilenir. Kaplanoğlu bu durumdaki bir çocuğun yaşayabileceği sıkıntıların sebebini şöyle özetliyor: “Ebeveynin tekrar evlenmesi çocukların hayatında yeni bir karmaşaya yol açar. Aileye yeni katılan bir yetişkin vardır. Üstelik onu sevmesi konusunda bir beklenti söz konusudur. Yeni bir eve taşınmak, çevre veya okul değiştirmek, yeni arkadaşlara, akrabalara alışmak veya ev içindeki yeni düzen ve kurallara uyum sağlamak onun için bir sıkıntı olabilir. Eğer üvey annenin çocukları varsa durum daha da karışık olacak, ev kalabalıklaşacak, hafta içi hafta sonu geliş gidiş trafiği artacak, düzen değişecektir. Çocukların hayatlarındaki tüm kayıplar ve değişiklikler; anne-babalarının boşanması veya onlardan birinin ölümü ile birlikte başlayan, hayatları üzerinde çok az kontrol sahibi oldukları duygusunu kuvvetlendirecektir. Çoğu çocuk içindeki bu stresi öfkeli davranarak, her şeye itiraz ederek, kendilerinden istenen şeyleri yapmayarak, kardeş ya da arkadaşlarıyla sık sık kavga ederek, okul başarılarının azalmasıyla ya da içine kapanarak, depresif ve endişeli olarak gösterir.

Bazı anne-babalar, eski eşlerinin hayatındaki yeni kişiye cephe alarak çocuklarını kendi taraflarına çekmeye çalışırlar. Bu durumda çocuklar aslında hoşlanacakları üvey anneye karşı kendilerini korurlar. Hoşlansalar da aksi yönde davranırlar. Çelişkiler ve suçluluk duygusuyla dolu bir hayat içinde olurlar.”

Bırakın çocuğu, bir yetişkin için bile yeterince sıkıntı verici olabilecek bu durumda çocuğun olumsuz ve tepkisel davranışlarının sebebini anlayıp süreci doğru yönetebilmek çok önemli görünüyor. İyi bir üvey anne olup olmamak burada devreye giriyor belki de. Bu noktada Kaplanoğlu “İşte çocuğun bu durumlar nedeniyle davranışlarındaki olumsuzluğu yönetebilecek, çocukla rekabete girmeyecek, babayla kurduğu dengeli ilişki ile huzurlu bir ortam sağlayacak, annelik çabasında olmak yerine anlayışlı davranan bir yetişkin modeli ile yaklaşım, kişiyi yeterince iyi bir üvey anne yapacaktır.” diyerek konunun üvey anne cephesinden nasıl ele alınması gerektiği konusunda oldukça faydalı ipuçları sunuyor.

Eşinin çocuğunu kabullenmiş olmak aslında her şeyden önce bir niyet ortaya koymaktır. Gerisi bundan sonra gelecektir. Psikolog Aynur Sayım da eşlerden birinin diğer eşin çocuğunu kabul duygusunun önemine vurgu yaptıktan sonra ekliyor: “Kişi bu duruma kendisini yeterince hazır hissetmiyor ise sorunun niteliğine göre bireysel terapi veya aile terapisi almasını öneriyoruz.”

Üvey anneyseniz…

Dikensiz bir gül bahçesi olmayan hayatlarımızda yaşanan bir fırsat ve imtihan olarak hissesine üvey annelik düşenler için kanımızca her şeyden önemli olan halis bir niyettir. Kendi mutluluğu, eşinin ve onun çocuklarının, varsa kendi çocuklarının mutluluğu için eşinin çocuklarını, yeni hayatını ve onun getireceği sorumlulukları kabullenmekle başlayacaktır pek çok olumlu gelişme. Buraya kadar söylediklerimizden üvey annenin kendisini yok saymasından ve adamasından bahsetmediğimiz anlaşılacaktır. Zaten belki de bu durumda yapılacak en büyük hatalardan biri ön yargıların ya da beklentilerin oluşturduğu kaygı ile fazlaca verici ve doğal olmayan bir davranış tarzıdır. Aynur Sayım doğallıktan uzaklaşan kişinin hatalar yapabileceğini söyleyerek uyarıyor: “İlgi eksikliği gibi fazla ilgi ve tolerans da ciddi sorunlara sebep olur.”

Çocuğun üvey anneli yeni hayata daha çabuk adapte olması, durumu kabullenmesi için her şeyden önce zamana ihtiyaç olduğunu unutmamak önemli görünüyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu zaman zarfında çocuğa kendisinden üvey anneyi öz anne yerine koymasının beklenmediğini, annesiyle kendisinin arasına kimsenin giremeyeceğini, üvey anneyi kendisini sevecek ve yardım edecek bir kişi gibi kabul edebileceğini, bu birlikteliğin herkesin yaşamını kolaylaştıracağını anlatmanın, onun durumu kabullenmesini çabuklaştıracağını ifade ediyor ve önemli bir hususa vurgu yapıyor: “Anne-çocuk ilişkisinde iki sözden biri sevgidir fakat sevgi tek başına yetmez. Saygı sevgiden öce gelmelidir. Kendisine saygı duyulduğunu hisseden çocuk bir süre sonra aynı davranışı örnek almaya başlar ve sağlıklı bir ortam yaratılabilir.” Şeyda Kaplanoğlu da bu konuda şunları söylüyor: “Ona değer vermek, büyük bir insanla konuşuyormuş gibi konuşmak, çocukça tepkilerine izin vermek gerekir. Çocuğu takdir etmek, olumlu özelliklerini övmek, yargılamamak, alay etmemek, küçümsememek, inatlaşmamak, sevdiğini söylemek, saçını okşamak, gece üzerini örtmek gibi duygusal ve davranışsal çabalar aradaki bağı kuvvetlendirecektir. Gözlerinizdeki sıcak bir bakış bazen iletişim için yeterli bile olabilir. Onu beğenmediğinizi, onaylamadığınızı, sevmediğinizi hissediyorsa bu konunun sebebi farkında olmadan verdiğiniz sözlü ya da sözsüz bir mesaj olabilir. Bu konunun nedenlerini kendiniz için değerlendirebilirsiniz.”

Babanın tavırları önemli

Üvey anne-çocuk iletişiminin başarısında babanın rolü çok önemlidir. Başlarda çocuk üvey anneye karşı olumsuz tepkiler gösterebilir, ona karşı ön yargılı davranabilir. Bunların olabileceğini bilen baba, çocuğu üvey anneyi kabullenmesi konusunda zorlamaz. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, babanın üvey anne ile çocuk arasında bir problem yaşandığında, olayı iki tarafı da dinleyerek nesnel bir şekilde değerlendirdiğini çocuğa hissettirmesi gerektiğini söylüyor: “Babanın yaklaşımı önemlidir, çocuk babasını bir avukat gibi değil, bir hâkim gibi görmelidir. Çocuk ‘Ben ne yaparsam yapayım babam benim yanımda.’ dememeli ama doğru davrandığı takdirde babasının yanında olacağından da emin olmalıdır.”

Kaplanoğlu da çocuğun gösterdiği istenmeyen tepkiler karşısında babanın her iki tarafı da birbirine anlatan, özellikle taraf tutmayan tarzının yardımcı olacağını belirterek şu noktalara dikkat çekiyor: “Öz anneye yönelik olumsuz konuşma ve yaklaşımlarda bulunulmaması gerekir. Ayrıca ilişkide yaşanan keyif ve huzur, çocuğun kendini o aileye ait ve değerli hissedeceği yaklaşımlar, çocuğun üvey anneyi daha kolay kabul etmesini sağlayacaktır.”

Üvey anneler için küçük ipuçları

Öncelik evlilik ilişkisine verilmelidir. Mutlu çift, çocuklarına daha iyi ebeveynlik edecektir.

 Öz ve üvey ebeveyn ailedeki her çocuğa ayrı ayrı, özel zaman ayırmalıdır. Bu, çocukları daha iyi tanımayı ve yakın ilişkiler kurmayı sağlayacak, eşle rekabete girmeyi engelleyecektir.

 Disiplin ve kararlar biyolojik ebeveynin sorumluluğudur. Üvey ebeveynin sorumluluğu konusundaki sınırlar da ortaklaşa belirlenmelidir. Uyguladığında da desteklenip onaylandığı çocuğa belirtilmelidir.

 Çocuklara üvey anneye hitap konusunda baskı uygulanmamalı, hitap şeklini kendilerinin seçmelerine izin verilmelidir.

 Düğün törenlerine isterlerse katılmalıdırlar.

 Duygu ve düşüncelerine saygı gösterilmeli, olumsuz paylaşımları konusunda aktif dinleyici olunmalıdır.

 Öz ebeveynleriyle ilişkiler konusunda değişiklik olmamasını sağlayarak aralarında sorun yaşandığında arabuluculuk yapılmalıdır.

 Yeni gelenekleri oluşturmanın yanında eski ilişkideki gelenekleri de canlı tutmak çocuklara süreklilik duygusu verir ve onları rahatlatır.

 Her çocuğa eşit davranılmalı ve eşit disiplin kuralları uygulanmalıdır.

Sizin Hiç Üvey Anneniz Öldü mü? Evet, öldü. Bazı soruların cevabı bu kadar kısa olmamalı ama. Benim annemdi o. Küçücük bir çocukken itildiğim annesizlikten beni çekip çıkaran, oğul bilip bağrına basan… Dişim kırıldığında benden çok kederlenen… Saçlarım dökülmeye başladığında “Yakışıklı oğlum” diye teselli eden, askerde her hafta telefonlarımı dört gözle bekleyen, ilk işe girdiğimde benden çok sevinendi. Bir defa bile esirgemedi benden “Oğlum” lafını. Sevdi, kızdı, yine sevdi, anneydi o, annemdi. Tuttuğu o minik eli hiç bırakmadı. Hastanede başucundaydım. Bu defa ben ıslak havlular koydum alnına. Yüzüne karışan saçlarını usulca topladım. O büyük sonu birlikte bekledik. Yan yana ve el ele…

“Bir kişi üvey anne rolünü üstleneceği bir evliliğe adım atmadan önce kendisini çok iyi tanımalı ve durumu çok iyi analiz etmelidir. Çünkü evlilikle beraber üvey çocuğun ruhsal sorumluluğunu da üzerine alacak ve büyük bir ihtimalle üvey çocuğuna kendi öz çocuğuna davrandığı gibi rahat davranamayacaktır. Üveyliği hissetmeden ve hissettirmeden davranma psikolojisine girebilen anneler vardır; ama bu vericilik ve ciddi bir sorumluluk isteyen bir şeydir.” Nevzat Tarhan

Bu kategoriden diğerleri: « Evlilik: Doğru İnsan Doğru Karar