Çocuk İhmal ve İstismarı

Yazan  Sema YİĞİT Cumartesi, 03 Mart 2018 19:58
Öğeyi Oyla
(3 oy)

Emanetin En Somut ve En Hassas Hâli Çocuklar

Diyanet İşleri Başkanlığımızın Aile ve Dinî Rehberlik Bürosuna gelen telefonlar, bazen yıllarca dile getirilmemiş acıları ve hayat hikâyelerini bize ulaştırır. Bu defa da gelen telefonla ilk defa kelimelere dökülüyordu yaşananlar…

“Hocam; benim bir sorum var ama nasıl söyleyeceğimi, nereden başlayacağımı bilemiyorum… Anne olunca insan hayata daha farklı bakıyormuş. İyi bir evliliğim; henüz iki aylık, sağlıklı bir bebeğim var… Elhamdülillah görünürde her şey yolunda. Ama benim içimde fırtınalar kopuyor, duygularım karmakarışık, en mutlu olmam gereken zamanlardayım ama çok büyük korkular yaşıyorum. Tüm bunların nedeni ise çocukken yaşadıklarım. Bunları size anlatmak çok zor, çünkü bu yaşıma kadar kendime bile itiraf edemedim olanları. Babam vefat ettikten sonra yanlarında kalmaya başladığımız bir akrabam tarafından tacize uğradım. Önceleri ne olduğunu anlayamadığımdan; daha sonra ise korkumdan, utancımdan gizledim hep. Hiç olmamış gibi davranırsam her şey düzelir sandım. Ama sonra, hele anne olduktan sonra içimde kocaman bir dağa dönüştü yaşadıklarım. Kendimi koruyamadım yıllar önce, ya şimdi bebeğimi de koruyamazsam… O bana Allah’ın emaneti.”

Gerçekten iç içe geçmiş acıların bir araya geldiği, çok can yakıcı bir görüşmeydi… Elbette bir çocuğun kendini koruyamadığı için suçluluk duyması doğru değil; ancak bir anne olarak çocuğunu emanet olarak görmesi gerçekten çok değerli.

Emanet; ömrümüz boyunca bizi bırakmayan, kalbimizden, düşüncemizden ve hayatımızdan hiç eksik olmayan en değerli kavramlarımızdan biridir. El-Emin lakabıyla tanınan Peygamberimiz “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” (Ebû Dâvûd, Zekât 45.) buyururken emanete ihanet etmeyi de nifak alametleri arasında saymaktadır. Emanet bilinci, insanlığın elinde bozulmaya başladığı her dönemde Cenab-ı Allah tarafından peygamberleri eliyle yeniden sahih çizgisine çekilmiş, çağlar boyu nesilden nesle devredilmiştir. Bu büyük ve mukaddes emanet olgusunun en somut ve en hassas hallerinden biri de çocuklardır elbette. Ama daha özel bir alanda söylemek gerekirse bu dünyada bizlere verilen emanet, onların “çocukluk”larıdır. Zira çocukluk dönemi insanın en masum, en zayıf ve korunmaya en fazla ihtiyaç duyduğu; aynı zamanda da kişiliğinin şekillendiği dönemdir.

“Çocukluk: İnsanın anavatanı” diyor Doğan Cüceloğlu, bu dönemin insan hayatındaki önemine dikkat çekerek. Yavrularımızın çocukluk döneminin sağlıklı olması ileride sağlıklı bir yetişkin olabilmelerinde en önemli etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. İnsan, yaşı kaç olursa olsun, hayatının birçok döneminde çocukluğuna özlem duyuyor ve oraya dönüşler yapıyor. Çocukluk dönemini sağlıklı yaşamış bireyler, oradan tekrar gerçek hayatına dönmeyi başarabiliyor. Aksi durumda çocuklukta yaşadıkları olumsuzluklara takılı kalmaları, hayatı sürdürmekte zorlanmaları ve acı çekmeleri söz konusu olabiliyor.

Çocukluk döneminde karşılaşılan olumsuz durumlardan biri ihmal ve istismardır. Bu; çocuğun, başta anne babası olmak üzere ona bakmakla yükümlü olan kimselerin ve diğer yetişkinlerin beslenme, giyinme, barınma, eğitim, sağlık ve sevgi gibi temel ihtiyaçlarını ihmal etmeleri sonucunda bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişiminin engellenmesi anlamına gelmektedir. Bu açıdan aile ile birlikte okul ortamı da çocukların hayatında büyük önem taşır. Zira okul ortamı; çocukların aile dışında diğer yetişkinler tarafından gözlemlenmesine, ihmal ve istismara uğrayan çocukların ilgili makamlara yönlendirilmesine imkân vermektedir. Çocukların, ailelere olduğu kadar okulda görev yapan yetişkinlere de birer emanet olduğu unutulmamalıdır.

Hangi Davranışlar İhmal ve İstismara Girer?

Dünya Sağlık Örgütüne göre çocuk istismarı; bir yetişkin tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlar olarak kabul edilmektedir. İstismar; fiziksel, cinsel ve duygusal istismar olarak ele alınmaktadır. Bu istismar türleri arasına, bir çocuğun yaşı ve gücü ile orantılı olmayan işlerde ucuz emek karşılığı olarak çalıştırılması anlamına gelen ekonomik istismarı da ekleyebiliriz.

Duygusal istismar; çocuğun ruh sağlığını etkileyen; reddetme, aşağılama, tehdit etme, suçlama gibi davranışlara maruz kalması ve kendisinden yaşına uygun olmayan beklentilerde bulunulmasıdır ki saptanması en zor olan ve aynı zamanda en yaygın olarak görülen istismar türüdür. Tekrarlayıcı bir tavır olarak çocuğu küçümsemek, ona başkalarının suç ve sorumluluklarını yüklemek, çocuğa karşı düşmanca tavır sergilemek, onun duygu ve düşüncelerini ifadede, öğrenme, beceri edinme ve sosyal ilişkilerinde özgürlüğünü kısıtlamak ve engellemek gibi kötü muameleler çocuğun duygu dünyasını yerle bir etmektedir. Yetişkinlerin ağzından kolayca çıkan ve çok sıradan görülen “erkekler ağlamaz/korkmaz, senin için saçımı süpürge ettim, beceriksiz, korkak” gibi ifadeler; o minicik bedenlerin ruhlarını yaralayan birer silaha dönüşmektedir.

Bir çocuğun kaza dışında bedensel bütünlüğünün zarar görmesi ya da bozulması ise fiziksel istismardır. Dövmeyi bir ceza ya da terbiye aracı olarak gören aileler maalesef çocuklarına fiziksel istismarda bulunduklarının farkına bile varmamaktadırlar. Çocuk; dayak atma, ısırma, sarsma gibi davranışlar sonucunda yaralanmış ise onun fiziksel olarak istismar edildiği ortaya çıkmaktadır. Aksi hâlde bu davranışlar yakın çevre içinde kalmaktadır. Bu açıdan sağlık çalışanlarımız da büyük bir dikkatle çocuklarımızın yaralanma hikâyelerine kulak vermektedirler.

İstismar çeşitleri içinde saptanması en zor olanı maalesef tüm dünyada da giderek artan cinsel istismarlardır. Cinsel istismarlar genellikle uzun süreçte yaşanmakta ve çoğunlukla gizli kalmakta, gizlenmektedir. Cinsel istismar, çocuğun bir erişkinin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması ya da kullanılmasına göz yumulması olarak tanımlanmaktadır. Toplumumuzda cinsel istismara sadece kız çocuklarının maruz kaldığı ve istismarcının genelde aile dışından, tanınmayan kişiler olduğu şeklinde yanlış bir kanaat vardır. Oysa araştırmalar erkek çocukların da cinsel istismara maruz kaldığını ve istismarcıların çoğu zaman çevreden ve tanınan kişilerden olduğunu ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Bahar Gökler, “Cinsel istismar daha çok çocuğun tanıdığı, yakından bildiği, güvendiği, aile bireyleri ya da yakınları tarafından gerçekleştirilmektedir.” diyor. Prof. Dr. Gökler; çocuğun güvendiği, değer verdiği, yakın hissettiği, kendisini güvenli bir biçimde teslim ettiği kişiler tarafından ihanete uğradığını ve örselendiğini dolayısıyla bu noktada çocuğun yaşadığı en büyük travmalardan bir tanesinin ihanete uğramak olduğunu söylemektedir. Bazı durumlarda çocuğu, kendisini koruması gereken yakınlarına karşı korumak gerekmektedir ki bu gerçekten çok karmaşık bir durumdur.

Uzmanlar can sıkıcı olsa da şu uyarılarda bulunuyorlar: "Herkes istismarcı olabilir; istismarcıların %96’sı erkek ve çocuğun tanıdığı biridir. Her yer istismar mekânı olabilir; asansör, sokak, bodrum, bir arkadaşın evi, boş inşaatlar, genel tuvaletler… Ve maalesef sanal ortamlar… Günümüzde teknolojik değişimlerle birlikte internet yoluyla da çocuklara cinsel istismar söz konusu olabilmektedir."

Peki, Çocuklarımızı Cinsel İstismardan Korumak İçin Neler Yapmalıyız?

Tam da bu noktada çocuklarımızı yetiştirirken evde ve okulda mahremiyet eğitiminin verilmesinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Kendi bedenlerini tanımayı ve kendi güvenliklerini sağlamayı öğretelim yavrularımıza… "HAYIR!" demeyi öğrensin çocuklarımız… Bedeninin kendisine ait olduğu; o izin vermediği zaman bedenine, özellikle de mahrem alanlarına kimsenin dokunamayacağı; olumsuz bir durumla karşılaştıklarında yüksek sesle yardım istemesi, bağırması ve kaçması gibi eğitimleri çocuklara vermemiz hayati önem taşımaktadır. Arkadaşlık ve sevgi ifadeleri, iyi dokunma ve kötü dokunma, haklar ve sorumluluklar, istismar konusunda en önemli kavramlardır.

Gerçek şu ki çocuklarımızı böylesi acı olaylardan korumanın en etkili yolu onlarla sevgiye dayalı bir iletişim kurmak ve bu sayede onlarda meydana gelebilecek değişimleri fark edebilmektir. Onlara verebileceğimiz en değerli duygu, bizimle her şeyi paylaşabileceklerine dair hissettirdiğimiz güvendir. Güven ve aidiyet duyguları ailede kazanılmaktadır. Sağlıklı bağlanan, güven ve aidiyet duygusu olan çocuklar; ileride çok daha az tacize uğramakta, tacize uğradıklarında ise konuşabilme gücü ve cesaretini gösterebilmektedirler.

İstismar İpucu Verir

Çocuklar ihmal ve istismara uğradıklarında kendileri bunu gizleseler bile farkında olmadan ipuçları da verirler. Dikkatli ve güven hissettiren yetişkinler çocuklardaki bu değişiklikleri ya da travmaları kolaylıkla görebilirler. İhmal ve istismara uğramış çocuklarda belirgin davranışsal semptomlar görülmektedir.

Örneğin; okulda problemler yaşayabilirler, okul başarısında fark edilir bir düşme olur. İnsanlardan uzaklaşıp kendi içine çekilebilir, insanların kendisine dokunmasından rahatsız olur ve tepki gösterirler. Kendilerini kirliymiş gibi algılayarak sık sık temizlenme ihtiyacı duyabilirler. Sosyal ilişkileri bozulabilir, yaşları elverdiği doğrultuda suça yönelebilirler. Yaşına göre bilmemesi gereken cinsel eylem ve konuşmalar yapabilir. Oyunları ile ve çizdiği resimlerle ipuçları verebilirler.

Çocukların ihmal ve istismarı sonucunda daha keskin belirtiler de görülebilir. Öfke nöbetleri, depresyon ya da aşırı hareketlilik, uyku sorunları, olayla ilgili kâbuslar görme, iştahsızlık ya da aşırı yeme, baş ağrısı, bulantı…

Dikkat eksikliği, özgüvenlerinde düşüş, dissosiyatif bozukluklar (unutkanlık, uykuda konuşma ve yürüme), ağız ve genital organlarda yaralar gibi etkiler daha kolaylıkla fark edilebilecek belirtilerdir.

Çocuğun Sessiz Kalmak İstemesinin Altında Yatan Sebepler Nelerdir?

Çocuk, durumu algılayamayacak kadar küçük ise yaşadıklarını söylemez. Bazen istismarı yaşarken gördüğü ilgiyi anlamlandıramamış, kafası karışmış, tehdit edilmiş, korkutulmuş veya sessiz kalması karşılığında kendisine rüşvet verilmiş olabilir. Utandığı yahut cezalandırılacağını düşündüğü için sessiz kalabilir. Kendisini suçlu hissediyor ya da kimsenin kendisine inanmayacağını düşünüyor olabilir. Çocuklar, ancak maruz kaldıkları davranış arttığında, yapılanın yanlış olduğunu fark ettiklerinde, kardeşleri de aynı duruma maruz kaldığında, kendilerine güven veren biri ile karşılaştıklarında istismara uğradıklarını açıklayabilirler.

İstismar Varsa Ne Yapmalıyız?

Herhangi bir şekilde şüphe duyduğumuzda, olumsuz bir durum tespit ettiğimizde ya da çocuk yaşadığı olayı bizimle paylaştığında ne yapmalıyız? Öncelikle soğukkanlı olmalı ve onlara inanmalıyız. Çünkü çocuklar böyle bir konuda pek yalan söylemezler. Sakince olayı sonuna kadar dinlemeli ve asla çocuğu suçlamamalıyız. Bize güvenmesini sağlayıp onu sevdiğimizi ve ne olursa olsun yanında olacağımızı ifade etmeliyiz. En yakın güvenlik birimine karakola, jandarmaya, cumhuriyet savcılığına gidip durumu anlatmalıyız. Yasal süreci hızla başlatmakla kalmayıp mutlaka psikolojik destek aldırmalıyız. Bunlar yapmamız gerekenler… Yapmamamız ge-
reken ise asla paniklememeli ve endişelerimizi çocuğa yansıtmamalıyız. Çocuğu yaşadıklarından dolayı sorgulamamalı, olayın detaylarını merakla öğrenmeye çalışmamalıyız.

“Hepiniz Çobansınız, Güttüklerinizden Mesulsünüz.”

Sadece anne baba olarak değil; öğretmen, doktor ya da sade bir vatandaş olarak her bireyin içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları vardır. Peygamber Efendimiz sorumluluk alanlarını ifade ederken her bir ferdi halkanın içine dâhil etmekte ve “Hepiniz birer çobansınız, sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz” (Buhârî, Cum’a, 11.) buyurmaktadır. Söz konusu, çocuklar olduğunda bireysel ve toplumsal sorumluluklar ve devletin refleksleri en üst düzeyde varlık bulmalıdır. Her türlü istismardan ve kötülükten korunarak beden ve ruh sağlığı zedelenmeden yaşanabilir bir toplumda güvenle büyümek, önemsenmek, anlaşılmak, sevilmek, sayılmak, desteklenmek, özgür ve mutlu olmak, adalete güvenmek, eğitim görmek, tüm çocukların hakkıdır. Çocuk haklarını korumak ise hepimiz için bir zorunluluktur.

Türkiye son yıllarda çocuklara yönelik ciddi adımlar atmıştır. Bu adımların en önemlilerinden biri 2005 yılında kabul edilen Çocuk Koruma Kanunudur. Ülkemiz, 2007 yılında imzaladığı, Çocukların Cinsel İstismar ve Sömürüye Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi başta olmak üzere çocuklarla ilgili uluslararası sözleşmelerin tarafıdır. 2010 yılında Anayasamızın 41’inci maddesinin başlığı, çocuk haklarını vurgulayarak “Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları” olarak değiştirilmiş, “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” vb. fıkralar eklenmiştir. 2006 yılından bu yana özellikle Şiddet Ön İzleme ve İzleme Merkezleri, Çocuk İzlem Merkezleri, hastane, üniversite temelli Çocuk Koruma Merkezleri kurularak faaliyete geçmiştir. 2011 yılında çocuk koruma alanında icracı bir makam olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştur.

Çocuğa yönelik istismarın tespit edilmesi konusunda Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva Şahin Kavaklı şu hususlara dikkat çekmektedir: “Çocuk istismarı açısından sorgulama yapıldığında; alınan bilgilerin çelişkili olması, bu bilgilerin fiziksel muayene bulgularına uymaması, şüpheli travma öyküsünün birden fazla olması, ebeveynin kazadan kardeş veya üçüncü şahısları sorumlu tutması, çocuğun kendisinin kazadan sorumlu tutulması, çocuğun ebeveyni suçlaması, çocuktan gerçekçi olmayan beklentiler olması çocuk istismarını akla getirmelidir.”