Şehit Yetimi Muhaddis Bir Genç: Ebu Said el-Hudrî (r.a.)

Yazan  Doç. Dr. Salih Kesgin Salı, 04 Aralık 2018 21:48
Öğeyi Oyla
(5 oy)

Uhud Harbi’ne katılmak üzere, babam beni Resulüllah’a (s.a.s.) götürdüğü zaman on üç yaşındaydım. Resulüllah (s.a.s.) ile karşılaştığımızda, babam harbe katılmak istediğimi ifade etmek maksadıyla “Kemikleri kuvvetlidir.” diyerek, sefere katılmam için gerekçeler gösterdiği hâlde, yaşımın küçüklüğü sebebiyle Resulüllah (s.a.s.) kabul etmedi.” (Hâkim, el-Müstedrek, III/650.)

Ebu Said el-Hudrî (r.a.), Uhud Gazvesi’ne katılma hususundaki isteğini aktarırken nakleder bu ifadeleri. Asıl ismi “Sa’d bin Mâlik” olan Ebu Said (r.a.), Medine’de İslamiyet’in yayıldığı ilk sıralarda Müslüman olan bir ailenin evladıydı.

Bedir Seferi’ne katılmayı çok arzu etmesine rağmen yaşının küçüklüğünden dolayı talebi babası tarafından kabul edilmeyen Ebu Said el-Hudrî (r.a.), aynı coşkuyla yer almak istediği ama bu sefer de Resulüllah’tan müsaade alamadığı için katılamadığı Uhud seferinde babasının şehadet şerbetini içmesiyle yetim kalmıştı.

Âlemler sultanı Efendimizin (s.a.s.) “… Kim istemekten sakınırsa Allah o kimseyi iffetli kılar. Gözü tok olanı Allah zengin eder. Kim sabretmek isterse Allah ona sabır ihsan eder. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş bir nimet verilmemiştir.” (Buhârî, “Zekât” 51) ifadelerini işitmesi nedeniyle, babasızlığın getirdiği ekonomik zorlukları tecrübe ettiği bir dönemde, ailesinin ihtiyaçları için dahi yardım talep etmekten geri duran Ebu Said el-Hudrî (r.a.) bundan sonraki hâlini şöyle anlatır: “…  Cenâb-ı Hak bize rızkımızı gönderdi. İşimiz öyle düzeldi ki Ensar’ın en zenginlerinden olduk.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, XVII/488)

Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke’nin Fethi, Huneyn ve Tebük gazalarında fahr-i kainat efendimiz ile birlikte bulunandır o. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gabe, II/451.)

Hz. Ömer ve Hz. Osman devirlerinde Medine’de fetva makamında olan, Hz. Ali devrinde ise Nehrevan seferinde bulunandır o.

Hayatında maddi ve manevi cihadın heyecanını birlikte yaşayan, bir taraftan cihat meydanlarında çarpışırken diğer taraftan da Suffe Meclisi’ne devam ederek ilim tahsil eden, Medine’de zamanının çoğunu Suffe’de geçirendir o.

Resulüllah’ın (s.a.s.) vefatından sonra hadis ve fıkıh ilmiyle meşgul olan, birçok talebe yetiştiren, genç sahabilerin en âlimidir o. 

İlim öğrenmek için gayret gösteren öğrencilerini, “Merhaba Resulüllah’ın bize vasiyet ettiği kimseler!” ifadeleriyle karşılayan; Hz. Peygamber’in, “İslâmiyet’i öğrenmek üzere dünyanın dört bir yanından insanların geleceğini haber verdiğini ve ashaba onlara iyi davranmalarını tavsiye ettiğini” (Tirmîzî, “İlim”, 4) nakledendir o.

“İmam” ve “Medine Müftüsü” lakaplarıyla anılan, pek çok içtihadı ve fetvası kaynaklarda yer alandır Ebu Said el-Hudrî (r.a.).

Resulüllah’ın (s.a.s.) terbiyesi altında büyüyen, rivayet ettiği 1170 hadisle, “en çok hadis rivayet eden sahabilerin yedincisi” olacak ilmî birikime ulaşandır Hz. Ebu Said.

Hicrî 74 yılında vefat eden Ebu Said el-Hudrî (r.a.), hak olarak bildiğini söylemekte insanlardan korkmaz, doğru bildiği bir meseleyi tatbik etmekte kendisine muhalefet edilmesinden asla çekinmezdi. Nitekim bayram hutbesinin namazdan önceye alınmasına karşı çıkan Ebu Said (r.a.) bunun sünnete uymadığını yöneticilere hatırlatmış, aynı şekilde halifenin huzuruna çıkarak beğenmediği tavırlarını tenkit etmiş; Hz. Peygamber’in, doğruyu bilenin onu söylemekten geri durmaması hususundaki beyanı (Nesâî, “İman”, 17) üzerine bu uyarıyı yaptığını belirtmiştir.

Cesaretle gazalara katılmayı ve ilim talibi olmayı hayatında birleştiren Ebu Said el-Hudrî (r.a.), Hz. Peygamber’in rahmet pınarından ümmete pek çok hadisi şerifin ulaşmasına vesile olmuştur. Onun rivayet ettiği hadislerin bazıları şu mealdedir:

“Cennet ahalisi cennete, ateş ahalisi de ateşe girdikten sonra Yüce Allah: Kimin kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca iman varsa ateşten çıkarınız, diye emreder…” (Buhârî, “İman”, 14)

“Kim helalinden yer, sünnete göre hareket eder, insanlara kötülük ve eziyet etmezse cennete girer.” (Tirmizî, “Kıyâme” 60.)

“Mümin cennete kavuşuncaya kadar, kulağına gelen hayırlı söz ve hikmete doymaz.” (Tirmizî, “İlim” 19.)

“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse onu diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse o zaman onu kalbiyle değiştirsin. Bu da imanın en zayıfıdır.” (Ebû Dâvûd, “Salât” 239)

“Ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediği gibi siz de söyleyin.” (Buhârî, “Ezân” 7)

Yüce Allah bizleri sahabe-i kiramın örnekliğinden istifade eden ve onlardan öğrendiklerimizi hayatımıza aktaranlardan eylesin.

Amin…