Akıllı Taş

Yazan  Dr. Hafsa Fidan VİDİNLİ Pazar, 31 Aralık 2017 23:30
Öğeyi Oyla
(7 oy)

Geçen gün annem: “Telefon geldi doktordan, randevumuzu unutmuşuz. Hadi bir çıkalım. Hem biraz hava alırız.” dedi. Pek bir sevindim. Yolda yürürken yağmur çiselemeye başladı. Güneş nereye gitti göremedim. Kendimi atıvermişim yere, derin derin içime çektim kokusunu toprağın. Toprağı avuçladıkça daha bir kıvamlı geldi kokular burnuma, mis gibi. Annem tutup çekti kolumdan. “O kadar hevesli olma oğlum, nasılsa gireceğiz toprağa!” deyip kaldırdı beni zorla. O zaman da kokuyu alacak mıyım? Ya da toprak benim kokumu mu almaya başlayacak o zaman? Anneme soramadım.

Karşıdan bir teyze geliyordu, neydi adı şimdi unuttum. Gözü kusur bağışlamaz, gönlü küsurda. “Ah komşu ah!” dedi, dertli bir saz gibiydi kulaklarıma çalınan sesi. "Ağlama ölü için ağla deli için." diye boşuna dememiş atalarımız. Üstü başı çamur içinde çocukcağızın, hem elindeki telefon da ıslanmış!” “Aman Halime Hanım, o nasıl söz öyle!” diye sitem etti annem. Hatırladım, Halime idi adı, hiç hâlden anlamaz ya neyse. Çok üzülürdü annem bana söylenenlere, o gün de üzüldü, ne gereği varsa. Ne demekmiş; ölünün acısı zamanla küllenirmiş de delininki bâkiymiş. Kim bakayım bu bâki! Hüvelbâki!

Atasözlerinin de hiç arkası kesilmemiş, namımız yürümüş yıllarca. “Çocukla çocuk ol, deliyle deli olma.” demişler mesela. Nedendir bilmem bu ayrıştırma. Çocuk biraz deli, deli biraz çocuk değil mi? Sonra, “Birine kırk gün deli dersen deli olurmuş.” Yok daha neler! Kırk gün, “Akıllı” deseler ya bana da, o kadar kolaysa.

Geçenlerde aile meclisinde konuşulurken duydum; çok uykusuz kalan insan da deli gibi davranırmış, ne yaptığını bilmez, makul kararlar alamazmış. Günlerce uyudum bu yüzden, uyuya uyuya büyür belki aklım. Yine de olmadı, önceki gün mahalleye çevik olan kuvvetten gönderdiklerine göre. “Mahallenin delisi!” diye bağırıyordu bana onca akıllı, ellerinde akıllı telefonlarla fotoğraflarımı çekiyorlardı. “Taş atayım da izi kalsın akıllarında.” dedim, taş bulamayınca kaldırım taşlarına dayandım. Bir iki uğraşınca sökülüverdiler. Belediye bu, polis göndermiş işte, etraftan bir iki dükkân camı kırılınca. Kırk akıllı tutamadı beni hırslanınca. Siz hiç “mahallenin akıllısı” dendiğini duydunuz mu birisine? Velev ki o mahallenin en akıllısı olsun. Kimse akıllıları eliyle işaret ederek göstermez. Kimse de eliyle işaret edilerek gösterilmek istemez. Velev ki deli olsun. İyi tarafını da görmedim diyemem gerçi namımın. Mahalleyi slogana boğmama rağmen polis beni sürükleyip götürmedi. O gün en sert müdahaleleri; “Aman sende! Deli işte!” demek oldu.

Son günlerde mahallede değil evde de herkes bir akıllı telefondur tutturmuş gidiyor. Elinde akıllı telefon olanı herkes işaret ediyor. Sırf insanoğlu değil demek ki akıl sahibi. Bu nasıl bir şeyse hoş sohbet bırakmadı yalnız evde. Babam iş dönüşü hâl hatır sorardı önceden bana, gözlerime baka baka. Sırtımı sıvazlardı sonra. Şimdi fotoğraflarımı çekiyor sık sık, hâlimin iyi olduğunu bildiriyormuş konu komşuya, daha doğrusu cümle âleme. Hiç bu kadar fotoğraflanmamıştım. Ne bileyim geçen gün toprak kokusuna yere uzandığımda çekmedi mesela annem fotoğrafımı, oysa o benim en doğal hâlim. Akıllı dedikleri telefon, sadece akıllı bulunan şeyleri çekiyor galiba. Neyse, neydi bâki kalan bu kubbede? Özçekimler değil herhâlde. Belki özümüzden çekilenler, ya da neyse.

Telefonunu evde unutmuş geçenlerde babam. Evde unuttuğunu da unutunca aklını kaybetmiş iş yerinde, öyle dedi. Doktordan gelirken bahçedeki kuyuya fırlatmıştım onu, doktor bana akıllı desin diye ne hevesle yanıma almıştım telefonu oysa. Ararken deli oldular, ben de aradım onlarla, daha iyi anlaştık.

Ne demişler; “Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı…” Akıllı olsalar uğraşmazlar, aman sende! Her söz ataların sözü değil demek ki her ata da söz sahibi değil veya. İşte böyle. İstedim ki kuyuda benim de bir taşım olsun.

Bu kategoriden diğerleri: Biraz Sarı Biraz Mavi »