Biraz Sarı Biraz Mavi

Yazan  Dr. Hafsa Fidan VİDİNLİ Çarşamba, 31 Ocak 2018 19:45
Öğeyi Oyla
(7 oy)

İnci Hanım, pek bir sevgi doludur, büyük küçük ayırt etmez korur kollar herkesi. Muayenehanesi alt katta, bazen ziyarete giderim onu. Onca vukuatıma rağmen kovmaz beni hiç odasından. Geçenlerde tezgâhın üzerindeki su ısıtıcısını devirmez miyim? İçindeki su kaynar değilmiş Allah’tan. Canhıraş, sulardan kaçayım derken enjektör battı her yanıma. İnci Hanım müdahale etti hemen, “Seni yaramaz, kendi kendine iğne de oldun bak sonunda, neyse ki boştu enjektörler.” deyip sırtımı sıvazladı. Dosyam kabarık hasılı.

Mahalleden taşınmayı düşünüyor son günlerde. Çok üzüldü çocuklar, ben de. Doğma büyüme buralıyım. İyi kötü hatıralarım var sokaklarında, kıyıda köşede ve dört duvar arasında. Eve geldiğimde daha yavru idim, İnci Hanım’ın çocukları aralarında paylaşamadılar beni. Bacaklarımdan öyle bir çekiştirdiler ki ilk günden ayıracaklar sandım. Sonra İnci Hanım’ın deyimiyle beni sevmeyi öğrendiler yani anlamaya başladılar dilimden. O günden sonra ben de çok sevdim onları.

Yan apartmanda yaşayan komşular, Belediyeye şikâyet etmişler bizim evi ve muayenehaneyi. Müstakil evimizde kocaman bir aile gibiyiz, sesimiz soluğumuz aslında bahçenin çitleriyle çevrili. Ne istediler bilmem. İşittiğime göre daha steril, modern, şehirli bir hayatmış aparman dedikleri. Ne demek olduğunu pek anlamadım. Sahi bir de bu hayat öyle hayvansı kokuların yayıldığı ortamlardan uzak olmalıymış. Belediyeden istedikleri cevabı alamamış olacaklar ki kapıya dayandılar ellerinde kazma kürekle. Meğer küçük çiftliğimizde kendi halinde yaşayan irili ufaklı hayvancağızlardan korkuyorlarmış, onlar saldırırsa diye hazırlıklı gelmişler. Benim gördüğüm bütün hayvanların tırstığı idi.

İnci Hanım, gürültüleri duyunca elinde neşterle çıkageldi bahçe kapısına. Korkmayın canım, hikâyenin bir yerinde bir neşter görünce mutlaka bir şeyler kesilecek diye düşündünüz değil mi? O, sinema filmlerine has bir durum. Neyse ne diyordum? Neşterin ucunda bir miktar kan! Kapıya dayanan komşulardan kısacık sarı saçlı olan kadın bağıra çağıra kaçmaya başladı. “İlkellik ilkellik! Mahallede hayvanları kesiyorlar, yetişin!” diyordu. Daha da ne laflar saydı giderken, kulaklarımı tıkamasam duyardım. İnci Hanım veteriner sabrıyla seslendi onlara: “Ben hayvanları tedavi ediyorum, nesi ilkellik? Sizin, çocuklarınız doğum gününde iki saatliğine sevinsin diye satın alıp iki gün sonra sokağa salıverdiğiniz hayvanları iyileştiriyorum. Bunlar şehirli hayvanlar, öyle sokağa salınıverince nasıl yaşasın zavallıcıklar?”

Şehirlinin ne demek olduğunu o zaman anladım: Kendi başına bir hayat sürmeye muktedir olamayan varlıkların bir araya gelmesiyle oluşan bir topluluk. Oh ne güzel, kitaptan okur gibi söyledim! Şehirde, kitabın ortasından konuşmayı da öğrendim galiba. Bu sırada ilkelliğin de ne olduğunu kavradım. Neşterin ucunda kan varsa ilkel bir görüntü oluyor, ilkellik kan revan bir durum olsa gerek. O zaman modernlik, kanamanın görünür olmamasıyla ilişkili olmalı. Sterili zaten biliyorum. Geçen gün her yanımı delen iğneler sterilmiş mesela, steril olmasaymış hastalanır hatta ölebilirmişim. Bu durumda komşuların istediği steril hayat, ölme ihtimalinin görünür olmadığı bir hayat olmalı kanımca. Neyse İnci Hanım’ın neşteri sayesinde o gün kurtulduk şehirli ve modern komşuların taarruzundan. Kazma kürek dışında başka alet edevatla bahçe kapısına dayanacakları güne kadar belki de.

Beni merak ettiniz, değil mi? Ailenin haylazı gibi göründüm muhtemelen size, belki en küçüğü. Aslında en küçük olduğum doğru. Beni kucaklarında taşırlar, sıcacık köşelere kıvrılır yatarım evde. Yumuşacık beyaz tüylerim var. Tam olarak gözünüzde canlandıramadınız mı? Peki, o zaman bir ipucu vereyim, zaten çok severim yumaklarla oynamayı. Bir gözüm sarı diğer gözüm mavi. Paylaşamıyor şehir(li)ler beni.

Bu kategoriden diğerleri: « Akıllı Taş Makosen »