Bir Garip Yol Arkadaşı

Yazan  Dr. Hafsa Fidan Vidinli Salı, 29 May 2018 13:23
Öğeyi Oyla
(4 oy)

İstanbul’dan Ankara’ya dönüş biletimi aldım. Otobüsün kalkış saatine daha vakit vardı. Terminalde bir çay içip koltuğuma yerleşeyim istedim. Ne yalan söyleyeyim ben İstanbul’un en çok Ankara’ya dönüşünü severim. Deniz kokusundan sıyrılıp kendi toprağımın çorak kokusuna koşmak hoşuma gider. Toprak başka türlü çekiyor işte herkesi kendi memleketine…

Küçük bavulumu şoför muavinine verdim. Elimde tuttuğum evrak çantamla koltuk sıramı buldum. Pencere kenarı hep tercihimdir. Ankara’ya kaç kilometre kaldığını sık sık kontrol etmeliyim. Uzun boylu, zayıf, kumral, kibar görünüşlü, öğrenci olduğunu tahmin ettiğim bir genç yanımdaki koltuk numarasına baktı. Ardından gözlerini bana kaydırdı. Bir baş hareketi ve hafif bir gülümseme eşliğinde yan koltuğa oturdu. “Merhabalar evladım.” dedim. “Merhaba amca.” dedi yine gülümseyerek. Gençleri bir ayrı severim. Ne de olsa bizden sıra geçmekte, memleketim onlara emanet…

Tam bir iki laflayalım diye söz açacaktım ki cebinden telefonunu çıkardı. Bir süre bekledim. Otobüs hareket edene kadar telefonuyla oyalandı. Telefonu cebine atınca söze başlayacaktım ki bilgisayarını açtı. Her yerde internete bağlanmayı sağlayan aletten taktı bilgisayarına. Neydi adı şimdi unuttum. Anladım ki bu genç de bizim oğlan gibi hep internette. Ben diyeyim iki saat siz deyin üç saat bilgisayarıyla vakit geçirdi. Dinlenme tesisinde mola verilince dayanamadım: “Yoruldun evladım. Yol boyunca hep bilgisayar hep bilgisayar. Gel bir çay içelim.” dedim. “Sağ ol ama işim var amca, kusura bakma.” dedi. Eh işte, insan yaşlanınca gücü çenesine vururmuş. Benim gibi çene çalacak birini arayacak değil ya genç. Elbette meşgul olacak.

Mola yerinde açık hava mekânda duran sandalyelerden birine oturdum. Çayın yanında simit de atıştırdıktan sonra tekrar otobüse bindim. Etrafa bakındım, gençten eser yoktu. Otobüs tam hareket edecekti ki “Aman şoför bey oğlum! Yanımda bir delikanlı oturuyordu, o gelmedi, bekleyiverelim iki dakika.” dedim. “Tamam, bey amca, karşıdan koşarak geliyor, gördüm onu.” dedi şoför. Genç, nefes nefese bindi otobüse. Bu sefer o bilgisayarını açmadan ben lafı açayım istedim. “Ah evladım! Ne işin vardı on beş dakikada halledilemeyecek? Neredeyse otobüsü kaçıracaktın!” dedim. Delikanlı bir iki nefes daha alıp verdikten sonra “Öğle namazını eda ettim. Abdestimi tazeleyeyim derken biraz oyalandım galiba.” dedi.

Ne yalan söyleyeyim, bu genç yaşta böyle vaktine titiz bir delikanlıyı tanımak çok hoşuma gitti. “Maşallah evladım, hiç kaçırmıyorsun galiba vakitlerini.” dedim. Bir de ekledim: “Ben seni öyle bir cep telefonu bir internette görünce, vaktini hep heba ediyor bu gençler diye düşünmüştüm.” Delikanlı, ilk gördüğüm zamanki sakinliğine dönmüş hâlde ve gülümsemesini yüzüne takındıktan sonra konuşmaya başladı:

- Mesaj atarak anneme otobüse biniş saatimi bildirdim. Beni karşılamaya gelecekler. Bilgisayarda da üniversite bitirme tezimi hazırlıyorum. İnternetten kendi alanımda yapılmış izinli tezleri indirerek okuyorum. Bu alanda yeni çıkmış kitap var mı diye de araştırdım. Birkaç tanesini internetten sipariş ettim. Babama biraz masraf olacak ama ne yapalım. Çoğu babalar gibi “üç kâğıt” istiyor o da benden.

- Aman evladım. O nasıl bir söz! Sen akıllı bir çocuğa benziyorsun. Üçkâğıtla ne işin olur?

- Öyle değil amca. “Diploma, tezkere, cüzdan” istiyor benim babam da diğer babalar gibi. Zaten babalar oğullarından başka ne ister ki.

Diploma, tezkere, cüzdan… Evlilik cüzdanı olsa gerek sonuncusu. Şapkam yok ama olsaydı çıkarırdım çocuğun lafları karşısında. Sormadan edemedim, “Senin memleket de Ankara mı evladım?”

- Baba tarafından Ankaralıyım, anne tarafım Bursalı ama Bulgaristan göçmeni imiş dedelerim. Çocukluğum İzmir’de geçti. Babam emekli olunca, doğduğu topraklara yerleşmek istemiş.

- Ya işte evladım. Toprak çekiyor değil mi insanı?

- Toprak insanı çekmez, insan toprağa böyle bir anlam yüklemiş diye düşünüyorum. “O nasıl oluyor evladım?” diye sordum şaşkınlık içinde.

- Hepimiz topraktan geldik, üzerinde yaşıyoruz ve altına gömüleceğiz nasılsa. Yani aslında toprak bizim biz de toprağınız. Ayırmaya gerek var mı? Toprak çekmesi dediğiniz toprağın değil de üzerinde yeşerttiğimiz duyguların bizi çekmesi galiba…

“Maşallah!” dedim yine çocuğa, bu sefer gözlerine baka baka. Bir de omzuna elimi koyup “Sen bunları nereden öğreniyorsun evladım, internetten mi?” diye sordum. Ne dese beğenirsiniz:

- Hayır, amca, toprağımdan…

Bu kategoriden diğerleri: « Herkesin Gürültüsü