İhtişamlı Bir Şehir: Ani

Yazan  Seher Meriç Pazartesi, 03 Eylül 2018 23:45
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Millet tutturmuş bir Doğu Ekspresi; trenle Kars’a kadar gideceğim

diye… Evet, gerçekten çok keyifli bir yolculuk bu doğru ama ne yazık ki bu yolculuk için bilet bulmak mümkün değil ya da belki şöyle demem gerekiyor. Yataklı vagon için bilet bulmak çok zor. Trende bilet bulamadım diye hiç yolculuktan vazgeçilir mi peki? Elbet vazgeçilmez. Ben de öyle yaptım ve uçağa yöneldim. Kars’a tabii ki ilk gidişim değil. Daha önce de defalarca Sarıkamış’a gitmiştim. İşte o soğuk günlerden birinde arkadaşlarla “Ani” isimli bir kenti gezdik. İnanın hava o kadar soğuktu ki gezdiğimden bir şey anlamamıştım. Nasip bu sefereymiş…

“İyi de ne var bu eski kentte.” diye sorarsanız; hadi biz yolculuğumuza başlayalım... Kars’taki otelimize yerleştikten sonra Ani antik kentine nasıl gideceğimi soruşturdum. Kars ile Ani arası aslında çok uzak değil, yaklaşık 6 km. İki yöntem var. Birincisi taksi. Taksi şöförüyle muhakkak pazarlık edin. Ama öncelikle oteldeki yetkililerle muhakkak konuşun. İkinci yöntem ise dolmuş... “Aaa iyiymiş.” dediniz değil mi? Evet, iyi ama dolmuşlar çok sık sefer düzenlememekte. Bu yüzden dolmuşa binmeden önce kalkış ve dönüş saatlerini öğrenmenizde fayda var.

Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki her tarafı tarih, her tarafı paha biçilmez miraslarla dolu. Kervansaraylar, medreseler, saraylar, kaleler ve niceleri… Ani kenti de… Burası, Kars’ın Ocaklı Köyü’nde ve Arpaçayı boyu üzerinde yer alıyor.

Girişte eğer Müzekart’ınız varsa hiç zorlanmadan içeri girebiliyorsunuz. Ana kapıdan içeri girince masmavi bir gökyüzü ve yemyeşil, uçsuz bucaksız bir alan karşıladı bizi. Ve ikisinin arasındaki yüzlerce tarihî eser… Herkes Ani için “Harabe” tabirini kullansa da ben öyle görmedim. Benim için yirmi dört farklı  uygarlığın yüzyıllarca yaşadığı görkemli bir kent burası. Gezmeye nereden başlasam diye düşünürken ayaklarım kararımdan önce hareket etmeye başladı.

Hem gezeyim hem de size anlatayım. Bu kentin tam yedi giriş kapısı bulunuyor. Kars Kapısı, Aslanlı Kapı ve Sarnıçlı Kapı en bilinenleri. Kırk Kapılı Şehir diyenler de var burası için. 1880’li yıllarda bölgede bir yer altı şehri daha keşfedilmiş ve bu yer altı şehrinde 850’ye yakın yapı ve mağara bulunmuş. Kale, siyah renkli tüf taşından ve Horasan harcından yapılmış. Şahit olduğu birçok savaş kuşatmasına karşı dimdik ayakta durabilmiş.Yeri gelmişken Horasan harcı hakkında bir şeyler okumanızı da tavsiye ederim...

Hava güzel ve rüzgâr tatlı tatlı esiyor. Şehirde soluduğumuz havadan sonra burası muhteşem diyebilirim. Çünkü buranın rakımı yaklaşık 1800 metre. Yani bir yayla yüksekliğinde...

Fethiye Camii’nin önüne geliyorum. Burası eski bir kiliseymiş. 1000’li yıllarda yapılmış. 1064 yılında Sultan Alparslan’ın Ani’yi fethinden sonra camiye çevrilmiş ve Sultan ilk fetih namazını da burada kılmış. Bu nedenle de Fethiye Camii adını almış. Ne etkileyici değil mi? İçeri giriyorum. Buraya gelen ziyaretçilerin hemen hepsi ellerinde cep telefonları ve fotoğraf makineleri ile yanındakilere dediği “Beni şurada çeksene, yok yoook burada çek.” cümlelerin arasında başımı kaldırıp caminin tavan yüksekliğine bakıyorum. İnanın çok etkileyici... Yerdeki taşlardan birinin üzerine oturup ne anlatıyor camiyi dinlemek istiyorum... Ama onarım çalışması yapan makinaların sesi sohbetimizi kesiyor.

Kalkıp yoluma devam ediyorum çaresiz. Minaresini gördüğüm camiye doğru ilerliyorum. Hemen hatırlatmam lazım eğer tarihe benim kadar meraklıysanız. Burada en az yarım gün kalmanızı tavsiye ederim. Camiye varmadan hemen solumda akan nehrin adı Arpaçay. Buraya kadar tamam da şu aşağıda gördüğüm eski köprü ayakları da neyin nesi? Ben köprüyü daha iyi nereden görebilirim diye sağa sola doğru yürürken yanıma yaklaşan biri, “En iyi Ebu’l Menûçehr Camii’nin pencerelerinden görürsün.” diyor. Ve yanımdan geçip gidiyor. Teşekkür ediyorum...

Hızla ilerleyerek caminin içine giriyorum. Evet, içerdeki pencereler İpek Yolu köprüsünün en iyi görüldüğü yer. Hemen elimdeki kitapçığı açıp bakıyorum. Bu köprü 6400 km’lik İpek Yolu’nun Anadolu’ya ilk giriş noktasında bulunuyor… Tarihî köprüyle ilgili belki de en ilginç bilgi, IX. yüzyılda ve iki katlı olarak inşa edilmiş olmasıymış. Köprünün zemin katı kervan geçişleri için, üst katı ise yaya ve asker geçişleri için kullanılmış. Köprünün gövdesi maalesef yıkılmış, günümüze sadece nehrin her iki yakasında kalan ayakları ulaşabilmiş. Ama olsun, içinde “İpek Yolu” geçen her cümle benim merakımı uyandırmaya yetiyor.

Gelelim içinde bulunduğum Ebu’l Menûçehr Camii’ne… Burası günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşabilen en eski Selçuklu eseridir. Selçuklular Ani’yi 1064 yılında fethettikten sonra şehrin kontrolünü bir Türk beyliği olan Şeddâdîlere veriyor. İşte onların beyi olan Ebu’l Menûçehr de bu camiyi yaptırıyor. Gerek minaresinin mimarisi gerekse caminin kendisi muhteşem diyebilirim. Daha çok gezilecek yer var ama bir türlü bu camiden çıkamıyorum.

İçerisinde hem İslamiyet’e hem de diğer inançlara dair kalıntılar bulunan Ani Kenti’nde dolaşmak, bir masal diyarında gezmeye benziyor. İyi de ne olmuş da, şimdi hayalet şehir hâline dönüşmüş. Halkın toplu göçü, Moğol istilasıyla başlamış. 1300’lü yıllarda Ani, bir ticaret merkezi olma özelliğini yitirmiş ve kalan ticaret yolları daha güneyden geçer olmuş. En son olarak burada 1700’lerde yaşam varmış. Ama 1800’lere gelindiğinde artık insan izi kalmamış.

Eveeet, benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. bu kentin tamamını bence kendi gözlerinizle görün. Buralara kadar gelmişken Çıldır Gölü'nü, Kars merkezindeki Rus mimarisiyle yapılmış evleri de görün derim. Kışın Çıldır Gölü’nde cirit müsabakaları yapılıyormuş. Ben göremedim ama belki size nasip olur. Yörenin soğuğunu ve lezzetli yemeklerini de unutmayalım… Ve belki de en önemlisi bizler için toprağa düşen şehitlerimizi hiç ama hiç unutmayalım. Onlar olmasaydı, bizler şu anda ne bu hikâyeleri anlatabilirdik ne de bu topraklarda yaşıyor olurduk. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Nurlar içinde yatsınlar inşallah. Amin.