Sakarya'nın İki İncisi: Acarlar Longozu ve Maden Deresi

Yazan  Erkan Türkseven Salı, 02 Ekim 2018 21:58
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Diyelim ki İstanbul’da veya çevre illerden birinde yaşıyorsunuz ve hafta boyunca iş stresi, şehrin kaosu tüm enerjinizi tüketti. Hafta sonunda size nefes aldıracak bir kaçamak arayışı içindesiniz. Topu topu iki gününüz var, bu iki günü en verimli şekilde değerlendirmek istiyorsunuz ve üstelik bunun için yüklü bir bütçe ayırasınız da yok. Çok yakınınızdaki bir noktada doğa turizmi ile kültür turizmini bir arada yaşamaya ne dersiniz?

Sakarya’da, Karasu ve Kocaali ilçelerinin sınırında bulunan Maden Deresi; tam da böyle bir nokta. Sakarya merkeze 75, İstanbul’a yaklaşık 150 km mesafedeki Maden Deresi’ne gitmek için her ne kadar İstanbul-Ankara E80 otoyolu veya D100 karayolunu kullanabilecek olsanız da ulaşımı Şile, Ağva, Kandıra üzerinden sağlamanızı şiddetle öneririz. Bu şekilde, doğal güzelliklerle çevrili bir güzergâh seçmiş ve yapacağınız yaklaşık üç saatlik yolculuğu da eğlenceli hâle getirmiş olursunuz. Bu arada hemen belirtelim; ilkbahar ve sonbaharda gidecekseniz yanınıza ince bir hırka almanızda fayda var. Çünkü çınar, kestane ve kayın ağaçlarının perdelediği vadide güneşi görmeniz oldukça zor. Bir de yanınıza yiyecek bir şeyler almayı ihmal etmeyin. Alanda birkaç alabalık tesisi olsa da kalite açısından beklentinizi karşılamayabilir. Açıkçası Maden Deresi şahane bir mangal alanıdır. Mangalınız yoksa orada bulunan küçük işletmelerden cüzi rakamlarla kiralamanız mümkün. Siz yine de mangal ve semaverinizi yanınızda götürmeyi ihmal etmeyin. Mangal, semaver ve kıyafet dışında, dere içinde veya paralelinde yapacağınız yürüyüş için uygun ayakkabı ya da sandalet almanızda da fayda var. Dönelim yolculuğumuza…

Kandıra üzerinden gelmenizin bir diğer artısı da en az Maden Deresi kadar görülmeye değer bir başka güzellik olan Acarlar Longozu’nu gezme imkânı bulabilecek olmanız…  Aslında başlı başına bir gezi rotası olarak tercih edilebilecek bu güzelliğin terim bazında ne manaya geldiğiyle başlayalım tanıtımına. Longoz, akarsuyun içindeki çamurlu tortuların zamanla suyun denize döküldüğü yerde birikip bir set oluşturmasıyla suyun denizle buluşmasının engellenmesi sonucu meydana gelen su birikintilerinin oluşturduğu bataklıklar, göller ve subasar ormanlarına verilen ad olarak tanımlanabilir. Bu oluşumların dünyadaki en büyük örneği Amazonlar olmakla birlikte ülkemizde dört longoz var. Bunlar; Sarıkum, Kızılırmak ve Karacabey havzaları ile en büyükleri olan Acarlar Longozu’dur. Bu doğa harikası, yolculuğunuzun 120’nci kilometresinde ansızın sizi selamlıyor. Solunuzdaki güzelliğe dalıp sağınızda kalan ücretsiz otoparkı kaçırmayın lütfen. Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra sola, longozun iç kısmına doğru devam ediyorsunuz. Satıcıların çevrelediği kısa patika, sizi Longozun ziyarete açık 750 metrelik bölümünü gezebileceğiniz ahşap yürüyüş yoluna çıkarıyor. Uzun bir iskeleyi andıran yol boyunca size nilüfer yapraklarının oluşturduğu nefis bir manzara eşlik ediyor. Fotoğraf çekmeye doyamayacağınız bu alanı gezmeniz yaklaşık yirmi dakikanızı alıyor. Gezmiş olduğunuz bölüm, Longozun beşte biri bile değil. Yakın zamana kadar havzanın daha büyük bir kısmı kayıkla ya da deniz bisikleti ile gezilebiliyordu. Yaşanan bir kaza sonrası tehlike arz etmesi sebebiyle artık buna izin verilmiyor.

Longozdan ayrılmadan önce yolun hemen karşısındaki kameriyelerde bir çay içmeden gitmemenizi tavsiye ederiz. Longozdan ayrılırken camlarınızı açın ve yolculuğunuza daha düşük bir hızda devam edin. Yol boyu yaklaşık 500 metre solunuzda kalan Karadeniz’in kokusunu duyabilir hatta tüm hırçınlığı ile kıyıyı döven dalgaların sesini işitebilirsiniz.

Longozun büyüsünden henüz sıyrılmamışken Karasu’yu Kocaali istikametinde 10 km kadar geçtikten sonra sağ tarafınızda bir fırın görüyorsunuz. Bu fırını geçer geçmez ilk sapaktan Küçük Karasu Mahallesi istikametinde sağa dönüyorsunuz. Bu ayrıntıyı göz ardı etmeyin. Çünkü Maden Deresi tabelası gözünüzden kaçabilecek kadar küçük. Döndükten sonra tabelaları takip ederek gideceğiniz yaklaşık 9 km’lik asfalt yol sizi mesire alanına ulaştıracak. Alanın girişinde bir bariyer var ve araç başına 15 TL giriş ücreti alınıyor. Gelmekle iyi ettiğiniz düşüncesiyle dere kenarından yaklaşık 1 km kadar daha ilerleyince piknik alanlarına varmış oluyorsunuz. Burada sol tarafınızda büyük bir çayır ve çayırın bitiminde sırtını yamaca dayamış birkaç bungalov göreceksiniz. Dilerseniz buralarda konaklamanız mümkün. Bunun yanı sıra karavan ve çadır konaklaması için de elverişli bir alan.

Piknik alanınızı belirleyip yol yorgunluğunuzu attıktan ve açlığınızı yatıştırdıktan sonra Maden Deresi’nin asıl güzelliğini yaşamaya hazır olun. Yaklaşık yarım saatlik mesafedeki şelaleye ulaşmak için iki parkurdan birini seçmelisiniz. Bunlardan biri dere içi. Parkurun genelinde bileklerinizin az üzerinde su içinden yürüyerek ilerleyebilirsiniz. Burada kaygan taşlara dikkat etmelisiniz. Suyun serinliği sayesinde yürüyüş sizi yormayacak, bilakis dinlendirecektir. Ayrıca suyun bazı romatizmal rahatsızlıklara ve cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılır.

Parkur boyunca doğal güzelliklerin yanında bir tarihe de şahitlik edersiniz. Maden deresinin 1914 yılına kadar Fransızlar tarafından işletilen altın, çinko, kurşun ve boraks maden yataklarına sahip olduğu bilinir. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Fransızlar bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlar, giderlerken de madenlerin bütün dehlizlerini dinamitleyerek havaya uçurmuşlar. Tarihi müşahede ederek yapacağınız anlamlı ve keyifli yürüyüş; önünüzü perdeleyen, Cenevizliler zamanından kalma yüksek bir duvarda son bulur ve bu noktada şelalenin büyülü akışına kendinizi kaptırırsınız. Bu şelale çok büyük veya çok yüksek olmamasına karşın, bulunduğu ortam içinde gerçekten etkileyici bir görüntü sergiler. Şelalenin döküldüğü noktada oluşan küçük gölette yüzmeniz de mümkündür. Tabii cesaret edebilirseniz…

Dönüşte dere içi yerine patika parkuru tercih edebilirsiniz. Ya da dönüşte ıslak olma ihtimaliniz göz önünde bulundurulduğunda giderken patikayı tercih edip dönüşte dere içinden dönmeniz daha mantıklı olacaktır. Hemen şunu belirtmekte fayda var ki eğer çocuklu bir aileyseniz patikayı kullanmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Çünkü bu parkur, maceralı olduğu kadar tehlikelidir de… Yol, zaman zaman çok daralarak sizi uçurumla burun buruna getirebilir. Bazı kesimlerinde de yine maden döneminden kalma daracık ve alçak tünellerden geçmek zorunda kalabilirsiniz. Yaza doğru dağ çileği, sonbaharda ise kestane toplama olanağı, bu parkura büyük lezzet katan küçük bir ayrıntı…

Dönüşte de yolculuğunuzu daha büyük bir keyfe ve keşfe dönüştürmek için Adapazarı güzergâhını tercih edebilir, şehir içindeki lezzet duraklarından birinde meşhur ıslama köftenin ve kabak tatlısının tadına varabilirsiniz. Dilerseniz yolculuğunuzu Sapanca üzerinden devam ettirerek doğayla birlikteliğinizi Sapanca Gölü manzarasıyla biraz daha uzatabilirsiniz. Hatta geceyi de Sapanca’daki irili ufaklı konaklama tesislerinden birinde geçirerek ertesi gün Sapanca’yı da gezebilirsiniz. Dolu dolu geçen bir hafta sonunun ardından yeni haftaya dingin bir şekilde başlarken terennüm edeceğiniz yegâne şey, bu güzelliklerin şükrü olacaktır.

Bu kategoriden diğerleri: « İhtişamlı Bir Şehir: Ani